Çizgili Kostümün Gölgesinde: Zara Bir Kez Daha Aynı Duvara Çarptı
Bazen bir kıyafet, kumaştan ve dikişten çok daha fazlası olur. Üzerine giyildiği bedenden bağımsız bir anlam taşımaya başlar; tarih taşır, acı taşır, hafıza taşır. Dünyaca ünlü İspanyol moda markası Zara'nın çocuklara yönelik hazırladığı Cadılar Bayramı kostümü de tam olarak böyle bir eşiğe geldi dayandı. Mavi ve beyaz dikey çizgilerden oluşan, ceket ve pantolondan meydana gelen bu kostüm, Nazi diktatörlüğü döneminde toplama kamplarında tutulan mahkûmların kıyafetlerine benzetildi. Ve işin en can alıcı yanı şu: Tasarım sadece çizgilerden ibaret değildi.
Kasıtlı olarak yıpranmış bir görünüm verilen kostümde, dikenli teli andıran baskılar ve tutsak numaralarını çağrıştıran yamalar da yer aldı. Şimdi bir durup düşünelim. Bir çocuk kostümünde neden yıpranmışlık hissi verilir? Neden dikenli tel baskısı olsun? Neden kol bölümlerine numara çağrıştıran yamalar eklenir? Cadılar Bayramı dediğimiz şey, hayaletler, cadılar, korkunç maskeler... Peki bu estetiğin içine bir toplama kampı göndermesi nasıl sığdı? Bu sorular, sosyal medyada tartışmanın büyümesine neden olan soruların başında geldi.
İsrailli gazeteci Dov Gil-Har da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla kostüme tepki gösterdi. Gil-Har paylaşımında, "Zara, Avrupa'daki müşterilerini bir kez daha kâbus gibi bir fikirle şoke etti: Nazi toplama kampı tarzında kostüm" ifadelerini kullandı. Bu cümledeki "bir kez daha" vurgusu tesadüf değil. Çünkü bu, markanın ilk kez böyle bir tartışmanın merkezine oturmadığını gösteriyor. Kostümün çizgili yapısının yanı sıra üzerindeki baskıların dikenli teli, kol bölümlerindeki yamaların ise toplama kamplarındaki mahkûmlara verilen numaraları çağrıştırdığı yönündeki değerlendirmeler tartışmanın odağına yerleşti.
Peki bir moda devi, böylesi bir tasarımın hangi aşamasında durup "bunu yapmayalım" diyemedi? Tepkilerin ardından Zara yönetimi, söz konusu kostümü internet mağazasından kaldırdı. Şirketin basın sözcülüğü aracılığıyla yapılan açıklamada, "Zara, çocuk kostümünün yol açmış olabileceği her türlü yanlış anlaşılmadan duyduğu üzüntüyü belirtir. Kostüm artık ne mağazalarımızda ne de sanal mağazada satışa sunulmaktadır" ifadeleri kullanıldı. Açıklamanın dili dikkat çekici: "Yol açmış olabileceği her türlü yanlış anlaşılmadan duyduğu üzüntü." Yani ortada bir niyet değil, bir "yanlış anlaşılma" var. Oysa mesele niyet değil ki. Bir tasarımın tarihsel hafızada neye denk düştüğü, tasarımcının kafasında ne olduğundan bağımsız bir gerçeklik taşır. Bir kumaş parçası, milyonlarca insanın acısını hatırlatıyorsa, orada tartışılacak şey niyet değil, sonuçtur.
Şirket ise tasarımın iç denetim mekanizmalarından nasıl geçtiği ve toplama kampı kıyafetleriyle benzerliğin kontroller sırasında neden fark edilmediği yönündeki sorulara yanıt vermedi. İşte bu sessizlik, belki de açıklamadan daha çok şey anlatıyor. Çünkü bir kurumun en büyük sınavı, hata yaptığında değil, hatanın nasıl olup da o noktaya geldiğini sorguladığında başlar. Bir çocuk kostümü fikirden rafa, raftan ekrana uzanan upuzun bir yol kat eder. Tasarımcılar, ürün yöneticileri, onay verenler, denetleyenler... Bu zincirin herhangi bir halkasında biri durup "Bu çizgiler, bu yamalar, bu yıpranmışlık... Bir yerden tanıdık geliyor" diyemedi mi? Ya da dedi de kimse dinlemedi mi? Bu soruların yanıtı gelmedi.
Zara'nın Nasyonal Sosyalizm simgeleri ve Holokost çağrışımı yaptığı değerlendirilen ürünler nedeniyle eleştirilmesi ilk kez yaşanmıyor. 2014 yılında Zara, sol göğsünde sarı altı köşeli yıldız bulunan mavi-beyaz çizgili bir çocuk gömleğini gelen tepkilerin ardından toplatmıştı. Tasarım, Nazilerin Yahudileri damgalamak amacıyla kullandığı "Yahudi Yıldızı"na benzetilmişti. 2007 yılında ise Zara mağazalarında satışa sunulan bir bez çantada çiçek motiflerinin arasında gamalı haç (Svastika) sembolünün bulunması büyük tepkiye neden olmuştu.
