Arda Turan'ın Stamford Bridge zaferi tesadüf değil, doğru okunması gereken bir plan
Arda Turan, Şampiyonlar Ligi'nde ilk galibiyetini aldı. Hem de nerede? Futbolculuk kariyerinin en anlamlı gecelerinden birini yaşadığı Stamford Bridge'de. 2013-2014 sezonunda Atletico Madrid formasıyla Chelsea'ye karşı oynanan yarı final rövanşında 72. dakikada takımının üçüncü golünü atan ve Londra'dan final biletiyle ayrılan Arda, şimdi teknik direktör olarak aynı statta ilk "Devler Ligi" zaferini tattı. Hikâye güzel, romantik tarafı da var; ama bizim işimiz hikâyeyle değil, sahada ne olduğuyla.
Shakhtar Donetsk, AEK Atina'yı 3-1 yendi. Skoru okuyup geçen için bu bir "Ukrayna ekibi Yunan temsilcisini devirdi" haberidir. Ama maçın içine girdiğinizde tablo tamamen farklı. AEK, Avrupa kulvarında çıktığı son üç maçta kalesini gole kapatmış bir takım. Yani savunması oturmuş, kırılması zor bir yapı. Peki Shakhtar bu duvarı nasıl yıktı? İşte Arda Turan'ın bu maçta doğru yaptığı şey tam olarak burada başlıyor.
Maça etkili başlayan taraf AEK oldu. Henüz 3. dakikada Lovro Majer'in kullandığı kornerde Harold Moukoudi'nin kafa vuruşu direkten döndü. Bu pozisyon bir uyarıydı: AEK oyuna hazır gelmişti. 9. dakikada Alisson Santana'nın ceza alanı dışından çektiği şutu kaleci Alberto Brignoli son anda kornere çeldi. Yani Shakhtar da boş durmuyordu ama ilk yarım saatte oyunun kontrolü ev sahibi görünümlü AEK'teydi.
28. dakikada gelen gol de bu tablonun ürünü oldu. Vinicius Tobias'ın kaptırdığı topla gelişen atakta Stavros Pilios sol taraftan taşıdı, ceza alanına çıkardı, Majer yerden vurdu ve AEK 1-0 öne geçti. Şimdi burada bir durup düşünelim. Genç bir teknik direktörün takımı, deplasmanda, Şampiyonlar Ligi'nde geriye düşüyor. Panik yapar mı? Dağılır mı? Arda Turan'ın takımı dağılmadı. Dört dakika sonra Filipe Relvas'ın Santana'ya ceza alanında yaptığı müdahaleye VAR uyarısının ardından hakem Chris Kavanagh penaltı noktasını gösterdi. 34'te Pedrinho topu ve kaleciyi ayrı köşelere gönderdi: 1-1. Bu penaltı sadece bir gol değil, bir zihinsel dönüş noktasıydı.
İlk yarı bu skorla bitti. İkinci yarıda iki takım da tehlikeli ataklar üretti ama son vuruşta etkisiz kaldı. Ta ki 80. dakikaya kadar. Alisson'un pasıyla sağ tarafta topla buluşan Vinicius Tobias'ın dar açıdan vuruşunda, kaleci Brignoli'nin ayağına çarpan top ağlara gitti: 2-1. Altı dakika sonra, 86'da, sol taraftan ceza alanına giren Gleiker Mendoza şık bir vuruşla topu sağ üst köşeden ağlarla buluşturdu: 3-1.
Peki bu maçın asıl hikâyesi ne? Bence iki şey. Birincisi, Arda Turan'ın maç içinde takımını geriye düştükten sonra toparlayabilmesi. İkincisi, son on dakikada fiziksel ve zihinsel olarak ayakta kalan tarafın Shakhtar olması. Şampiyonlar Ligi'nde maçların son on dakikası bambaşka bir oyundur. Orada taktik değil, kondisyon ve irade konuşur. AEK son üç Avrupa maçında gol yememiş bir takım olarak bu bölümde iki gol yedi. Bu tesadüf değil. Bu, Arda Turan'ın takımının maçın sonunu oynayacak gücü ve kafayı sahaya koyduğunu gösterir.
Şimdi gelelim asıl meseleye. Biz Türkiye'de bir teknik direktörün başarısını tartışırken hep aynı hataya düşeriz: Ya göklere çıkarırız ya yerin dibine sokarız. Arda Turan için de bu geçerli. İlk maçta deplasmanda PSV ile 1-1 berabere kaldığında "Henüz erken, göreceğiz" diyenler, şimdi AEK galibiyetiyle "İşte Arda farkı" diyebilir. İkisi de aceleci bir yaklaşım. Doğrusu şu: Arda Turan, Şampiyonlar Ligi gibi bir platformda, deplasmanda, geriye düştüğü bir maçta takımını toparlayıp kazanmayı başardı. Bu, teknik direktörlük kariyerinin henüz ikinci Şampiyonlar Ligi maçında geldi. Bu bir başarıdır ve küçümsenmemesi gerekir.
Ama burada bir tuzağa da dikkat çekmek istiyorum. Shakhtar Donetsk'in kadrosu, AEK'nın kadrosundan kâğıt üzerinde daha kaliteli. Vinicius Tobias, Pedrinho, Alisson Santana, Gleiker Mendoza... Bu isimler belli bir seviyenin oyuncuları. Yani bu galibiyet sadece "Arda Turan dokunuşu" değil, aynı zamanda kadro kalitesinin de bir yansıması. Arda Turan'ı överken doğru argümanları kullanmak lazım. Onu gereksiz şişirmek de en az haksız eleştirmek kadar zarar verir.
