Cem Arıkan
Cem Arıkan - Spor

Arsenal'i deviren şey Fleetwood değil, kendi rotasyon tercihiydi

Bir Premier Lig şampiyonunun dördüncü lig ekibine penaltılarla elenmesi, ilk bakışta "kupanın büyüsü" diye anlatılır ve geçilir. Ben öyle bakmıyorum. Arsenal'in Fleetwood Town'a elenmesi bir masal değil, bir tercih meselesi. O gece sahada Arsenal'in ne kadarını gördüğümüzü sormak lazım önce. Cevap rahatsız edici: çok azını.

Mikel Arteta'nın kadro tercihi, maçın sonucunu tek başına açıklıyor. Max Dowman on altı yaşında ve ilk kez bir maça ilk 11'de başlıyor. Ceadach O'Neill, Marli Salmon gibi akademi oyuncuları da forma şansı buluyor. Şimdi burada iki farklı okuma var. Birincisi: gençlere güvenmek doğru iştir, bu tür maçlar tam da bunun için vardır. İkincisi: bir kupayı baştan çöpe atmak ile genç oyuncu yetiştirmek aynı şey değildir. Ben ikincisine daha yakınım. Çünkü aynı hafta Premier Lig'de Manchester City'nin puan kaybettiği haftayı galibiyetle kapatıp rakibini yakalayan bir Arsenal var. Yani takım formda, moral yerinde, ritim tutmuş. Bu ritmi bir dördüncü lig ekibi karşısında bu kadar ucuza harcamak, teknik direktörün öncelik sıralamasını bize açıkça gösteriyor.

Peki bu yanlış mı? Herkesin kafasındaki soru bu. Cevabım: yanlış değil ama yarım. Lig Kupası'nı önemsemeyen bir Premier Lig ekibi, rotasyonu da plansız yaparsa ortaya bu görüntü çıkar. Sadece "gençler oynasın" demek, o gençlerin etrafına doğru iskeleti kurmadan söylenmiş bir cümledir. Viktor Gyökeres'in 50. dakikada attığı gol, takımın aslında ne kadar kolay eşitliği bulabildiğini gösteriyor. Demek ki sorun yetenek değil, o yeteneğin sahaya hangi düzenle konulduğu. Fleetwood 21. dakikada Aaron Loupalo-Bi ile öne geçtiğinde Arsenal'in reaksiyonu golle geldi ama oyun kontrolü hiçbir an gerçekten Londra ekibinin eline geçmedi. Bu bir konsantrasyon sorunu mu, yoksa maça ciddiyetle çıkmama sorunu mu? Bence ikincisi. Ve bu, teknik direktörün kapısına yazılır.

Şimdi gelelim işin en çok konuşulacak kısmına. Max Dowman'ın kırmızı kartı. Bir kaynakta 85, diğerlerinde 86. dakika olarak geçiyor; bu tür ayrıntılar bir yana, olayın özü şu: on altı yaşındaki bir çocuk, takımını son dakikalarda on kişi bırakıyor ve penaltılara giden yolda işler iyice çığırından çıkıyor. Burada futbolcuyu yerin dibine sokmak en kolayı ve en haksızı. On altı yaşındaki bir oyuncuyu böyle bir maçın böyle bir anında tek başına bırakmak, oyuncunun değil onu oraya koyanın meselesidir. Genç oyuncuya yatırım yapacaksan, onu koruyacak bir yapının içine koyacaksın. Tek başına ateşe atıp sonra "tecrübe kazandı" demek, tecrübe değil, fatura.

