Bir Vefatın Ardından Konuşmak Zorundayız
Bir insanın ölümü, hele ani ve genç yaşta gelmişse, geride kalanların önce susması gerekir. Acı, tartışmanın üstünü örter; ölçülü olmak da bunu gerektirir. Ama susmanın da bir sınırı var. Çünkü aynı gün, aynı kentte, aynı kurumun kapısında iki farklı hikâye yaşanıyor: biri kaybın hikâyesi, diğeri o kaybın içine doğduğu siyasi ve hukuki zeminin hikâyesi. İkincisini görmezden gelmek, ölene saygı değil; yaşananların üstünü örtmek olur.
Dündar Ziya Gültekin, 15 Ekim 2026'da Anadolu Otoyolu'nun Düzce kesiminde, Kaynaşlı Sarıçökek mevkiinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetti. Basına yansıyan bilgilere göre Türkiye Belediyeler Birliği seçimi için Ankara'ya gidiyordu. 1983 doğumluydu, Üsküdar'da doğdu, Üsküdar'da büyüdü, evli ve üç çocuk babasıydı. Olay yerinden tesadüfen geçen bir doktorun ilk müdahalesi ve kalp masajı dahil, tüm çabaya rağmen kurtarılamadı. Kazada dört kişi daha yaralandı. AK Parti Düzce İl Başkanı Hasan Şengüloğlu, vefatı sosyal medya üzerinden duyurdu:
"Düzce'mizde geçirdiği trafik kazası sonucu vefat eden Üsküdar Belediye Başkan Vekilimiz Dündar Ziya Gültekin'e Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve Üsküdar Belediyesi camiasına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Mekanı cennet olsun."
AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir de bir taziye mesajı yayımladı:
"Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekilliği seçimine katılmak üzere Ankara’ya seyahat ederken Düzce’de meydana gelen elim trafik kazasında hayatını kaybeden Üsküdar Belediye Başkan Vekilimiz Dündar Ziya Gültekin’in vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Kıymetli yol arkadaşımız Dündar Ziya Gültekin’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, teşkilatımıza ve tüm Üsküdarlı hemşehrilerimize sabır ve başsağlığı diliyorum. Aynı kazada yaralanan kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum. Merhum Dündar Ziya Gültekin başkanımızın mekanı cennet, makamı âli olsun."
Bu satırların söylediği şey açık: Bir insan gitti, bir aile dağıldı, bir teşkilat yas tutuyor. Ölümün önünde siyasi aidiyet yok; başsağlığı dilemenin de partisi olmaz. Bu noktada herkesin hemfikir olması gerekir.
Ama asıl mesele burada başlıyor. Gültekin, sıradan bir belediye meclis üyesi ya da sıradan bir başkan vekili değildi; çünkü o makama geliş süreci, Türkiye'nin yerel demokrasi tartışmasının tam ortasına düşmüş durumda. Basına yansıyan bilgilere göre Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş 29 Temmuz'da gözaltına alındı, 31 Temmuz'da tutuklandı; İçişleri Bakanlığı 1 Ağustos'ta kendisini görevden uzaklaştırdı. Meclis 5 Ağustos'ta başkan vekili seçmek için toplandı; CHP'nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ile AK Parti'nin adayı Dündar Ziya Gültekin dört tur boyunca yarıştı. Ardından hukuki bir süreç devreye girdi: Gültekin seçim kararının iptali için İstanbul 2. İdare Mahkemesi'ne başvurdu; mahkeme, geçersiz sayılan beş pusulada tercihin belli olduğunu değerlendirdi ve turlar arasındaki gerginliğin seçimin güvenliğine kuşku düşürdüğünü ifade ederek 24 Ağustos'ta yürütmeyi durdurdu. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2 Eylül'de itirazı reddetti; İstanbul Valiliği yeni seçimin 5 Eylül'de yapılacağını duyurdu.
Buraya kadar olan kısım, bir hukuk devletinde olması gereken şeyin tarifidir: itiraz edersin, mahkeme karar verir, karara uyarsın. Asıl tartışılması gereken, bundan sonrası. Seçime günler kala belediyeye yönelik yeni gözaltılar geldi: Belediye başkan yardımcıları Amine Cansu Çelik ve Mithat Özdemir 2 Eylül'de, meclis üyesi Ekrem Baki ile Ruhsat ve Denetim Müdürü Burak Aydın 3 Eylül'de gözaltına alındı. Özdemir 4 Eylül akşamı adli kontrolle serbest kalırken Çelik tutuklandı; 6 Eylül'de Ekrem Baki de tutuklandı. Aynı süreçte dört CHP'li meclis üyesi partisinden istifa ederek AK Parti'ye katıldı: Ahmet Başbaydar, Ayhan Aydın, Hüseyin Kazan ve Tahsin Usta.
Burada durup düşünmek gerekiyor. Bir seçimin sonucunu belirleyen aritmetik, seçimden günler önce değişiyor; değişim, gözaltı ve tutuklamalarla aynı takvime denk düşüyor. Bu bir suçlama değil; bu bir takvim tespiti. Ama takvimler masum değildir, hele demokrasilerde. CHP Sözcüsü Müslim Sarı, 5 Eylül'de yapılması planlanan ve meclis çoğunluğu oluşmadığı için 8 Eylül'e ertelenen oturuma, gözaltındaki üyeler oy kullanabilsin diye CHP ve YENİ Parti'nin katılmadığını açıkladı. 8 Eylül'de yapılan seçimde ilk turda Gültekin 21, Çetinkaya 19 oy aldı; bir pusulaya nokta konulması, bir diğerinde harf eksikliği bulunması sebebiyle iki oy geçersiz sayıldı. İkinci turda Gültekin 22 oyla başkan vekilliğine seçildi.
