Baran Ersoy
Baran Ersoy - Politika

İzmir'in AK Parti'ye Geçişi ve Siyasette Hafıza Sorunu

Siyasette bazı günler vardır ki, yalnızca o günün haberini değil, o güne nasıl gelindiğini de okumak gerekir. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti Genel Merkezi'ne gelişi ve partiye katılması, basına yansıyan bilgilere göre bugün tam da böyle bir gün. İzmir gibi, Türkiye siyasetinde ağırlığı ve sembol değeri tartışmasız olan bir kentin yönetiminin ilk kez AK Parti'ye geçtiği belirtiliyor. Bu, tek bir belediye başkanının parti değiştirmesinden çok daha fazlasını ifade ediyor.

Önce olguları net biçimde ayıralım. Basına yansıyan bilgilere göre Tugay, CHP'den 18 Haziran'da istifa etmiş ve yaklaşık dört aydır görevini bağımsız olarak sürdürüyordu. İstifa gerekçesi olarak ideolojik bir ayrılık değil, CHP olağanüstü kurultay sürecine ilişkin verilen "mutlak butlan" kararına yönelik itirazını göstermişti. Bağımsız kalmasının geçici olduğunu söylemiş, yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç duyulduğunu dile getirmişti. Bugün ise AK Parti Genel Merkezi'ne gelerek parti saflarına katıldı. Genel Merkez girişinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Tugay, ayrıntıların daha sonra paylaşılacağını belirterek "Daha sonra konuşalım. Şimdi salona geçelim. Hayırlı olsun" ifadelerini kullandı. "İzmirlilere mesajınız ne olacak?" sorusuna verdiği yanıt ise şuydu: "İzmir'i çok seviyorum"

Katılımı, tören öncesinde AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan resmen teyit etti. İnan, "Bugün sadece Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay katılacak. Hayırlı olsun" diyerek başka bir belediye başkanının katılımının gündemde olmadığını vurguladı. Bu ayrıntı önemli; zira günlerdir Ankara ve İzmir kulislerinde dolaşan iddiaların bir kısmı, tek bir isimden fazlasına işaret ediyordu. Resmi ağızdan gelen bu açıklama, en azından bugün için tabloyu netleştirdi.

Gelelim asıl meseleye. Bu geçiş, yalnızca bir rozet töreni değil; aynı zamanda siyasette hafıza, tutarlılık ve temsil sorununun en çıplak hâliyle karşımıza dikildiği bir andır. Tugay'ın geçmişte katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği sözler, bugün yeniden hatırlanıyor: "AK Parti'ye geçme ihtimalim milyonda bir bile değil" Bir siyasetçinin söylediği sözlerle attığı adımlar arasındaki mesafe, demokratik siyasetin en temel sınavıdır. Bu mesafe kimi zaman makul gerekçelerle açıklanabilir; koşullar değişir, ittifaklar dönüşür, siyaset dinamiktir. Ancak bu değişimin hesabını seçmene vermek, sadece ahlaki bir yükümlülük değil, aynı zamanda siyasetin kredibilitesinin de sigortasıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta var. Tugay, İzmir'de CHP'ye oy atan seçmenlerin oylarıyla seçilmiş bir isim. Basına yansıyan bilgilere göre bu gerçek, geçiş sürecinin en tartışmalı boyutunu oluşturuyor. Bir seçmenin, sandıkta verdiği oyla bir temsil ilişkisi kurduğunu ve o ilişkinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi-ahlaki bir bağ olduğunu unutmamak gerekir. Elbette seçilmiş bir kişinin parti değiştirmesi yasak değildir; hukukumuzda buna engel bir hüküm yoktur. Ancak yasal olan ile meşru olan her zaman aynı şey değildir. Siyasetin kalitesi, tam da bu ikisinin arasındaki farkı gözetmekle ilgilidir.