Şimdi bu üç olayı yan yana koyduğumuzda karşımıza çıkan tablo, basit bir "talihsizlik" açıklamasıyla geçiştirilemeyecek kadar rahatsız edici. 2007, 2014 ve şimdi... Aradan geçen yıllara rağmen aynı türden bir hatanın tekrarlanması, akla ister istemez şu soruyu getiriyor: Bu, bir kişinin dalgınlığı mı, yoksa kurumsal bir körlük mü? Bir marka, tarihin en karanlık sayfalarından birine dair hassasiyeti neden bir türlü içselleştiremiyor? Yoksa mesele hassasiyet değil de, sadece tepki geldiğinde geri adım atmak mı?
Moda dünyası hızlı bir dünya. Koleksiyonlar aylar öncesinden hazırlanır, trendler kovalar, üretim zincirleri ülkeleri aşar. Bu hızın içinde tarihsel hafızayı canlı tutmak kolay değil, kabul. Ama zor olan, tam da bu yüzden değerli. Çünkü bir marka sadece kıyafet satmaz; aynı zamanda bir dünya görüşü, bir duruş, bir sorumluluk satar. O sorumluluğun sınırları, kâr marjıyla ya da teslim tarihiyle çizilemez. Hele söz konusu çocuklar olduğunda...
Bir çocuk kostümü düşünün. Bir anne baba, çocuğunu Cadılar Bayramı'nda mutlu etmek için alışveriş yapıyor. Sepete attığı şeyin, aslında neyi temsil ettiğini bilmiyor. Bilse zaten almaz. İşte tam burada, markanın omuzlarındaki yük ağırlaşıyor. Çünkü tüketici, size güveniyor. "Bu rafta duran şey, güvenli, masum, eğlenceli" diye düşünüyor. Siz o güveni sarsarsanız, sadece bir ürünü değil, bir ilişkiyi de zedelersiniz.
Zara'nın açıklamasındaki "yanlış anlaşılma" ifadesi, belki de bu ilişkiyi onarma çabasının en zayıf halkası. Çünkü yanlış anlaşılma, iki tarafın da aynı şeyi farklı okumasıdır. Oysa burada okuma farkı yok; tarihsel bir gerçeklik var. Toplama kamplarında giydirilen o çizgili kıyafetler, milyonlarca insanın son kıyafetiydi. O yamalar, birer isim değil, birer numaraydı. İnsanlığın hafızasına kazınmış bir utancın simgesiydi. Böyle bir gerçekliği "yanlış anlaşılma" kelimesinin arkasına saklamak, yarayı sarmaz; sadece üstünü örter.
Peki ne olmalıydı? Belki de önce şu soruyu sormak: Biz bir çocuk kostümü tasarlarken, hangi duyguyu, hangi hikâyeyi, hangi çağrışımı hedefliyoruz? Eğer cevap "korku ve eğlence" ise, o zaman korkunun hangi türü? Çünkü korku da masum değildir. Kimi korkular hayal ürünüdür, kimi korkular ise gerçek yaşanmışlıklardan beslenir. Bir cadı, bir hayalet, bir zombi... Bunlar kurgudur. Ama bir toplama kampı, kurgu değil. Bir insanın derisine kazınan numara, kurgu değil. Dikenli tel, kurgu değil.
Bu olay bize sadece Zara'yı değil, tüm moda endüstrisini ve aslında hepimizi ilgilendiren bir şeyi fısıldıyor: Geçmişle kurduğumuz ilişki, sadece müzelerde, kitaplarda, anma günlerinde yaşamıyor. Alışveriş merkezlerinde, vitrinlerde, çocuk reyonlarında da yaşıyor. Bir kumaşın deseni, bir düğmenin yeri, bir baskının şekli... Hepsi birer cümle aslında. Ve o cümleler, bazen hiç istemediğimiz şeyleri söylüyor.
Zara'nın bu kostümü raflardan kaldırması elbette doğru bir adım. Ama asıl mesele, bir sonraki adımda ne yapacağı. Aynı hatanın üçüncü kez yaşanması, artık "olur böyle şeyler" diyerek geçiştirilecek bir şey değil. Belki de bu kez, iç denetim mekanizmalarının nasıl çalıştığını, kimin neyi onayladığını, hangi aşamada dur denildiğini açıkça anlatmak gerek. Çünkü güven, açıklıkla tamir edilir; sessizlikle değil.
Bir çocuğun omzuna geçirilen kostüm, masumiyetin simgesi olmalı. Korkunun, eğlencenin, hayal gücünün oyun alanı olmalı. Ama o kostüm, istemeden de olsa bir acının gölgesini taşıyorsa, orada durup düşünmek gerek. Sadece markanın değil, hepimizin. Çünkü tarih, sadece geçmişte olan biten değil; bugün neyi seçtiğimizle de ilgili. Ve bazen en masum görünen bir seçim, en ağır anlamı taşıyabiliyor. Çizgili bir kostüm gibi. Mavi-beyaz. Dikey. Tanıdık. Ve maalesef, çok tanıdık.
Nilay Karaca diğer yazıları:
- Çizgili Kostümün Gölgesinde: Zara Bir Kez Daha Aynı Duvara Çarptı
- Bir "Hak Yedirmeme" Sözü Bize Ne Anlatıyor?
- Paris'te aynı kombini giymek: Serenay Sarıkaya ve Hailey Bieber'ın "pişti" hikâyesi
- Bir Şatoyu Ayakta Tutan Şey Para mı, Yoksa Aile Bağları mı?
- Bir İstifa, Bir Vicdan: Fatma Betül Sayan Kaya'nın Ardında Ne Bıraktı?









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.