Cem Arıkan
Cem Arıkan - Spor

Milli Takım'da Bek Krizi Bitmiyor: Eskihellaç Hamlesi Geç mi Kaldı?

Milli takımın bek sorunu yıllardır konuşuluyor, yazılıyor, çiziliyor ama bir türlü çözülemiyor. Şimdi önümüzde Fransa ile başlayacak dört maçlık bir Uluslar A Ligi serisi var ve Türkiye Futbol Federasyonu, Trabzonspor'da forma giyen Mustafa Eskihellaç'ı aday kadroya dahil ettiğini açıkladı. 29 yaşındaki savunma oyuncusu bugün öğle saatlerinde Riva'daki kampa katılacak. Peki bu hamle ne anlatıyor? Sadece bir oyuncu eklemesi mi, yoksa teknik ekibin baştan beri planlamadığı bir bölgenin itirafı mı?

Önce şu soruyu soralım: Fransa gibi bir rakiple oynayacaksan ve elinde dört maçlık kritik bir seri varsa, kadronu ne zaman netleştirirsin? Turnuva öncesi değil, kampın başında değil, hazırlıklar İstanbul'da sürerken... Bu zamanlama bana kalırsa teknik ekibin bek rotasyonunda ciddi bir belirsizlik yaşadığını gösteriyor. Yoksa oturmuş bir kadroda, bir oyuncuyu sonradan çağırma ihtiyacı bu kadar gündem olmaz.

Mustafa Eskihellaç'ın yaşı da dikkat çekici. 29. Yani gelecek vaat eden bir genç değil, acil durum çözümü olarak düşünülebilecek bir isim. Burada futbolcuyu eleştirmiyorum, kesinlikle. Trabzonspor'da gösterdiği performansla bu çağrıyı hak etmiş olabilir. Ama milli takımın bek bölgesindeki derinlik sorununu bir 29 yaşındaki oyuncuyla kapatmaya çalışmak, sistemin değil günü kurtarmanın refleksi. Bugünü kurtarırsın, yarını yine tartışırsın.

Bakın, mesele şu: Türk futbolu yıllardır sağ bek ve sol bek yetiştiremiyor. Altyapıdan çıkan çocuklar bir şekilde orta sahaya ya da kanat oyuncusuna dönüşüyor. Bek olmak, bizim futbol kültürümüzde hep "mecbur kalınca oynanan" bir pozisyon gibi görülüyor. Halbuki modern futbolun en kritik bölgelerinden biri. Fransa gibi takımlar beklerinden oyun kuruyor, kanatları besliyor, savunmada genişlik sağlıyor. Sen ise hâlâ bek bölgesine yama yapıyorsun. Bu zihniyet değişmedikçe, hangi oyuncuyu çağırırsan çağır, sorun devam eder.

Şimdi TFF'nin açıklamasına bakalım. Deniyor ki: "Trabzonspor'da forma giyen Mustafa Eskihellaç, UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup'ta Fransa ile başlayacak dört maçlık seri için hazırlıklarını İstanbul'da sürdüren A Millî Takımımızın aday kadrosuna dâhil edildi. 29 yaşındaki savunma oyuncusu, bugün öğle saatlerinde Ay-Yıldızlıların Riva'daki kampına katılacak" Gayet resmi, gayet düzgün bir açıklama. Ama bu tür açıklamalar bana hep aynı şeyi düşündürüyor: Kadro planlaması gerçekten bir plan dahilinde mi yapılıyor, yoksa sakatlık ve formsuzluk haberleri geldikçe panik hamleler mi yapılıyor? Çünkü dört maçlık bir seriden bahsediyoruz. Fransa deplasmanı ya da ev sahibi, fark etmez, bu seviyede her maç final gibi. Böyle bir seriye sonradan eklenen oyuncudan ne kadar verim alabilirsin? Uyum süreci, taktik adaptasyon, takım içi kimya... Bunlar bir günde olmuyor.

