Selin Yalçın
Selin Yalçın - Toplum

Marmara'da Fırtına: Ulaşımın Kırılganlığı Bir Kez Daha Göründü

Marmara Denizi'nde etkisini artıran fırtına, Bursa ile İstanbul arasındaki deniz ulaşımını vurdu. Bursa Deniz Otobüsleri, olumsuz hava koşulları nedeniyle bugün gün boyunca planlanan 12 karşılıklı seferin programdan çıkarıldığını duyurdu. İptal edilen seferler sabah 07.00'deki Bursa (Mudanya)-İstanbul (Kabataş) hattından başlıyor, akşam 19.30'daki İstanbul (Kabataş)-Bursa (Mudanya) seferine kadar uzanıyor. Arada Armutlu (İhlas) hattına yapılması planlanan seferler de var. Yetkililer, hava koşullarının seyrine göre gün içindeki diğer seferlerin de yeniden değerlendirileceğini belirtmiş, yolculara güncel bilgileri resmi kanallardan takip etmelerini tavsiye etmiş.

Bu tabloyu sadece bir "hava muhalefeti" haberi olarak okumak eksik olur. Aynı gün İstanbul'da son 41 yılın en fazla yağışı kaydedildiği, metrekareye düşen yağmur miktarının 242 kilograma ulaştığı aktarılıyor. Selde bir kişi hayatını kaybetmiş, 14 yaşındaki bir çocuk ise bastığı su birikintisindeki elektrik kaçağından can vermiş. Bu iki olgu —deniz seferlerinin iptali ve kentte yaşanan can kayıpları— aynı hava sisteminin farklı yüzleri. Biri ulaşımın aksaması, diğeri altyapının çökmesi. İkisi de aynı soruyu sorduruyor: Biz bu tür olaylara ne kadar hazırlıklıyız?

Deniz ulaşımı söz konusu olduğunda iptal kararı aslında doğru karar. Fırtınada sefer yapmak, yolcu güvenliğini riske atmak demek. Ancak burada asıl mesele, iptalin kendisi değil, bu iptallerin ne sıklıkla yaşandığı ve alternatiflerin ne kadar hazır olduğu. Bursa-İstanbul hattı, sadece iki kenti değil, bölgenin ekonomik ve sosyal damarlarını birbirine bağlıyor. Sabah 07.00 seferinin iptali, işine gitmeye çalışan birçok kişi için günün planının çökmesi anlamına geliyor. Karayolu alternatifi var, evet; ama o da aynı fırtınadan etkileniyor, trafik yoğunluğu ve köprü geçişleri zaten yıllardır kronik bir sorun.

İstanbul'da yaşanan sel ve can kayıpları ise çok daha ağır bir tabloyu işaret ediyor. 41 yılın rekoru olarak aktarılan yağış, tek başına bir doğa olayı. Ama bu yağışın sele dönüşmesi, altyapının bu yükü taşıyamamasıyla ilgili. Elektrik kaçağından hayatını kaybeden bir çocuk, bunun artık "olağanüstü" değil, tanıdık bir haber haline geldiğini gösteriyor. Her yoğun yağışta benzer görüntüler, benzer kayıplar... Bu, iklim kriziyle birlikte kentlerimizin ne kadar kırılgan olduğunun somut kanıtı.

Peki, bu kırılganlık neden sürekli tekrar ediyor? Çünkü altyapı yatırımları genellikle görünmezdir; seçim dönemlerinde açılış kurdelesi kesilecek bir yatırım değildir. Yağmur suyu kanalları, drenaj sistemleri, elektrik şebekesinin güvenliği... Bunlar ancak kriz anında konuşulur, sonra unutulur. Bir sonraki fırtınaya kadar kimse bu boruları, bu kabloları hatırlamaz. Ta ki bir çocuk su birikintisine basana kadar.

