Nilay Karaca
Nilay Karaca - Gündelik Hayat

Çeşme'de Bir Sabah: Belediyede Yanan Evraklar, Gözaltına Alınan İsimler

Sabahın erken saatlerinde Çeşme'de bir belediye binasının kapısı çalındı. Saat 06.30'u gösteriyordu. Jandarma ekipleri eş zamanlı olarak harekete geçmişti. Peki ne olmuştu da bu sessiz sahil ilçesi, bir anda Türkiye'nin gündemine oturmuştu? İşin içinde sadece bir operasyon yok; yanan kâğıtlar, suçüstü yakalanan bir temizlik işçisi ve birbirine bağlanan soruşturma dosyaları var.

Basına yansıyan bilgilere göre, olayın fitili aslında 5 Ekim 2026 tarihinde tutuşturuldu. Çeşme Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü'ne ait bazı gizli ve resmî evrakların, belediyede görevli bir temizlik işçisi tarafından yakılarak imha edilmeye çalışıldığı ihbar edildi. Düşünün; bir belediyenin arşivinde duran, imza taşıyan, mühür taşıyan kâğıtlar... Bir anda alevlerin arasında. İhbarla harekete geçen Çeşme İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri olay yerine baskın yaptı ve evrakları yakan işçiyi suçüstü yakaladı. O an, belki de her şeyin düğümü çözülmeye başladı.

Peki bir temizlik işçisi neden böyle bir şey yapsın? Bu sorunun cevabı, soruşturmanın seyrini değiştiren kilit nokta oldu. Yürütülen araştırmalarda, söz konusu evrakların imha edilmesine ilişkin talimatın, Çeşme Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdür Vekili Buğçe Sağlamer tarafından verildiği yönünde tespitlerde bulunuldu. Bu tespit, zaten var olan başka bir soruşturmayla birleşince, tablo daha da karmaşık bir hâl aldı. Çünkü Sağlamer hakkında hâlihazırda rüşvet, irtikap, resmî belgede sahtecilik ile suç örgütü kurma ve yönetme suçlarından yürüyen başka bir soruşturma da vardı.

İşte tam bu noktada, yetkililerin aklına şu soru düştü: Ya bu kâğıtlar da yanarsa? Ya geriye hiçbir delil kalmazsa? Başsavcılık bünyesindeki benzer nitelikteki dosyaların birlikte değerlendirilmesi sonucunda, şüphelilerin söz konusu suçlara iştirak ettikleri yönünde bulgulara ulaşıldığı, müdahale edilmemesi hâlinde delillerin kaybolma ihtimalinin bulunduğu değerlendirildi. Ve 7 Ekim sabahı, İzmir İl Jandarma Komutanlığı TEM Şube Müdürlüğü ekipleri, Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde eş zamanlı operasyonun düğmesine bastı.

Operasyon; "suç örgütü kurma, yönetme ve üye olma", "rüşvet", "irtikap" ve "resmî belgede sahtecilik" suçlamalarıyla 12 şüpheliye yönelik gerçekleştirildi. Peki bu isimler kimlerdi? Gözaltına alınanlar arasında belediyenin kritik noktalarında oturan insanlar vardı: İmar ve Şehircilik Müdür Vekili Buğçe Sağlamer, Emlak ve İstimlak Müdür Vekili Çağlayan Bingöl, İnşaat Mühendisi Okan Aktaş, ÇEŞTUR büro memurları Deniz Songül Yalçın ve Aziz Metin, Büro Yönetim Elemanı Aydın Aydemir, işletme sahipleri Yücel Güngör ve Metin Akpınar. Toplamda 8 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Bir yandan da gözler, hakkında gözaltı kararı bulunan diğer isimlere çevrildi. Çeşme Belediye Başkan Yardımcısı Emre Can Durmaz, Fen İşleri Müdür Vekili Furkan Yiğit ve emlakçı Şahin Özer... Basına yansıyan bilgilere göre bu kişilerin yerleri tespit edildi ve yakalanarak İzmir'e getirilmeleri için operasyonel süreç devam ediyor. Soruşturma listesinde adı geçen eski Çeşme Belediye Başkan Yardımcısı Onur Gülin'in ise zaten başka bir suçtan cezaevinde tutuklu bulunduğu belirlendi.