Penaltılara gelince. Bruno Guimaraes'in kaçırdığı atış ve sonrasında Fleetwood'un hiç hata yapmaması, turu belirledi. Burada dikkat çeken bir ayrıntı var: Fleetwood Town Teknik Direktörü Matt Lawlor, maç sonrası yaptığı açıklamada penaltı çalışması yapmadıklarını söylüyor; normal süre bitince uzatmaların oynanacağını düşündüğünü, yardımcılarının ise doğrudan penaltılara geçileceğini hatırlattığını belirtiyor. Bu cümle bence gecenin en çarpıcı cümlesi. Çünkü futbolun en klasik dersi burada: hazırlık, sadece antrenman sahasında yapılan iş değildir. Bazen kafanın içindeki hazırlıktır. Penaltı çalışmayan bir takım, penaltılarda hata yapmıyor; çalıştığı varsayılan bir takım ise kaçırıyor. Bu tesadüf mü? Kısmen. Ama tesadüfün de bir mantığı vardır: baskıyı kim taşıyorsa, hatayı o yapar. O gece baskıyı taşıyan taraf Arsenal'di ve kaybetti.

Kaleci Jay Lynch'in kurtarışları da bu tabloyu tamamlıyor. Bir dördüncü lig kalecisinin böyle bir gecede öne çıkması, rakibin ne kadar ciddiyetsiz olduğunun da göstergesi. Çünkü kaleciyi kahraman yapan şey, çoğu zaman karşı tarafın bitiricilikteki dağınıklığıdır. Arsenal pozisyon buldu mu? Buldu. Ama bir Premier Lig ekibinin bir dördüncü lig ekibi karşısında "pozisyon buldu" demesi övünç değil, eksiklik itirafıdır. Rakibin seviyesi belli. Sen oraya şampiyon olarak gidiyorsun ve 90 dakika boyunca tek gollük bir maç oynuyorsun. Bu, oyun kalitesi değil, oyun ciddiyeti tartışmasıdır.

Bir de maçın ilk dakikalarındaki drone olayı var. Saha üzerinde bir drone görülmesi üzerine hakem Michael Salisbury oyunu durduruyor, görevlilerle görüşüyor ve oyuncuları soyunma odasına çağırıyor. Yaklaşık sekiz dakika sonra maç kaldığı yerden devam ediyor. Bu tür kesintiler, büyük takımların konsantrasyonunu bozar mı? Bozabilir. Ama bunu bahane olarak sunmak, dördüncü lig ekibine elenmenin açıklaması olamaz. Çünkü aynı kesinti iki takım için de yaşandı. Hatta o kesintiden daha çok etkilenmesi gereken taraf, maç ritmini kaybetmemesi gereken ev sahibiydi. İşin doğrusu şu: Arsenal'in sorunu drone değil, kafasındaki planın belirsizliğiydi.

Peki bu sonuç bize ne anlatıyor? Birincisi, "küçük takım" kavramı sahada değil, kağıt üzerinde var. Fleetwood Town, Lig Kupası'nda tarihinde ilk kez çeyrek finale kalıyor. Bu, kulüp tarihine yazılacak bir gece. İkincisi, büyük takımların rotasyon politikası artık bir lüks değil, bir risk yönetimi meselesi. Arteta'nın gençlere şans vermesini eleştirmiyorum; eleştirdiğim şey, bu şansın etrafına rekabetçi bir iskelet kurulmaması. Üçüncüsü, penaltılar bir piyango değil. Kafada biten bir oyun. Lawlor'un açıklaması bunu gösteriyor: çalışmamışlar ama kazanmışlar, çünkü kazanma baskısı karşı taraftaydı.

Şimdi Arsenal cephesinden bakalım. Premier Lig'de Manchester City'nin puan kaybettiği haftayı galibiyetle kapatıp rakibini yakalamak, bir takımın sezon içindeki en değerli kazanımlarından biri. Ama aynı takım, üç gün sonra bir kupadan eleniyor. Bu ikilem, modern futbolun en klasik sorusu: her kulvarda mı, yoksa en önemli kulvarda mı? Benim cevabım net: bir kulübün büyüklüğü, hangi kupayı ciddiye aldığıyla değil, hangi maça hangi ciddiyetle çıktığıyla ölçülür. Çünkü taraftar, "önemsiz kupa" diye bir şeyi kabul etmez. O tribüne gelen adam, bir dördüncü lig ekibine elenmeyi değil, turu geçmeyi bekler. Ve o beklenti, kadro tercihinden bağımsız olarak her maçta geçerlidir.