Elbette Mustafa Eskihellaç'ın kalitesine lafım yok. Trabzonspor gibi baskı ortamı yüksek bir kulüpte oynuyor, bu da belli bir dayanıklılık gerektiriyor. Ama milli takım, kulüp takımı değil. Burada farklı bir hiyerarşi, farklı bir sorumluluk var. Bir oyuncunun kulüpte iyi olması, milli takımda otomatik olarak iyi olacağı anlamına gelmiyor. Bunu yıllardır görüyoruz. Nice oyuncu kulüpte yıldızlaşıp milli formayla sınıfta kaldı. Bu yüzden "aldık, oldu bitti" demek yerine, bu çağrının arkasındaki ihtiyacı doğru okumak lazım.

Gelelim asıl meseleye: Teknik direktörün bek tercihleri. Fransa maçı öncesi elinde kaç tane hazır bek var? Kaç tanesi formda? Kaç tanesi bu seviyede oynayacak özgüvene sahip? Bu soruların cevabını biz bilmiyoruz ama teknik ekip biliyor. Ve eğer cevap "yeterli değil" ise, bu bir kadro mühendisliği sorunudur. Bir oyuncu daha çağırmak, sorunu çözmez; sadece üstünü örter. Fransa maçında o bölgeden gol yersen, "Eskihellaç oynasaydı" tartışması başlar. Oynamazsa "neden çağırdın" denir. Bu kısır döngü, planlamasızlığın doğal sonucu.

Bir de şu var: Milli takımda bek oyuncusu sadece defans yapmaz. Hücuma katkı verir, orta açar, içe kat eder, pas istasyonu olur. Eskihellaç'ın bu profile ne kadar uyduğunu teknik ekip değerlendirecek. Ama şunu söyleyeyim: Eğer sisteminiz "önce savunma" üzerine kuruluysa, o zaman beklerin hücum katkısı ikinci plana düşer ve orta saha ile kanatlar arasındaki bağ kopar. Fransa gibi takımlar bu bağı koparttığınız anda sizi sahadan siler. Yani sadece "bek aldık, tamam" demek yetmiyor; o bekin nasıl kullanılacağı da en az kim olduğu kadar önemli.

Peki taraftar ne düşünüyor? Sosyal medyada iki kutup var. Bir taraf "geç kaldın" diyor, diğer taraf "iyi oldu, alternatif lazımdı" diyor. İkisi de haklı aslında. Geç kaldın çünkü bu tür bir ihtiyaç kampın başında belli olmalıydı. İyi oldu çünkü alternatifsizlik büyük risk. Ama taraftarın asıl sorması gereken soru şu: Neden her kamp döneminde aynı bölge için aynı tartışmayı yapıyoruz? Neden bir turnuva ya da kritik seri öncesi hep "bek yok" diyoruz? Bu, bir kişinin değil, bir sistemin sorunu.

Fransa maçı yaklaşırken teknik direktörün tercihleri elbette eleştirilecek. Ama eleştiriyi sadece "şu oyuncuyu neden aldın, bunu neden almadın" düzeyinde tutmak, asıl problemi görmezden gelmektir. Asıl problem, Türk futbolunun bek yetiştirme kültürü. Asıl problem, altyapıdan çıkan oyuncuların doğru pozisyonlarda geliştirilmemesi. Asıl problem, milli takımın kadro planlamasının turnuva bazlı değil, süreç bazlı yapılmaması.

Mustafa Eskihellaç'a gelince... Ona düşen görev belli: Kampın enerjisine ayak uydurmak, verilen şansı en iyi şekilde kullanmak, formayı kaptığı anda bırakmamak. 29 yaşında milli takıma çağrılmak, onun için bir fırsat olduğu kadar bir sorumluluk. Ama unutmayalım, bir oyuncunun milli takıma çağrılması, o bölgedeki tüm sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Sadece o an için bir seçenek oluşuyor. Kalıcı çözüm ise bambaşka bir yerde: zihniyette, altyapıda, planlamada.

Fransa serisi başlarken Türkiye'nin en çok konuşacağı şey yine bekler olacak. Ya tutarsa kahraman olur, ya tutmazsa günah keçisi. Ama bizim asıl konuşmamız gereken şey, neden hâlâ bu noktada olduğumuz. Çünkü bir gün bu sorun çözülmezse, yarın yine aynı başlıklarla karşılaşacağız: "Milli Takım'a bek takviyesi." Ve o gün, bugünü hiç konuşmamış olmanın bedelini sahada ödeyeceğiz.

Toplam 194 defa okunmuştur.

Cem Arıkan diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.