Cem Arıkan
Cem Arıkan - Spor

Yabancı Kuralında Yeni Kapı: Peki Bu Gerçekten Yerli Futbolcu mu Yetiştirecek?

Futbol gündeminde öyle bir başlık var ki, sabah kalktığınızda "yine ne oldu?" diye iki kere okuma ihtiyacı duyuyorsunuz: Türk devletlerinin futbolcuları, birbirlerinin ülkelerinde yerli statüsünde sayılacakmış. Yani Kazakistan'dan, Özbekistan'dan, Azerbaycan'dan gelen bir oyuncu, Türkiye'de yabancı kontenjanına takılmayacak. Kulağa ilk anda çok büyük bir hamle gibi geliyor, değil mi? Ama bir durun, futbolun o soğuk gerçeğiyle yüzleşelim: Kağıt üzerinde atılan her imza, sahada karşılığını bulmadıkça havada kalır.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu'nun açıklamasına göre, Türk devletlerinin futbol federasyonları geçtiğimiz hafta Türkiye Futbol Federasyonu'nun ev sahipliğinde bir zirve yapmış ve bu zirveden karşılıklı yerli statü kararı çıkmış. Zorlu'nun sözleri net: "Bu zirveyle birlikte Türk devletlerimizde futbolcularımız karşılıklı olarak artık yabancı değil, yerli statüsünde sayılacaklar. Türk dünyasında bir futbol ekosistemi oluşturacaklar. Büyük yeteneklerimizi karşılıklı olarak ülkelerimize kazandıracağız." Açıklama, 29-30 Ekim'de Ankara'da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı 13'üncü Liderler Zirvesi öncesinde, parti genel merkezinde yapılan bir basın toplantısında gelmiş. Yani bir anlamda zirvenin futbol ayağının fragmanı izletilmiş bize.

Şimdi burada iki ayrı iş var. Birincisi, spor diplomasisi. İkincisi, Süper Lig'in kadro mühendisliği. Bunları birbirine karıştırırsak yanılırız. Spor diplomasisi tarafı güzel, gönül okşayıcı, "Türk dünyası" söylemiyle uyumlu bir adım. İki yılda bir düzenlenmesi planlanan "Türk Devletleri Futbol Kupası" fikri de aynı çerçevenin içinde duruyor. Zorlu'nun ifadesiyle: "Ve bununla eş zamanlı olarak planlanan bir başka husus da iki yılda bir düzenlenmesi planlanan 'Türk Devletleri Futbol Kupası' olacaktır." Bu turnuva, milli takımlar bazında mı yoksa kulüpler bazında mı olacak, formatı ne olacak, takvime nasıl oturacak; bunlar henüz açıklanmış değil. Ama niyet belli: Türk dünyası arasında futbol üzerinden bir köprü kurulacak.

Gelelim işin bizi asıl ilgilendiren kısmına. Yani kulüplerin kadro planlamasına. Burada durup bir düşünmemiz lazım. Yabancı kuralı dediğimiz şey, Türk futbolunun on yıllardır kangreni. Bir türlü oturtamadık. Kimi zaman kontenjanı serbest bıraktık, kulüpler sahaya on bir yabancıyla çıktı. Kimi zaman sıkı sıkıya kapattık, bu sefer de kaliteli yerli bulamayan kulüpler Anadolu'da birbirinin aynısı orta sahalarla boğuştu. Şimdi önümüze yeni bir kapı açılıyor. Peki bu kapıdan giren oyuncular, gerçekten Türk futbolunun seviyesini yukarı çeker mi, yoksa kontenjanı "yerli" etiketiyle doldurmanın kestirme bir yolunu mu bulmuş oluyoruz?

Bu soruyu sormak zorundayım, çünkü futbolun ekonomisi acımasızdır. Bir kulüp yöneticisi düşünün. Elinde sınırlı bir bütçe var, yabancı kontenjanı da dolu. Ne yapar? Gider, "yerli sayılan" bir Türk devletleri futbolcusunu alır. Belki kalitesi tartışılır, belki Süper Lig seviyesinin altındadır ama maliyeti düşüktür ve kontenjana takılmaz. İşte tam burada işin özü değişiyor. Eğer bu kural, altyapıdan oyuncu çıkarmayı teşvik eden bir mekanizmayla desteklenmezse, sadece "ucuz kontenjan doldurma" aracına dönüşür. Bu da Türk futboluna fayda değil, uzun vadede zarar getirir. Çünkü altyapıya yatırım yapmak yerine, hazır oyuncuyu dışarıdan getirme alışkanlığı daha da pekişir.