Bu noktada teknik direktör kararlarını sorgulamak, sadece sonuç üzerinden konuşmak değildir. Arteta'nın elinde bir kadro var ve bu kadro, bir dördüncü lig ekibini yenebilecek kalitede. Sorun, o kalitenin sahaya hangi düzenle yansıtıldığı. Genç oyuncularla dolu bir 11, eğer etrafında tecrübeli bir omurga yoksa, sadece bir deneme tahtası olur. Deneme tahtasından zafer çıkmaz; ancak ders çıkar. Arsenal o gece ders aldı mı, onu önümüzdeki maçlarda göreceğiz. Ama bir şeyi kabul edelim: Fleetwood Town hak etti. Penaltılarda hata yapmadılar, kalede direnç gösterdiler ve sonuçta çeyrek finale kaldılar. Bu, onların gecesiydi.

Peki Arsenal ne yapmalı? Önce şu soruyu sormalı: Lig Kupası bu sezon gerçekten hedef miydi, yoksa bir yük mü? Eğer yükse, bunu baştan söyleyeceksin ve kadroyu ona göre kuracaksın. Ama "gençlere şans" söylemiyle "kupayı önemsemiyoruz" söylemini aynı cümlede kullanırsan, ortaya çıkan tablo bu olur. İkincisi, genç oyuncuları koruma meselesi. Dowman gibi bir yeteneği tek maç üzerinden ne göklere çıkarırım ne de yerin dibine sokarım. Ama onu böyle bir maçın son dakikalarında tek başına bırakmanın bedelini, sadece o çocuk ödemiyor; takım ödüyor. Üçüncüsü, penaltı hazırlığı. Bu, teknik ekip işi. Çalışıp çalışmamak bir tercih; ama sonucun sorumluluğu da o tercihin sahibinde.

Fleetwood Town cephesinde ise futbolun en güzel tarafı var: kimsenin beklemediği bir anda, kimsenin beklemediği bir sonuç. Bir teknik direktörün "penaltı çalışmadık" demesi, aslında bir mütevazılık değil, bir gerçeklik itirafı. Ve bu gerçeklik, büyük takımların ne kadar kırılgan olabileceğini gösteriyor. Arsenal gibi bir takım, bir dördüncü lig ekibine eleniyorsa, orada futbolun kendisi kazanmıştır. Ama futbolun kazanması, Arsenal'in kaybetmesini meşrulaştırmaz. Sadece, o gece sahada kimin daha çok istediğini gösterir.

Benim için bu maçın özeti tek cümlede: Arsenal, Fleetwood'a değil, kendi öncelik sıralamasına yenildi. Kadro tercihi, konsantrasyon eksikliği, penaltı hazırlığı ve genç oyuncu yönetimi... Hepsi aynı çizginin üzerinde. Bir teknik direktör, bir kupayı ciddiye alıp almadığını kadro tercihiyle söyler. Arteta o gece ne söyledi? Bunu herkes kendi gözünden okuyacak. Ama sonuç ortada: bir dördüncü lig ekibi çeyrek finale çıktı, bir Premier Lig şampiyonu ise elendi. Ve bu, sadece bir skor değil, bir tercihin fotoğrafı.

Şimdi sıra Arsenal'de. Bu yenilgiyi "küçük bir kupa" diye geçiştirirlerse, aynı hatalar tekrar eder. Ama eğer bu geceyi bir ayna olarak kullanırlarsa, belki de sezonun geri kalanında daha dikkatli bir takım izleriz. Futbol, bazen en beklenmedik yerden en büyük dersi verir. Fleetwood Town, o dersi verdi. Geriye kalan, Arsenal'in o dersi alıp almayacağı.

Toplam 14 defa okunmuştur.

Cem Arıkan diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.