Cem Arıkan
Cem Arıkan - Spor

Trabzon'da 4-0'lık hezimet: Sorun skorda değil, Okan Buruk'un cevabında

Bir maçı 4-0 kaybedersiniz, üzülürsünüz, kapatırsınız. Ama bir maçta 4-0 kaybedip üstüne soyunma odası koridorunda "Ne istifası, sadece bir maç kaybettik, lideriz" derseniz, işte orada futbolun kendisinden daha büyük bir tartışma başlar. Galatasaray'ın Trabzonspor deplasmanında aldığı 4-0'lık yenilgi, Trendyol Süper Lig'in 6. haftasında sarı-kırmızılı camianın gündemine oturdu. Ama asıl mesele o dört gol değil. Asıl mesele, o dört golden sonra takımın başındaki ismin söyledikleri ve söylemedikleri.

Şunu net söyleyeyim: Trabzon'da 4-0 kaybetmek, bir teknik direktör için sadece bir mağlubiyet değildir. Bu, o takımın o gün sahaya nasıl çıktığının, maça nasıl hazırlandığının, rakibin planına karşı ne ürettiğinin toplam fotoğrafıdır. Farklı bir skor, genelde tek bir oyuncunun hatasıyla ya da tek bir hakem kararıyla açıklanmaz. Farklı skor, bir sistemin o gün çöküşüdür. Okan Buruk'un "sadece bir maç kaybettik" cümlesi işte tam bu noktada tıkanıyor. Evet, puan tablosunda belki hâlâ liderdirler. Ama liderlik, bir takımın o gün sahada ne kadar çaresiz kaldığını gizlemez.

Maçın ardından sosyal medyada binlerce istifa çağrısı yapıldı. Bunu küçümsememek lazım. Taraftar tepkisi bazen abartılıdır, bazen duygusaldır; ama tepkinin bu kadar yüksek sesle dile getirilmesi, biriktirilmiş bir rahatsızlığın göstergesidir. Tek maçlık bir öfke değil bu. Galatasaray taraftarı, kadro kalitesine, transferlere, beklentilere bakıyor ve sahada gördüğü tabloyla o beklenti arasındaki uçurumu sorguluyor. 4-0'lık bir yenilgi, bu sorgulamanın fitilini ateşleyen kıvılcım oldu.

Gelelim koridorda yaşanan o diyaloğa. Maçın bitiş düdüğünün ardından Okan Buruk'a, "İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?" sorusu yöneltildi. Deneyimli teknik adamın bu soruya tepki göstererek "Ne istifası. Sadece bir maç kaybettik, lideriz" yanıtını verdiği belirtildi. Şimdi burada iki farklı okuma mümkün. Birincisi: Hocanın kendine güveni tam, paniğe kapılmıyor, takımının arkasında duruyor. İkincisi: 4-0'lık bir yenilginin ağırlığını yeterince hissetmiyor, sorumluluğu üstlenmiyor, sorunu skorun ötesinde görmüyor. Futbol kamuoyu bu iki okumadan hangisine yakın durur, tahmin etmek zor değil.

Bir teknik direktörün istifa sorusuna "hayır" demesi elbette normaldir. Kimse kolay kolay bırakmaz. Ama "Ne istifası" diyerek soruyu geçiştirmekle, "Bu skorun sorumluluğu bende, nedenlerini analiz edeceğiz" demek arasında dağlar kadar fark var. İlki taraftarı daha da öfkelendirir; ikincisi en azından bir muhasebe niyeti taşır. Okan Buruk, ilk yolu seçmiş görünüyor. Bu tercih, kısa vadede kendini koruyabilir ama uzun vadede camiayla arasındaki bağı zayıflatır.

Maçın bir de kırmızı kart tarafı var. Okan Buruk, karşılaşmada gördüğü kırmızı kartla ilgili de açıklamalarda bulundu ve hakeme hakaret etmediğini, kötü bir söz kullanmadığını ifade etti. Açıklaması şöyleydi:

"Benim hakeme hiçbir hakaretim yok. Hiçbir kötü söz söylemedim. Pozisyonu sordum. Sonra sarı kart verdi neden sarı kart verdiğini sorarken yine kötü bir şey söylemedim, asla hakaret etmedim, kötü söz söylemedim. Beni isteyerek attı."