Öte yandan, haksızlık da etmeyelim. Bu kuralın doğru kullanıldığı bir senaryo da var. Diyelim ki Özbekistan'da, Kazakistan'da veya Azerbaycan'da gerçekten yetenekli, aç bir oyuncu var. Türkiye'ye gelmek istiyor ama yabancı kontenjanı yüzünden kapı kapalı. Şimdi o kapı aralanıyor. Bu oyuncu gelir, Süper Lig'de kendini gösterir, belki birkaç yıl sonra Türk vatandaşlığına geçer, hatta milli takım kapısını bile çalar. Bu, Türk futbolunun havuzunu genişletir. Ama burada bir şart var: Kulüplerin bu oyuncuları "ucuz iş gücü" gibi değil, "geliştirilecek yetenek" gibi görmesi lazım. Aksi halde aynı tas aynı hamam.

Bir de şu var: Bu karar, Türkiye'deki yerli oyuncu tanımını da dolaylı olarak etkiliyor. Bugüne kadar "yerli" kavramı, büyük ölçüde Türk vatandaşlığı üzerinden tanımlanıyordu. Şimdi buna yeni bir katman ekleniyor. Türk devletleri vatandaşları da bu kategoriye giriyor. Bu, hukuki ve idari açıdan ciddi bir düzenleme gerektirir. TFF'nin bu konuda nasıl bir statü belgesi hazırlayacağı, kulüplerin bu oyuncuları hangi şartlarda transfer edebileceği, sözleşme detayları nasıl işleyecek; bunların hepsi masada. Zorlu'nun açıklaması bir niyet beyanı. Uygulama detayları ise henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil.

Şunu da unutmayalım: Türk futbolunun sorunu sadece yabancı sayısı değil. Sorun, altyapı tesislerinin yetersizliği, genç oyunculara yeterli süre verilmemesi, teknik direktörlerin sonuç baskısı altında gençlere şans tanımaması. Yabancı kuralını değiştirmek, bu sorunların hiçbirini tek başına çözmez. Hatta bazen daha da içinden çıkılmaz hale getirir. Hatırlayın, geçmişte kontenjan serbest bırakıldığında ne oldu? Kulüpler sahaya neredeyse tamamen yabancı kadrolarla çıktı, milli takımın geleceği tartışma konusu oldu. Sonra kural sıkılaştırıldı, bu sefer de kulüpler "nasılsa oynatmak zorundayım" diyerek kalitesiz yerli oyunculara yöneldi. Şimdi aynı hatayı tekrarlamayalım.

Peki bu yeni düzenleme ne getiriyor? Bence getirdiği en önemli şey, Türk dünyasıyla futbol üzerinden kurulacak bir bağ. Bu, siyasi ve kültürel bir proje. Ama futbolun gerçekleri, siyasi projelerin üzerinde durur. Eğer bu bağ, sahadaki kaliteyi artırmazsa, taraftarın gözünde bir anlamı kalmaz. Taraftar, "yerli statüsünde" diye bir oyuncuya tahammül etmez. O, sahada mücadele, kalite ve sonuç ister. Bu yüzden kulüplerin bu kuralı bir "kolay yol" olarak görmemesi, aksine "fırsat" olarak değerlendirmesi gerekiyor. Doğru oyuncuyu bulup geliştirmek, onu Türk futboluna kazandırmak; işte asıl mesele bu.

Bir de teknik direktörler açısından bakalım. Bir teknik direktör, elinde "yerli sayılan" bir Türk devletleri oyuncusu olduğunda ne yapar? Eğer oyuncu gerçekten kaliteli ise, oynatır. Ama ya değilse? O zaman da "kontenjanı doldurmak için" oynatmak zorunda kalabilir. Bu, takımın genel performansını düşürür. Teknik direktörün işi zaten zor. Bir de "yerli" etiketiyle gelen ama kalitesi tartışmalı oyuncularla uğraşmak zorunda kalırsa, işi daha da zorlaşır. Bu yüzden bu kuralın, kulüplere "şu kadar Türk devletleri oyuncusu oynatma zorunluluğu" getirmemesi lazım. Sadece "yerli sayılma" hakkı vermeli, zorunluluk değil. Aksi halde yine kağıt üzerinde güzel görünen ama sahada işlemeyen bir düzenlemeyle karşı karşıya kalırız.

Son olarak şunu söyleyeyim: Türk futbolu, yıllardır yabancı kuralıyla yatıp kalkıyor. Her gelen yönetim, kendi kuralını getiriyor. Ama bir türlü istikrar sağlanamıyor. Bu yeni adım da eğer uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak değil de, günü kurtarma hamlesi olarak görülürse, birkaç yıl sonra yine aynı noktaya döneriz. Önemli olan, altyapıya yatırım yapmak, genç oyunculara güvenmek ve kulüplerin kendi yeteneklerini üretmesini teşvik etmek. Türk devletleri futbolcularının yerli sayılması, bu hedefin bir parçası olabilir; ama tek başına yeterli olmaz. Futbol, sabır ve emek işi. Kısa yoldan başarı gelmez. Umarım bu sefer, kağıt üzerindeki güzel cümleler, sahada da karşılığını bulur.

Toplam 324 defa okunmuştur.

Cem Arıkan diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.