Nilay Karaca
Nilay Karaca - Gündelik Hayat

Bir "Hak Yedirmeme" Sözü Bize Ne Anlatıyor?

İnsanın en çok zoruna giden şeylerden biri, galiba hakkının yenmesi. Küçücük bir alışverişte bile kandırıldığımızı fark ettiğimizde içimizde bir yer sızlıyor ya... Peki ya o kandırılan, birikimini emanet ettiği yerde hayal kırıklığına uğrayan biri olsa? İşte tam bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Meclis kürsüsünden söylediği o cümle, kulağıma çok tanıdık geldi: "Kimsenin hakkını kimseye yedirmeden."

Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açılışında Genel Kurul'a hitap etti. Konuşmasında ekonomiden siyasete pek çok başlığa değindi ama benim aklım, son dönemde kamuoyunun gündemini epeyce meşgul eden fon soruşturmasına takıldı. Çünkü bu mesele, aslında hepimizin hayatına dokunan bir yerden konuşuyor: Emanet, güven ve adalet.

Hepimiz bir yerlere para yatırıyoruz, değil mi? Kimimiz geleceğini garanti altına almak için, kimimiz çocuğunun eğitimi için, kimimiz sadece "kenarda biraz param olsun" diye. O parayı bir kuruma, bir fona, bir sisteme teslim ederken aslında sadece parayı teslim etmiyoruz; güvenimizi de teslim ediyoruz. Karşı tarafın bize dürüst davranacağına, o birikimin heba olmayacağına dair inancımızı da koyuyoruz ortaya. İşte bu yüzden bir fon soruşturması, sadece bir ekonomi haberi değil. Bir güven hikâyesi. Ve ne yazık ki bazen bir güven kırılmasının hikâyesi.

“FON SORUNUNU SÜRATLE ÇÖZÜYORUZ”

Erdoğan, fon piyasasının belirli bir bölümünde ortaya çıkan sorunun üstesinden gelindiğini belirtti ve vatandaşların haklarının korunacağı mesajını verdi. Daha önce de sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vereceğini açıklamıştı. Şimdi burada bir durup düşünelim istiyorum. "Hukuk önünde hesap vermek" ifadesi, kulağa ne kadar da mesafeli ve soğuk geliyor. Oysa o hesabı bekleyen insanların hikâyeleri hiç de soğuk değil. Belki yıllarca çalışıp biriktirdiği parayı kaybeden bir emekli. Belki çocuklarının geleceği için kenara koyduğu azıcık birikimini güvendiği bir yere emanet eden bir anne. Belki de sadece "ben de bir şeyler yapabilirim" diyen genç bir insan.

Konuşmanın devamında Erdoğan, fon piyasasında yaşanan probleme ilişkin şu ifadeleri kullandı:

"Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkar sorunun da üstesinden geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek, kimsenin hakkını kimseye yedirmeden, bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun, iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz."

"İktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine fırsat vermeyeceğiz" cümlesi, bana kalırsa işin sadece parayla ilgili olmadığını çok net anlatıyor. Çünkü toplumsal barış, insanların birbirine ve sisteme duyduğu güvenle ayakta durur. Bir ülkede insanlar "benim hakkım korunur" diye düşünüyorsa orada huzur vardır. "Benim hakkımı kimse korumuyor" diye düşünmeye başladığındaysa, orada sessiz ama derin bir çatlak oluşur. O çatlak da eninde sonunda herkesi etkiler.

Fon soruşturması kapsamında son dönemde çok sayıda şüpheli hakkında adli işlemler yürütülürken, yetkililer mağduriyetlerin giderilmesi ve yatırımcıların haklarının korunmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü açıklamıştı. Peki bu cümleler, sokaktaki insan için ne ifade ediyor? Bence iki şey: Bir yanda "birileri hesap veriyor" duygusu, diğer yanda "acaba benim kaybım yerine gelir mi" sorusu. İşte bu ikisi arasındaki denge, bir toplumun adalete olan inancını belirliyor. Sadece cezalandırmak mı yoksa mağduru da onarmak mı? İkisi birden olmadığında, hikâye yarım kalıyor.

Erdoğan konuşmasının devamında Türkiye'nin siyasi atmosferine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

"Türkiye'nin ayarlarının bozulması, siyasetin işine yaramaz, sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar. Ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur. Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur."

