Cem Arıkan
Cem Arıkan - Spor

Çakar'ın İtirafı TFF'de Aynayı Kendine Tutmak mı, Günah Çıkarmak mı?

Türk futbolunda tartışma hiç bitmez. Biter dediğiniz anda yeni bir cephe açılır. Bu kez tartışmanın merkezinde ne bir derbi var, ne bir transfer, ne de bir hakem kararı. Merkezde Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ve ona seçim sürecinde destek verdiğini söyleyen eski hakem Ahmet Çakar var. Çakar, Beyaz TV ekranlarında yayınlanan Derin Futbol programında öyle bir cümle kurdu ki, günlerce konuşulacak cinsten.

Ne dedi Çakar? Hacıosmanoğlu ve yönetiminin göreve gelme sürecinde kendisinin de katkısı olduğunu söyledi. Ardından bu desteğinden duyduğu pişmanlığı sert ifadelerle dile getirdi:

"İbrahim Hacıosmanoğlu'nu ve yönetimini ben getirdim! Ben getirmedim ama çorbada tuzum var! Allah belamı versin! 50 defa pişmanım! Türk spor kamuoyundan özür dilerim, ağır pişmanım!"

Bu cümleleri okurken insan ister istemez durup düşünüyor. Bir yorumcunun, hem de eski bir hakemin, bir federasyon başkanının seçilmesinde "çorbada tuzum var" demesi ne anlama geliyor? Daha da önemlisi, bu itirafı şimdi neden yapıyor?

Önce şunu netleştirelim: Burada bir kişisel pişmanlık var, ama bunun futbola yansıması kişisel olmaktan çok daha geniş. Çünkü TFF başkanlığı, Türk futbolunun tamamını ilgilendiren bir makam. Hakem atamalarından disiplin kararlarına, lig düzeninden milli takım organizasyonuna kadar her şey bu makamın sorumluluğunda. Dolayısıyla bir yorumcunun "ben getirdim, pişmanım" demesi, sadece kendi vicdanıyla hesaplaşması değil; aynı zamanda futbol kamuoyuna dönük bir özeleştiri.

Ama burada bir soru daha var. Bir spor yorumcusunun, bir federasyon başkanı adayının seçilmesinde "tuzu" olması normal mi? Yorumculuk, tarafsızlık üzerine kurulu bir meslek değil mi? Elbette herkesin bir görüşü, bir eğilimi olabilir. Ama bu eğilimin seçim sürecinde aktif bir desteğe dönüşmesi, işin rengini değiştirir. Çünkü o yorumcu, seçimden sonra aynı federasyonun icraatlarını değerlendirirken ne kadar objektif olabilir? İşte Çakar'ın itirafı, belki de farkında olmadan bu sorunun cevabını da veriyor.

Çakar'ın sözlerini bir "günah çıkarma" olarak okumak mümkün. Ama sadece öyle okumak eksik olur. Bu açıklama, Türk futbolundaki yorumculuk kültürünün geldiği noktayı da gösteriyor. Bugün ekranlarda gördüğümüz birçok yorumcu, sadece maç anlatmıyor; aynı zamanda futbol siyasetinin içinde yer alıyor. Kimi zaman bir başkan adayına destek veriyor, kimi zaman bir teknik direktörün gönderilmesi için kampanya yürütüyor, kimi zaman da kulüp yönetimlerine akıl veriyor. Bu durumda yorumculukla aktivizm arasındaki çizgi iyice silikleşiyor.

Peki Çakar neden şimdi konuşuyor? Bu sorunun cevabını kesin olarak bilmiyoruz. Ama şunu söyleyebiliriz: Futbolda pişmanlıklar genellikle işler kötü gittiğinde dile getirilir. Yani bir yorumcu, destek verdiği isim başarılı olsaydı muhtemelen bu itirafı yapmayacaktı. İşler ters gidince, "ben aslında istememiştim" demek kolaylaşıyor. Bu da insani bir refleks. Ancak futbol kamuoyu, bu tür itirafları değerlendirirken biraz daha dikkatli olmalı.

Tabii bir de işin Hacıosmanoğlu tarafı var. Çakar'ın sözleri, doğrudan federasyon başkanına yönelik bir eleştiri. "50 defa pişmanım" diyen bir yorumcu, aslında Hacıosmanoğlu yönetiminin futbol kamuoyunda yarattığı hayal kırıklığını da özetliyor. Bu hayal kırıklığı sadece Çakar'a özgü değil. Türk futbolunda federasyon yönetimlerine duyulan güvenin ne kadar kırılgan olduğunu hepimiz biliyoruz. Her yeni başkan "futbolu kurtaracağım" diyerek geliyor, ama bir süre sonra aynı tartışmaların içinde buluyor kendini. Hakem kararları, ceza yönetmelikleri, kulüpler arası denge... Bunların hiçbiri yeni değil. Ama her seferinde yeni bir hayal kırıklığı yaşanıyor.

Çakar'ın itirafını sadece bir kişisel hesaplaşma olarak görmek yetersiz. Bu açıklama, Türk futbolunun yapısal bir sorununa işaret ediyor: Futbolun yönetimi ile futbolun yorumu arasındaki mesafe çoktan kapandı. Yorumcular, artık sadece maçları değil, futbolun kaderini de belirlemeye çalışıyor. Bu da ister istemez taraflılık, çıkar çatışması ve güven sorunu getiriyor.

Peki çözüm ne? Belki de yorumcuların biraz daha mesafeli olması. Belki de federasyon seçimlerinde yorumcuların açık destek vermekten kaçınması. Ama bunlar kolay şeyler değil. Çünkü Türkiye'de futbol sadece bir spor değil; aynı zamanda bir kimlik, bir aidiyet, bir yaşam biçimi. Dolayısıyla futbolun içindeki herkes, ister istemez taraf oluyor. Yorumcular da bu taraf olma hâlinden muaf değil.

Çakar'ın sözleri belki bir özür, belki bir uyarı, belki de bir hesaplaşma. Ama ne olursa olsun, Türk futbolunda bir şeyin değişmediğini gösteriyor: Futbolun yönetimi ile yorumu arasındaki duvar çoktan yıkıldı. Bu duvar yeniden örülmedikçe, benzer itirafları daha çok duyacağız.

Toplam 182 defa okunmuştur.

Cem Arıkan diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.