Burada işin hakem boyutuna girmek istemiyorum. Çünkü bir takım 4-0 kaybediyorsa, kırmızı kartı tartışmak asıl sorunun üstünü örtmek olur. Teknik adamın saha kenarında bu kadar gerilmesi, aslında maçın gidişatına ne kadar müdahale edemediğinin de bir göstergesi. Takım sahada çözüm üretemiyorsa, hoca kenarda çözüm arar; bazen de bu arayış kartla sonuçlanır. O yüzden kırmızı kartı ayrı bir tartışma olarak değil, o günün genel çaresizliğinin bir parçası olarak okumak daha doğru.

Şimdi asıl soruya gelelim: Galatasaray bu maçtan ne öğrenmeli? Öncelikle, kadro kalitesiyle saha performansı arasındaki ilişki otomatik değildir. İyi oyuncuları bir araya getirmek, iyi bir takım yaratmak anlamına gelmiyor. Trabzon deplasmanında görünen o ki Galatasaray, rakibin baskısına karşı direnç gösteremedi, oyunun ritmini eline alamadı ve geriye düştükten sonra reaksiyon üretemedi. Bunlar tek tek oyuncuların formsuzluğuyla açıklanacak şeyler değil. Bunlar, takımın o güne nasıl hazırlandığıyla ilgili meseleler.

Bir diğer mesele de şu: Sezonun 6. haftasında lider olmak güzel bir şeydir ama yanıltıcıdır da. Eğer o liderlik, zayıf rakiplere karşı alınan sonuçlarla geldiyse ve güçlü bir deplasmanda takım 4-0'lık bir duvara tosladıysa, o liderlik bir aldatmacadan ibarettir. Okan Buruk'un "lideriz" vurgusu, işte bu yüzden taraftarı ikna etmiyor. Çünkü taraftar puan tablosuna değil, sahaya bakıyor. Sahada gördüğü şey, lider bir takımın görüntüsü değil.

Peki ne olacak şimdi? Muhtemelen birkaç gün bu tartışma sürecek, sonra yeni bir maç gelecek ve gündem değişecek. Ama değişmeyen bir şey var: Galatasaray gibi bir kulüpte, 4-0'lık bir yenilgi sadece bir mağlubiyet olarak kayda geçmez. O yenilgi, yönetimin, teknik heyetin ve oyuncuların önüne bir hesap sorma dosyası olarak konur. Okan Buruk bu dosyayı "sadece bir maç" diyerek kapatabileceğini düşünüyorsa yanılıyor. Bu camia, farklı yenilgileri unutmaz; sadece zamanını bekler.

Benim görüşüm şu: Okan Buruk istifa etmeli mi, etmemeli mi sorusu yanlış bir soru. Asıl soru şu: Bu takım neden Trabzon'da bu kadar çaresiz kaldı ve bu çaresizliğin tekrarı nasıl önlenecek? Eğer bu soruya dürüst bir cevap verilirse, istifa tartışması kendiliğinden söner. Ama "sadece bir maç kaybettik" cümlesinin arkasına saklanılırsa, o tartışma her farklı yenilgide yeniden alevlenir. Futbolda bazen en zor şey, kötü sonucun sorumluluğunu üstlenmektir. Okan Buruk'un önündeki asıl sınav, taktik tahtasında değil, bu sorumluluğu alıp almamasında.

Trabzon'da kaybedilen üç puan değil aslında. Kaybedilen, taraftarın o takıma duyduğu güvenin bir kısmı. Ve o güveni geri kazanmak, puan tablosunda lider kalmaktan çok daha zor bir iş. Okan Buruk'un bunu görüp göremeyeceğini önümüzdeki haftalar gösterecek. Koridorda verilen cevap, maalesef bu işin kolay olmayacağını şimdiden haber veriyor.

Toplam 26 defa okunmuştur.

Cem Arıkan diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.