Öte yandan, deniz ulaşımının iptaliyle ilgili bir başka boyut daha var: Bilgi akışı. İptal listeleri duyurulmuş, ancak kaynaklarda görüldüğü kadarıyla İDO'nun bazı seferleri de iptal edilmiş, Şehir Hatları'na ilişkin net bir tablo ise metinlerde tam olarak yer almıyor. Bu da yolcular açısından ciddi bir belirsizlik yaratıyor. Sabahın erken saatlerinde iskeleye gidip de seferinin iptal olduğunu öğrenen bir yolcu için mesele sadece bir seferin iptali değil; işe geç kalma, planların bozulması, belki de bir günlük gelirin kaybı. Kurumsal iletişimin bu kadar dağınık olduğu bir ortamda, vatandaşın "güncel bilgiyi takip etmesi" tavsiyesi biraz yetersiz kalıyor. İnsanların tek bir merkezden, net ve zamanında bilgilendirilmesi gerekir.

Mudanya'da yaşananlar ise fırtınanın sadece denizde değil, karada da ciddi hasar verdiğini gösteriyor. Tirilye Mahallesi'nde dalgaların kordon boyunu aşarak sahile vurduğu, parke taşlarını söküp metrelerce sürüklediği, koruma demirlerini kopardığı aktarılıyor. Bu görüntüler, kıyı yerleşimlerinin ne kadar savunmasız olduğunu ortaya koyuyor. Sahil şeridindeki yapılaşma, kıyı çizgisinin betonlaşması, dalga enerjisini emecek doğal tamponların yok edilmesi... Bunların hepsi, bugünkü hasarın sadece "fırtınanın şiddeti" ile açıklanamayacağını gösteriyor.

Bu tabloda dikkat çeken bir başka nokta, yağış rekorunun ve selin yarattığı yıkımın, deniz ulaşımı iptalleriyle aynı haber akışında erimesi. Yani bir yanda hayatını kaybeden insanlar var, diğer yanda sefer iptalleri. İkisi de aynı sayfada, aynı gündem başlığı altında. Bu, gündem ekonomisinin bir sonucu. Ama unutmamak gerekir ki, sefer iptali geçici bir aksaklık; can kaybı ise geri dönüşü olmayan bir yıkım. İkisini aynı düzlemde tartışmak, asıl meseleyi —yani kentlerimizin ve altyapımızın acil bir dönüşüme ihtiyaç duyduğunu— gölgeleyebilir.

Marmara Bölgesi, Türkiye'nin ekonomik kalbi. Bu bölgede yaşanan her doğa olayı, ülke ekonomisini, günlük hayatı ve milyonlarca insanın rutinini doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla burada yapılacak her altyapı yatırımı, her önlem planı, sadece bölgenin değil, ülkenin meselesi. Fırtına geçer, seferler yeniden başlar, hasar onarılır. Ama aynı senaryonun birkaç ay sonra tekrar yaşanmayacağının garantisi yok. Rekor yağışlar, artan fırtınalar, değişen hava koşulları... Bunlar artık istisna değil, yeni normalin parçaları.

Bugün BUDO'nun 12 seferi iptal edildi. Yarın belki 20 sefer iptal edilecek. Önemli olan, bu iptallerin kaçınılmaz olduğu bir dünyada, insanların hayatını kolaylaştıracak alternatifleri şimdiden konuşmaya başlamak. Deniz ulaşımı güvenli olmadığında ne yapılacak? Karayolu kapasitesi buna hazır mı? İnsanlar işlerine, evlerine, sevdiklerine nasıl ulaşacak? Bu soruların cevabı, sadece bir kurumun değil, bütün bir kentin ve ülkenin ortak aklını gerektiriyor.

İstanbul'un sel felaketi ve Mudanya'nın hasar gören sahili, bize doğanın gücünü değil, bizim hazırlıksızlığımızı hatırlatıyor. Fırtına geçtiğinde her şey normale dönecek gibi görünecek. Ama normal, artık eskisi gibi değil. Bunu kabul etmek ve ona göre planlamak zorundayız.

Toplam 109 defa okunmuştur.

Selin Yalçın diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.