Şimdi bir durup düşünelim. Bir belediyede evrak yakılması ne anlama gelir? Neden biri, arşivdeki kâğıtları aleve verir? Bu soruların cevabını elbette yargı verecek. Ama ortada bir gerçek var: Eğer o ihbar olmasaydı, eğer jandarma o işçiyi suçüstü yakalamasaydı, belki de o kâğıtlar kül olup gidecekti. Bazen bir ihbar, bir telefon, bir fısıltı; koskoca bir soruşturmanın kaderini değiştirebiliyor.

Bu operasyonun bir başka yönü daha var. Aynı sabah, İstanbul'da kayyum ile yönetilen Esenyurt Belediyesi'ne de yolsuzluk operasyonu düzenlendiği basına yansıdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan açıklamada, Esenyurt Belediyesi'ndeki bir kısım ihaleye fesat karıştırıldığı ve bu kapsamda müteahhitlerden rüşvet alındığı iddialarına yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında, bu eylemlerde yer aldığı öne sürülen 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği bildirildi. İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonda 17 kişinin gözaltına alındığı, 2 kişiyi arama çalışmalarının ise sürdüğü kaydedildi.

İki ayrı şehir, iki ayrı belediye, aynı gün... Tesadüf mü, yoksa daha geniş bir soruşturmanın parçaları mı? Bunu şimdilik bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, iddiaların ağırlığı. "İhaleye fesat karıştırma", "rüşvet", "irtikap"... Bu kelimeler, bir belediyenin kapısından içeri girdiğinde, orada çalışan yüzlerce insanın, o hizmeti bekleyen binlerce vatandaşın da güvenini sarsıyor. İnsan ister istemez soruyor: Bir belediye, kendisine oy veren insanlara karşı nasıl bu kadar savrulabilir? Ya da savrulduğu iddia edilebilir?

Elbette burada çok önemli bir çizgi var: İddia ile hüküm aynı şey değil. Gözaltı kararı, suçlu olduğu anlamına gelmez. Bu insanlar hakkında yürüyen bir soruşturma var, savunmaları alınacak, yargı süreci işleyecek. Ama aynı zamanda, bir temizlik işçisinin elinde yanan o evraklar, hepimizin içini bir tuhaf yapıyor. Çünkü kâğıt yanınca, geride sadece kül kalır; o külün içinden gerçeği çıkarmak ise çok daha zor olur.

Çeşme, hepimizin bildiği o güzel sahil ilçesi. Yazın cıvıl cıvıl, kışın sakin. İnsanlar oraya denize girmeye, rüzgârın tadını çıkarmaya gider. Ama bugün orada bambaşka bir rüzgâr esiyor. Jandarma araçları, gözaltına alınan isimler, birbirine eklenen soruşturma dosyaları... Belki de bu operasyonun en çok konuşulması gereken tarafı, "nasıl bu noktaya gelindiği".

Bir ihbar, bir suçüstü, birleştirilen dosyalar ve sabahın köründe kapıya dayanan ekipler... Bu zincirin her halkası, bize bir şey anlatıyor: Delil yok olmadan müdahale etmek, bazen yıllar süren bir soruşturmanın en kritik adımı oluyor. Peki ya o ihbar hiç gelmeseydi? Ya da o işçi, evrakları yakmaya çalışırken yakalanmasaydı? İşte bu sorular, hepimizin aklını kurcalıyor.

Şimdi gözler, soruşturmanın bundan sonraki seyrinde. Firari oldukları belirtilen isimlerin yakalanması için çalışmalar sürüyor. Gözaltına alınanların ifadeleri alınacak, dosyalar derinleşecek. Ve belki de günler içinde, bugün yanan o kâğıtların üzerinde ne yazdığını hep birlikte öğreneceğiz. Kim bilir, belki de o kâğıtların bir kısmı hâlâ bir yerlerde duruyordur. Bazen en çok korkulan şey, en çok saklanmak istenen şeydir; çünkü insan, yakmak istediği kâğıdın üzerindekini en iyi bilendir.

Çeşme'de bugün hava nasıl bilmiyorum. Ama emin olduğum bir şey var: O belediyenin koridorlarında çalışan, o hizmeti bekleyen, o ilçede yaşayan herkes, şimdi aynı soruyu soruyor. "Bundan sonra ne olacak?" Bu sorunun cevabını, ne ben ne siz, ne de başka biri şimdiden verebilir. Verecek olan tek yer var: Adalet. Ve umarım o adalet, yanan kâğıtların külünden bile gerçeği çıkaracak kadar güçlü olur.

Toplam 208 defa okunmuştur.

Nilay Karaca diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.