Şimdi bu tabloya bakıp "oldu bitti, seçim yapıldı" demek mümkün mü? Hukuken belki. Ama siyaseten ve ahlaken değil. Çünkü burada tartışılan, kimin kazandığı değil; kazanmanın hangi koşullarda gerçekleştiği. Bir belediye başkanı tutuklu, yardımcılarından biri tutuklu, meclis üyelerinden biri tutuklu, dört üye istifa edip taraf değiştirmiş, seçim iki kez yapılmış, birincisi mahkemece durdurulmuş. Bu zincirin her halkası ayrı ayrı hukuki olabilir; ama zincirin bütünü, seçmenin iradesiyle kurumun iradesi arasındaki bağı ciddi biçimde zorluyor.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bütün bu süreç boyunca kurumsal hafıza neredeyse hiç konuşulmadı. Tutuklamaların gerekçeleri, iddianameler, mahkeme kararlarının tam metinleri, gözaltına alınanların hangi suçlamalarla karşı karşıya olduğu — bunlar kamuoyunun önüne aynı netlikte konmadı. Bir yanda "terör" ya da "yolsuzluk" imaları dolaşıyor, diğer yanda "siyasi operasyon" iddiaları. İkisinin arasında, doğrulanabilir olgu neredeyse yok. Bir ülkede bu boşluk büyüdükçe, hukuk değil, kanaat yönetir olur. Kanaatle yönetilen yerde ise ne adalet tam olur ne de meşruiyet.
Şimdi sorulması gereken sorular var ve bunlar Gültekin'in hatırasına saygısızlık değil, tam tersine, onun görev yaptığı makamın ciddiyetine saygının gereğidir. Üsküdar Belediyesi'nde başkan vekilliği makamı şu anda nasıl işliyor? Tutuklu bir başkanın bulunduğu bir belediyede, vekâlet sürecinin hukuki zemini ne kadar sağlam? İdare mahkemesinin yürütmeyi durdurma gerekçesinde geçen "seçimin güvenliğine kuşku" ifadesi, sadece o günü mü anlatıyordu, yoksa daha geniş bir sorunu mu işaret ediyordu? Bu soruların cevabı, bir kişinin ölümüyle ortadan kalkmaz; aksine, o makamın bundan sonra kim tarafından ve nasıl doldurulacağı sorusuyla birlikte daha da ağırlaşır.
Bir de insani taraf var ki, onu tartışmanın dışında tutmak gerekir ama görmezden gelmek de insafsızlık olur. Dündar Ziya Gültekin, siyasetin içinde büyümüş bir isimdi: 2002'de gençlik kollarında başladı, gençlik kolları başkanlığı yaptı, ilçe başkan yardımcılığında bulundu, 15 Temmuz Derneği'nde genel sekreterlik yürüttü, seçim koordinasyon merkezlerinde görev aldı, belediye meclisinde grup başkanvekilliği yaptı. Yani hayatının neredeyse tamamı, Üsküdar'ın sokaklarında ve teşkilat odalarında geçti. Bu kadar yerel bir hayatın, ülkenin en sert siyasi tartışmalarından birinin tam ortasına düşmesi, kaderin tuhaf bir cilvesi. Bugün onu anarken, sevenleriyle birlikte, siyasi rakiplerinin de başsağlığı dilemesi doğru olandır.
Ama başsağlığı, sorgulamanın sonu değil başlangıcıdır. Çünkü bir kurumun başındaki insanlar ölümlüdür; kurumlar ise kalıcıdır ve hesap verebilirlik kurumların omurgasıdır. Üsküdar'da yaşananlar, sadece bir belediyenin değil, Türkiye'de yerel yönetimlerin nasıl yönetildiğine dair daha geniş bir sorunun parçası. Tutuklamalarla şekillenen meclis aritmetiği, mahkeme kararlarıyla yeniden yapılan seçimler, istifalarla değişen çoğunluklar — bunların hepsi aynı soruyu sorduruyor: Seçmenin sandıkta verdiği karar ile kurumun işleyişi arasındaki mesafe ne zaman bu kadar açıldı?
Bu sorunun cevabı kolay değil, ama cevap aramaktan vazgeçmek daha tehlikeli. Çünkü vazgeçildiği anda, hukuk yerini alışkanlığa, adalet yerini kanaate, denetim yerini sadakate bırakır. Bir insanın ölümü vesilesiyle bunları yazmak rahatsız edici olabilir; ama susmak, yaşananları normalleştirmek olur. Normal olan, seçimlerin gölgesiz yapılması, tutuklamaların gerekçelerinin şeffaf olması, mahkeme kararlarının tartışmasız uygulanması ve hiçbir makamın, sahibinin ölümüyle birlikte hukuki zeminini yitirmemesidir.
Dündar Ziya Gültekin'e rahmet, ailesine sabır, yaralılara şifa. Geriye kalan sorular ise, cevaplanmayı bekliyor. Beklemek, unutmak değildir; ama cevaplamayı sürekli ertelemek, eninde sonunda unutmaya dönüşür.









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.