Burada durup biraz da siyasetin insan hayatına nasıl dokunduğunu düşünmek istiyorum. Çünkü "siyaset" kelimesini duyduğumuzda çoğumuzun aklına kavgalar, tartışmalar, taraf tutmalar geliyor. Oysa siyaset, aslında hepimizin gündelik hayatının arka planı. Ekmeğin fiyatı, iş bulma umudu, bir yatırımın güvenli olup olmaması... Hepsi siyasetin çizdiği çerçevenin içinde şekilleniyor. Erdoğan'ın "Türkiye'nin ayarlarının bozulması, siyasetin işine yaramaz" sözü de bana bunu hatırlattı. Bir ülkenin ayarları bozulduğunda, en çok o ülkede yaşayan sıradan insanlar etkilenir. Kimse "iyi ki ayarlar bozulmuş" demez. Herkes "benim düzenim bozuldu" der.

Bir de şu var: "Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur" cümlesi, siyasetin diline dair önemli bir iddia. Ama gelin görün ki, bizler de zaman zaman siyaseti bir takım tutar gibi konuşuyoruz. "Ben şu taraftayım, sen şu taraftasın" diye ayırıyoruz birbirimizi. Peki bu bize ne kazandırıyor? Birbirimizi dinlemeden, anlamadan, sadece karşı çıkmak için karşı çıkmak... Bu gerçekten bir çözüm üretir mi? Yoksa sadece daha çok yorar mı bizi?

Fon soruşturması özelinde düşündüğümde, aslında hepimizin ortak bir talebi olduğunu görüyorum: Adalet. Kimse kimsenin hakkının yenmesini istemiyor. Kimse mağdur olmak istemiyor. Kimse "benim param gitti ama kimsenin umurunda değil" demek istemiyor. Bu yüzden bu mesele, siyasi tartışmaların ötesinde bir yerde duruyor. Bir yanda devletin sorumluluğu, diğer yanda vatandaşın güveni. İkisi arasındaki köprüyü sağlam kurmak, sadece bir hükümetin değil, hepimizin meselesi.

Belki de en çok merak ettiğim şu: Mağduriyetler gerçekten giderilecek mi? İnsanlar kaybettikleri güveni yeniden kazanabilecek mi? Çünkü para bir şekilde telafi edilebilir ama güvenin telafisi çok daha zor. Bir kere kırıldı mı, yerine yenisini koymak yıllar alıyor. Hele ki bu güven, bir ülkenin ekonomik sistemine duyulan inançsa...

Erdoğan'ın konuşmasında dikkatimi çeken bir başka nokta da şu oldu: "Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz." Bu cümle, aslında bir yorgunluk itirafı gibi de okunabilir. Çünkü sürekli çalışmak, sürekli çözüm üretmek, sürekli bir sorunla boğuşmak... Bu kolay bir şey değil. Ama hayat da böyle değil mi zaten? Sorunlar bitmiyor, sadece şekil değiştiriyor. Önemli olan, sorunların karşısında nasıl durduğumuz, birbirimize nasıl davrandığımız.

Ben bir gazeteci olarak değil, sadece bir insan olarak bakıyorum bu meseleye. Ve şunu görüyorum: İnsanlar artık sadece söylenenlere değil, yapılanlara bakıyor. Bir söz verildiğinde, o sözün tutulup tutulmadığına. Bir mağduriyet yaşandığında, o mağduriyetin gerçekten giderilip giderilmediğine. Çünkü güven, sözlerle değil, eylemlerle inşa edilir. Ve ne yazık ki en kolay da eylemlerle yıkılır.

Fon soruşturması, belki de bize bunu hatırlatıyor: Bir sistem ne kadar karmaşık olursa olsun, sonunda o sistemin içinde insanlar var. Hayalleri olan, birikimleri olan, geleceğe dair planları olan insanlar. Onların hakkını korumak, sadece bir hukuki mesele değil; aynı zamanda bir vicdan meselesi. Ve vicdan, hiçbir yasayla tam olarak düzenlenemez. O, insanın içinde bir yerde durur.

Belki de bu yüzden, "kimsenin hakkını kimseye yedirmeden" cümlesi bu kadar önemli. Çünkü bu cümle, sadece bir politikacının söylemi değil; aynı zamanda bir toplumun kendine dair bir beklentisi. "Benim hakkım korunacak" inancı, insanı ayakta tutan en temel duygulardan biri. O inanç sarsıldığında, geri kalan her şey de sarsılıyor.

Şimdi gözler, söylenenlerin ardından ne yapılacağında. Çünkü hayat, sözlerle değil, sonuçlarla ilerliyor. Ve herkes, kendi hikâyesinin sonunda adaletin yerini bulmasını bekliyor. Haklı olarak.

Toplam 20 defa okunmuştur.

Nilay Karaca diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.