Bakırköy Operasyonu: İhale Dosyaları ve Ruhsat Kuyruğunun Ardındaki Tablo
Bir belediyeyi sadece bütçesiyle, hizmetleriyle ya da siyasi kimliğiyle değil, ihalelerini nasıl yaptığıyla ve vatandaşa nasıl davrandığıyla okumak gerekir. Bakırköy Belediyesi'ne yönelik soruşturma, tam da bu iki başlığın kesiştiği yerde duruyor. Basına yansıyan bilgilere göre Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, "ihaleye fesat karıştırma" ve "irtikap" suçlamaları kapsamında bir soruşturma yürütüyor. Soruşturmanın çıkış noktası, başsavcılığa ulaşan ihbarlar. Bu ihbarlarda iki ayrı iddia grubu öne çıkıyor: mal ve hizmet alımlarına ilişkin ihalelerde usulsüzlük yapılarak kamu zararına neden olunduğu ve iş yeri açma ile çalışma ruhsatı almak isteyen işletme sahiplerinden hukuka aykırı şekilde para talep edildiği.
İkinci iddia, ilk bakışta bir ihale dosyasından daha sıradan görünebilir. Oysa bir esnafın ruhsatını alabilmek için ne kadar beklediği, hangi kapıyı kaç kez çaldığı, belediyenin en gündelik yüzüdür. İddialara göre istenen miktarı ödemeyen işletmelerin ruhsat işlemleri sürüncemede bırakılmış. Eğer bu iddia yargı önünde doğrulanırsa, ortada sadece bir kamu zararı değil, aynı zamanda bir güven erozyonu da vardır. Çünkü bir işletme sahibi için ruhsat, bir belge değil; kepengin açık kalması, çalışanın maaşı, ailenin geçimi demektir.
Soruşturmanın somut ayakları da var. Başsavcılık, belediyenin farklı müdürlüklerince 2024-2026 yılları arasında gerçekleştirilen açık ve pazarlık usulüne tabi 42 ihale dosyasını bilirkişi incelemesine almış durumda. Şüphelilerin HTS kayıtları ve Mali Suçları Araştırma Kurulu raporları analiz edilmiş; iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine başvurulmuş. Yani süreç, bir ihbarın hemen ardından açılmış alelacele bir dosya görüntüsü vermiyor. Teknik takip, mali analiz ve bilirkişi incelemesi gibi üç ayrı ayağı olan bir hazırlık evresi tarif ediliyor. Bu, iddiaların ciddiyet derecesini değil, soruşturmanın kapsamını gösterir; nihai hükmü elbette mahkeme verecek.
Dosyanın en dikkat çekici yanı, şüpheli listesinin niteliği. Basına yansıyan bilgilere göre aralarında belediye başkan yardımcıları, belediye meclis üyeleri, belediye personeli ve ihalelere katılan firma temsilcilerinin bulunduğu toplam 68 şüpheli hakkında işlem başlatılmış. Cumhuriyet Başsavcılığı, şüphelilerin yakalanması, gözaltına alınması, ifadelerinin alınması, arama ve el koyma işlemlerinin gerçekleştirilmesi için İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne talimat vermiş. Operasyonun sabah saatlerinde başladığı ve işlemlerin sürdüğü aktarılıyor.
Gözaltı sayısına dair aktarılan ayrıntıda bir netlik yok. Bir kaynakta 68 şüpheli hakkında gözaltı talimatı verildiği belirtilirken, başka bir aktarımda aralarında 5 başkan yardımcısı, 2 meclis üyesi ile bir kısım müdür ve personelin bulunduğu 56 şüphelinin gözaltına alındığı ifade ediliyor. Bu fark, sürecin devam eden bir operasyon olmasından kaynaklanıyor olabilir; nitekim arama ve gözaltı işlemlerinin henüz tamamlanmadığı belirtiliyor. Sağlıklı olan, ilk saatlerdeki rakamları kesinleşmiş sonuç gibi okumamak. Operasyonun bilançosu, işlemler tamamlandığında netleşecek.
Burada üzerinde durulması gereken asıl mesele, soruşturmanın siyasi bir tartışmaya malzeme yapılma biçimi. Bir kaynak metin, operasyonu "CHP ve YENİ Partili belediyelere yönelik operasyonlar" başlığı altında sunuyor. Bu çerçeveleme, dosyanın hukuki içeriğini gölgeleyebilecek bir eğilim taşıyor. Yerel yönetimlere yönelik soruşturmalar elbette siyasetin gündemine girer; belediye başkan yardımcılarının ve meclis üyelerinin adının geçtiği bir dosyada bu kaçınılmaz. Ama iki yönlü bir dikkat gerekiyor: Bir yanda denetimin siyasi amaçla araçsallaştırılması riski, diğer yanda yolsuzluk iddialarının "siyasi operasyon" söylemiyle üstünün örtülmesi riski. İkisi de kamu yararına zarar verir. Doğru tutum, iddiaların ciddiyetini kabul etmek ama masumiyet karinesini de sonuna kadar korumak.