Sürecin zamanlaması da dikkat çekici. Basına yansıyan bilgilere göre Tugay'ın geçişi, geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleşen ve basına kapalı tutulan bir görüşmeyle hız kazandı. Görüşmenin içeriğine dair kamuoyuna yansıyan bir bilgi yok. Aynı şekilde AK Parti Genel Merkezi'nin bir gün önce sosyal medya hesaplarından paylaştığı, İzmir Marşı eşliğinde hazırlanan ve sonunda “7 Ekim 2026” tarihine yer verilen sembolik video da katılımın işareti olarak yorumlandı. Bu tür sembolik iletişim, siyasetin görsel dilinin ne kadar planlı kurgulandığını gösteriyor. Ancak seçmen açısından asıl soru şu: Bu kurgunun içinde onun iradesine ne kadar yer var?

Bugün Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti Kongre Merkezi'nde milletvekilleriyle gerçekleştirilecek 2026-2027 Yasama Yılı Açılış Toplantısı'na katılması bekleniyor. Toplantının saat 11.00'de başlayacağı belirtiliyor. Tugay'ın rozetinin Erdoğan tarafından takılacağı yönündeki beklenti, basına yansıyan bilgilere göre kulislerde konuşuluyor. Bir rozet takma anı, siyasetin en eski ve en güçlü sembollerinden biri. Ama unutmayalım: Rozet, göğse takılan bir metal parçası değil, seçmene verilen bir taahhüdün görsel ifadesidir. O taahhüdün içi doldurulmadığında, sembol boş bir kabuğa dönüşür.

Şunu da açıkça söylemek gerekir: Bu geçişi yalnızca "İzmir AK Parti'ye geçti" başlığıyla okumak, siyaseti bir maç skoru gibi görmek olur. Oysa burada konuşulması gereken, yerel yönetimlerin özerkliği, belediye başkanlarının seçildikleri siyasi aidiyetle olan ilişkisi ve seçmen iradesinin temsil mekanizmalarındaki ağırlığıdır. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yönetiminin ilk kez AK Parti'ye geçtiği belirtiliyor; bu, kentin yerel siyasetinde uzun vadeli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme. Ancak bu sonuçların ne olacağını bugünden ilan etmek, hem siyasetin doğasına hem de okurun aklına saygısızlık olur.

Demokratik kurumların sağlığı, yalnızca seçimlerin düzenli yapılmasıyla değil, seçimler arası dönemde temsil ilişkisinin ciddiye alınmasıyla ölçülür. Bir belediye başkanı görev süresi içinde parti değiştirdiğinde, bu değişimin seçmen nezdinde bir karşılığı olup olmadığı sorusu kaçınılmaz olarak gündeme gelir. Bu soruyu sormak, siyasi bir taraf tutmak değildir; hesap verebilirliğin asgari şartıdır. Hesap verebilirlik, yalnızca iktidar için değil, muhalefet için de, her siyasi aktör için de geçerli bir ilkedir. Bugün yaşanan geçiş, bu ilkenin ne kadar ciddiye alındığını hep birlikte görmemiz için bir fırsattır.

Önümüzdeki günlerde sürecin ayrıntılarının paylaşılacağı belirtiliyor. Tugay'ın "Daha sonra konuşalım" ifadesi, kamuoyunun merakını erteleyen bir cümle. O açıklama geldiğinde aranacak şey, geçişin gerekçelerinin ne kadar açık, tutarlı ve seçmenin anlayacağı bir dille anlatıldığı olacaktır. Siyaset, yalnızca kazanmakla değil, kazandıktan sonra ne yaptığını açıklamakla da ilgilidir. İzmir seçmeni, bu açıklamayı hak ediyor. Türkiye'de siyasetin daha sağlıklı bir zemine taşınması da ancak bu tür hesapların dürüstçe verilmesiyle mümkün olacaktır.

Bugün Ankara'da yaşanan hareketliliği izlerken, aklımızda tek bir soru tutalım: Bir siyasi kararın doğruluğu, o kararı alanın samimiyetiyle mi, yoksa seçmenin o karara verdiği onayla mı ölçülür? Bu sorunun cevabı, sadece bugünün değil, yarının siyasetini de belirleyecek.

Toplam 211 defa okunmuştur.

Baran Ersoy diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.