Peki Arda Turan bu maçta neyi doğru yaptı? Bence en önemlisi, takımının geriye düştükten sonra oyun disiplinini kaybetmemesi. 28'de golü yedin, 32'de penaltı kazandın, 34'te attın. Bu dört dakikalık süreç, bir takımın karakterini gösterir. Panikleyen takım o dört dakikada ikinci golü yer. Soğukkanlı kalan takım penaltıyı alır. Shakhtar ikincisini yaptı. Bu, teknik ekibin maç öncesi ve maç içi hazırlığının bir göstergesi.
Bir de şu var: Arda Turan'ın futbolculuk kariyeri boyunca oynadığı en büyük maçlar hep büyük statlarda, büyük baskı altında geçti. Atletico Madrid'de Şampiyonlar Ligi finali gördü, Barcelona'da oynadı, milli takımda kaptanlık yaptı. Bu tür ortamlarda nasıl davranılacağını biliyor. Genç bir teknik direktör için bu, sahada taktik kadar önemli bir avantaj. Stamford Bridge'de soyunma odasına giren bir teknik direktörün "Ben burada daha önce final bileti aldım" diyebilmesi, oyunculara da yansır.
Şimdi işin bir başka boyutu var. Şampiyonlar Ligi'nin ikinci haftasında alınan bu sonuç, Shakhtar'ı 4 puana taşıdı. AEK ise 3 puanda kaldı. Bu, grupta ciddi bir avantaj demek. Arda Turan'ın takımı, ilk iki maçta yenilmedi ve deplasmanda kritik bir galibiyet aldı. Böyle devam ederse gruptan çıkma hesapları yapılabilir. Ama futbol bu, iki hafta sonra bambaşka bir tablo çıkabilir. O yüzden şimdiden büyük laflar etmenin anlamı yok.
Gelelim Türk futboluna. Arda Turan'ın bu başarısı, Türkiye'de bir tartışmayı yeniden alevlendirecek: "Neden Türk teknik direktörler yurt dışında daha başarılı oluyor?" Ya da daha doğru soru: "Neden Türk teknik direktörlere Türkiye'de yeterince sabır gösterilmiyor?" Arda Turan, Shakhtar gibi bir kulüpte çalışıyor. Orada belki daha az medya baskısı, belki daha sağlıklı bir yönetim yapısı var. Türkiye'de bir teknik direktör, iki maç kaybettiğinde koltuğu sallanır. Bu ortamda genç teknik direktörlerin gelişmesi zor. Arda'nın yurt dışında aldığı bu galibiyet, aslında Türk futbol yönetimine de bir mesaj: Sabır gösterirseniz, sonuç alırsınız.
Elbette tek maç üzerinden büyük sonuçlar çıkarmak doğru değil. Arda Turan'ın önünde uzun bir yol var. Shakhtar Donetsk'in bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde nereye gideceğini zaman gösterecek. Ama bu maçta görünen bir şey var: Arda Turan, teknik direktörlük kariyerinde doğru adımlarla ilerliyor. Geriye düşen takımını toparladı, son on dakikada oyunu kazandı, deplasmanda üç puanı aldı. Bunlar küçük detaylar gibi görünebilir ama Şampiyonlar Ligi seviyesinde her biri ayrı ayrı önemli.
AEK tarafına da bir parantez açalım. Son üç Avrupa maçında gol yemeyen bir takımın bu maçta üç gol yemesi, onların savunma kurgusunda ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor. Özellikle son on dakikada yedikleri iki gol, konsantrasyon ve kondisyon eksikliğine işaret ediyor. AEK teknik ekibi bu maçı ciddi şekilde analiz etmeli. Çünkü Şampiyonlar Ligi'nde bu tür hatalar affedilmez.
Arda Turan için Stamford Bridge gerçekten özel bir yer. 12 yıl önce orada final bileti aldı, şimdi orada teknik direktör olarak ilk galibiyetini aldı. Futbol bazen böyle güzel hikâyeler yazar. Ama bizim için önemli olan hikâyenin güzelliği değil, sahada ortaya konan oyunun kalitesi. Bu maçta Shakhtar Donetsk, geriye düştüğü bir deplasman maçında kazanmayı bildi. Bu, Arda Turan'ın hanesine yazılacak gerçek bir artı. Devamı nasıl gelir, onu hep birlikte göreceğiz.
Bir şeyi de net söyleyeyim: Arda Turan'ı ne abartılı övgülerle göklere çıkarmak ne de "Henüz bir şey kanıtlamadı" diyerek küçümsemek doğru. İkinci Şampiyonlar Ligi maçında, deplasmanda, geriye düştüğü bir mücadelede takımını kazanmaya taşıdı. Bu bir veridir. Bu veriyi not edin, kenara koyun. Sezon sonunda o verinin yanına yenileri eklenecek ya da eklenmeyecek. O zaman daha sağlıklı bir değerlendirme yaparız. Şimdilik söylenebilecek en dürüst şey şu: Arda Turan, teknik direktörlük kariyerinde doğru bir adım attı. Hem de futbolla en çok bağ kurduğu statta.
Cem Arıkan diğer yazıları:
- Samsunspor'un Bjelica Hamlesi: Doğru İsim mi, Doğru Zamanlama mı?
- Arda Turan'ın Stamford Bridge zaferi tesadüf değil, doğru okunması gereken bir plan
- Lukaku'nun yokluğu mu, Emery'nin savunma krizi mi? Asıl mesele burada
- Kruzliak ataması Fenerbahçe için neden bir "tanıdık" değil, bir uyarıdır?
- Guida ataması Galatasaray için Barcelona'dan önce bir sınav









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.