İhale süreçleri, belediyelerin en kırılgan alanıdır. Çünkü ihalede para, yetki ve takdir aynı masada buluşur. 42 dosyanın bilirkişi incelemesine alınmış olması, soruşturmanın tek bir olayla sınırlı tutulmadığını gösteriyor. Eğer bu dosyalarda usulsüzlük tespit edilirse, sorulması gereken soru şu olacak: Bu nasıl oldu? Hangi denetim mekanizmaları devre dışı kaldı? Belediyenin iç denetim birimleri, meclis denetim komisyonu ve sayıştay denetimi bu süreçte nerede durdu? Bir yolsuzluk iddiasını sadece faillere indirgemek, asıl sistemi ıskalamak olur. Kurumsal denetimin zayıflığı, tek tek kişilerin niyetinden daha büyük bir sorundur.
Ruhsat iddiaları ise ayrı bir başlık açıyor. İhalelerdeki usulsüzlük genellikle büyük parayla, firma temsilcileriyle ve teknik ayrıntılarla anlatılır. Ruhsat meselesi ise doğrudan vatandaşın kapısını çaldığı bir hizmet. Eğer bir esnaf, ruhsatını almak için "hukuka aykırı şekilde para talebi" ile karşılaştıysa, burada zarar gören sadece o esnaf değildir. Belediyeye duyulan güven de zarar görür. Çünkü vatandaş, belediyeyi hizmet veren bir kurum olarak görmek ister; ödeme yapılmadığında işi sürüncemede bırakılan bir merci olarak değil.
Soruşturmanın hukuki çerçevesi de önemli. Başsavcılık açıklamasında Türk Ceza Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu ile Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği hükümlerine atıf yapılıyor. Bu, dosyanın sadece ceza hukuku değil, aynı zamanda kamu mali denetimi boyutuyla da ele alındığını gösteriyor. Kamu zararı tespiti, ceza soruşturmasından ayrı bir süreçtir; tazmin ve sorumluluk boyutu da vardır. Bu nedenle soruşturmanın sonucu, sadece gözaltı sayılarıyla değil, kamu zararının olup olmadığı ve varsa nasıl giderileceğiyle de ölçülmeli.
Bir başka açıdan bakmak gerekirse, bu tür operasyonların toplumsal algısı da yönetilmek zorunda. Sabah saatlerinde başlayan gözaltılar, öğleye doğru sosyal medyada kesinleşmiş hüküm gibi dolaşmaya başlar. Oysa hukuken bu aşama, sadece bir soruşturma aşamasıdır. Şüpheliler hakkında henüz iddialar dışında bir tespit yok. Bu ayrımı korumak, sadece şüphelilerin değil, aynı zamanda soruşturmanın sağlıklı yürümesinin de garantisidir. Kamuoyunun doğru bilgiye erişimi, dedikodunun önüne geçilmesiyle mümkün.
Yerel yönetimlerin özerkliği ile denetim arasındaki denge, Türkiye'nin uzun süredir tartıştığı bir konu. Bir yanda belediyelerin seçilmiş irade olarak karar alma serbestisi, diğer yanda kamu kaynaklarının hesap verebilirliği. Bu dengeyi kuramayan sistemlerde iki uç ortaya çıkar: Ya denetim siyasi bir sopaya dönüşür ya da denetimsizlik kurumsal bir alışkanlık hâline gelir. Bakırköy dosyası, bu dengeyi doğru kurmanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Soruşturmanın sonucu ne olursa olsun, asıl kazanım, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve şeffaflığın artırılması olmalı.
Şimdi gözler yargıda. Bilirkişi raporları, HTS kayıtları ve mali analizler ne söyleyecek? İddialar hangi somut delillerle desteklenecek, hangileri havada kalacak? Bu soruların cevabı, sadece bir belediyenin değil, yerel yönetimlerin tamamının geleceğini ilgilendiriyor. Çünkü herkes biliyor ki bir dosyanın sonucu, diğer dosyaların da nasıl yürütüleceğine dair bir emsal oluşturur. Adil, hızlı ve şeffaf bir yargılama; hem iddiaların aydınlanması hem de kamuoyunun güveni için tek yol. Geri kalanı, hukukun işleyişine bırakılmalı.
Selin Yalçın diğer yazıları:
- Bakırköy Operasyonu: İhale Dosyaları ve Ruhsat Kuyruğunun Ardındaki Tablo
- Bolu'da Şafak Operasyonu: Yerel Yönetimde Güven Erozyonu
- Sırbistan'da Öğrencilerin Zaferi: İktidarın Bittiği Yer, Yeni Siyasetin
- Libya'dan gelen onay, Akdeniz'de yeni bir diplomatik denklemin kapısını araladı
- Hazine'de Tek İsim Değişmiyor: Taşkın Ataması ve Ekonomi Bürokrasisinin Yeni









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.