Derya Akıncı
Derya Akıncı - Ekonomi

Rezervlerdeki artış cüzdanımıza nasıl yansır?

Merkez Bankasının haftalık verileri her hafta aynı saatte açıklanıyor ve çoğu zaman gündelik hayatın telaşı içinde gözden kaçıyor. Oysa bu tablolarda yer alan sayılar, marketteki fiyat etiketinden maaşımızın alım gücüne kadar uzanan bir zincirin ilk halkasını oluşturuyor. 9 Ekim haftasına ilişkin açıklanan veriler, bu zincirin bir ucunda gözle görülür bir iyileşmeye işaret ediyor. Basına yansıyan bilgilere göre Merkez Bankasının toplam rezervleri, bir önceki haftaya kıyasla 4 milyar 187 milyon dolar artışla 171 milyar 575 milyon dolara yükseldi. Bu, tek bir haftada ortaya çıkan ve küçümsenmeyecek büyüklükte bir hareket.

Tablonun ayrıntısına indiğimizde ilginç bir ayrışma görüyoruz. Brüt döviz rezervleri 4 milyar 241 milyon dolar artarak 64 milyar 567 milyon dolara çıkarken, altın rezervleri 54 milyon dolar azalarak 107 milyar 8 milyon dolara geriledi. Yani toplam rezervdeki artışın neredeyse tamamı döviz tarafından geliyor; altın tarafı ise sınırlı da olsa gerilemiş durumda. Bu ayrımı önemsiyorum, çünkü rezerv denince akla gelen tek bir sayı var gibi görünse de aslında farklı bileşenler farklı hikâyeler anlatıyor. Altın rezervindeki düşüş, altının dolar cinsinden değerindeki dalgalanmalardan da kaynaklanabiliyor; dolayısıyla bu kalemi tek başına bir "kayıp" gibi okumak yanıltıcı olur.

Asıl konuşulması gereken kalem ise swap hariç net rezerv. Basına yansıyan bilgilere göre bu gösterge, bir önceki hafta 37,9 milyar dolar seviyesindeyken 6,3 milyar dolarlık artışla 44,2 milyar dolara çıktı. Buradaki "swap hariç" ifadesini biraz açmak isterim, çünkü teknik görünen bu ayrım aslında meselenin özü. Merkez Bankası zaman zaman bankalarla ya da başka merkez bankalarıyla karşılıklı döviz takası anlaşmaları yapıyor. Bu işlemler rezerv tablosunda geçici olarak şişkinlik yaratabiliyor. Swap hariç net rezerv, bu geçici kalemleri bir kenara bırakıp elimizde gerçekten ne kaldığını gösteriyor. Dolayısıyla bu göstergedeki 6,3 milyar dolarlık artış, toplam rezerv artışından daha anlamlı bir sinyal olarak okunabilir.

Aynı haftada net rezervler de 3,9 milyar dolar artışla 57,7 milyar dolara ulaştı. Brüt rezervlerdeki haftalık artış ise yüzde 2,5 olarak gerçekleşti. Bu üç göstergeyi yan yana koyduğumuzda ortaya tutarlı bir tablo çıkıyor: Kısa vadeli dalgalanmalardan arındırılmış göstergeler de yukarı yönlü. Bir haftalık veriyle büyük sonuçlara varmak doğru olmaz; ancak farklı göstergelerin aynı yönü işaret etmesi, hareketin tesadüfi bir sıçrama olmadığına dair bir fikir veriyor.

Peki bu sayıların bizim mutfağımıza ne faydası var? Rezervler doğrudan maaşlara ya da fiyatlara dokunmaz; ama dolaylı olarak çok şeyi etkiler. Güçlü bir rezerv pozisyonu, ülkenin dış borç ödemelerinde ve döviz ihtiyacında elini rahatlatır. Piyasalarda "acaba döviz bulunur mu" kaygısı azaldığında kur tarafındaki oynaklık da genellikle sakinleşir. Kurun sakinleşmesi ise ithal edilen ham maddeden akaryakıta kadar pek çok kalemin maliyetini doğrudan etkiler. Yani rezerv güçlenmesi, enflasyonla mücadelede dolaylı ama gerçek bir destek anlamına gelir.

Burada temkinli olmamız gereken bir nokta var. Rezerv artışının kaynağını bu verilerden tek başına bilmiyoruz. Merkez Bankasının piyasadan döviz alımı mı, dış kaynak girişi mi, yoksa mevsimsel bir hareket mi olduğu bu tablodan okunamıyor. Bu ayrım önemli, çünkü kalıcı bir güçlenme ile geçici bir dalgalanma arasındaki fark, ilerleyen haftalarda netleşecek. Bir haftalık iyi haber, eğilimin kalıcı olduğunu göstermeye yetmez; birkaç hafta üst üste aynı yönü görmek gerekir.

Yine de şu tespiti yapabiliriz: Gelir dağılımı ve emek açısından bakıldığında, ekonomideki belirsizliklerin azalması en çok dar ve sabit gelirlinin işine yarar. Çünkü belirsizlik dönemlerinde fiyatlar daha hızlı oynar, ücretler ise geriden gelir. Kur ve dış finansman tarafındaki istikrar, bu makasın daha fazla açılmasını engelleyen unsurlardan biridir. Rezerv göstergelerindeki iyileşmeyi bu çerçevede okumak, onu soyut bir bilanço kalemi olmaktan çıkarıp gündelik hayatla ilişkilendirmenin bir yolu.

Elbette tek başına rezerv artışı ne enflasyonu düşürür ne de alım gücünü yerine getirir. Para politikasının bütünü, maliye tarafındaki tercihler ve dış konjonktür bu resmin diğer parçaları. Ancak bir haftalık veri, en azından şunu söylüyor: Kısa vadeli kırılganlık göstergelerinde bir rahatlama var. Bu rahatlamanın kalıcı olup olmadığını, önümüzdeki haftaların tabloları gösterecek. Bizim yapacağımız ise her hafta açıklanan bu sayıları, gürültüye kapılmadan ve tek veriyle büyük hükümler kurmadan takip etmek.

Toplam 119 defa okunmuştur.

Derya Akıncı diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.