Selin Yalçın
Selin Yalçın - Toplum

Tayyar'ın Sandık Çıkışı: Yerel Seçimler Neden 2027'ye Çekilsin?

Şamil Tayyar'ın sosyal medya hesabından yaptığı yerel seçim önerisi, ilk bakışta bir siyasetçinin kişisel görüşü gibi okunabilir. Ama satır aralarına inildiğinde, belediyeler üzerinden yürüyen ve uzun süredir kangren haline gelen bir tartışmanın nasıl kapatılabileceğine dair ciddi bir siyasi çıkış var karşımızda. Tayyar, AK Parti'li bir isim olarak, "tartışmanın bir parçası olmak yerine çözüm önerisinde bulunmak" istediğini söylüyor. Bu cümle, tek başına, mevcut tartışma ikliminin ne kadar yıpratıcı olduğunu itiraf ediyor.

Ortada somut bir tablo var: Ölüm, kayyım, tutukluluk, siyasi transfer ve istifa gibi gerekçelerle çok sayıda belediye başkanlığı vekâleten yönetiliyor. Bu, normal koşullarda istisna olması gereken bir yönetim biçiminin neredeyse sistematik hale geldiğini gösteriyor. Seçmenin sandıkta verdiği karar ile belediyenin fiili yönetimi arasındaki bağ kopmuş durumda. Bu kopukluk, sadece o belediyelerin sakinlerini değil, yerel demokrasinin bütününü ilgilendiren bir meşruiyet sorununa dönüşmüş durumda.

Tayyar'ın önerisi bu noktada radikal: Mahalli seçimler anayasa değişikliğiyle 2027 yılının ilk yarısına, örneğin Nisan ya da Mayıs ayına alınsın. Yani mevcut vekâleten yönetim tablosu, normal takvimi beklemek yerine erken bir sandıkla milletin hakemliğine sunulsun. Tayyar'ın ifadesiyle, "bu olağanüstü sürecin akıbetini milletin hakemliği tayin etsin."

“SANDIK, FERAHLATIR”

Burada iki katmanlı bir siyasi hesap var. Birincisi, belediyelerdeki vekâleten yönetim pratiğinin yarattığı gerilimin daha fazla büyümeden sandığa taşınması. İkincisi, bu gerilimin iktidar cephesinde yarattığı yükün farkında olunması. Tayyar'ın "tartışmayı da kavgayı da bitirecek en radikal, bir o kadar sonuç alıcı çözüm" ifadesi, mevcut tartışma zemininin sürdürülebilir olmadığını kabul ediyor. Demokratik rejimlerde siyasi stres arttığında sandığın ferahlatıcı olduğu tespiti ise, aslında evrensel bir siyaset bilimi gözlemi. Sorun şu ki, bu tespiti dile getirmekle o tespitin gereğini yerine getirmek arasında ciddi bir mesafe var.

Yerel seçimlerin öne çekilmesi, anayasa değişikliği gerektiriyor. Bu, Meclis'te nitelikli çoğunluk demek. Yani öneri, sadece bir takvim tartışması değil; aynı zamanda bir siyasi uzlaşma sınavı. Muhalefetin bu öneriye nasıl bakacağı belirsiz. Çünkü erken seçim çağrıları, siyasette genellikle iki ucu keskin bir bıçak. İktidar cephesinden gelen bir erken yerel seçim önerisi, muhalefet tarafından "mevcut tabloyu meşrulaştırma" ya da "gündemi değiştirme" hamlesi olarak da okunabilir. Tam tersi şekilde, muhalefetin de uzun süredir dile getirdiği "sandığa gitme" talebiyle örtüşen bir yanı var.

Belediyelerdeki vekâleten yönetim meselesi, Türkiye'de son yılların en kronik sorunlarından biri haline geldi. Kayyım atamaları, tutuklamalar, istifalar ve partiler arası transferler, yerel yönetimleri seçim dışı yollarla şekillendiriyor. Bu durumun en somut sonucu, seçmen iradesinin askıya alınması. Tayyar'ın önerisi, bu askıya alınma halini sona erdirecek bir mekanizma olarak sandığı işaret ediyor. Ancak sandığa gitmek, tek başına sorunu çözmez; çünkü seçim sonrası benzer süreçlerin tekrarlanmayacağının garantisi yok. Yine de mevcut tabloda, seçmenin söz söyleyebileceği tek meşru zemin sandık.

Önerinin zamanlaması da dikkat çekici. 2027 yılının ilk yarısı, hem genel seçim takvimi hem de yerel seçim takvimi açısından kritik bir dönemeç. Yerel seçimlerin bu tarihe çekilmesi, siyasi partilerin seçim stratejilerini baştan kurgulaması anlamına gelir. Bu, iktidar için de muhalefet için de ciddi bir hazırlık yükü demek. Ama aynı zamanda, belediyeler üzerinden yürüyen ve her gün yeni bir krizle gündeme gelen tartışmanın sona ermesi anlamına geliyor. Tayyar'ın "sandık ferahlatır" tespiti, bu yükü göze almaya değer bulan bir siyasi tercihi yansıtıyor.

Şunu da eklemek gerekir: Bu öneri, bir parti kararı değil; bir parti içi ismin kişisel çıkışı. Tayyar, "AK Partili siyasetçi" sıfatıyla konuşuyor ama önerinin parti politikası haline gelip gelmeyeceği belirsiz. Bu belirsizlik, önerinin ağırlığını azaltmıyor; aksine, partideki farklı görüşlerin varlığını gösteriyor. Belediyeler meselesi, iktidar cephesinde de rahatsızlık yaratan bir başlık. Tayyar'ın çıkışı, bu rahatsızlığın kamuoyuna yansıması olarak okunabilir.

Yerel seçimlerin erkene alınması fikri, Türkiye siyasetinde ilk kez gündeme gelmiyor. Ancak bu kez, gerekçe farklı: Belediyelerin fiili yönetimindeki olağanüstülük. Eğer bu olağanüstülük, normal takvimle kendiliğinden sona ermeyecekse, sandığı öne çekmek, demokratik meşruiyet açısından tutarlı bir tercih olur. Tayyar'ın önerisi, bu tutarlılığı dile getiriyor. Tartışmanın tarafları, bu öneriyi ciddiye alıp almama konusunda bir tercih yapacak. Ama görünen o ki, belediyeler meselesi, sandığa gitmeden kapanmayacak.

Seçmenin bu tabloda oynayacağı rol ise belirleyici. Vekâleten yönetilen belediyelerde yaşayanlar, kendi iradelerinin ne kadar askıda olduğunu her gün deneyimliyor. Hizmetler aksıyor, kararlar seçilmemiş isimler tarafından alınıyor, yerel demokrasi işlemiyor. Bu koşullarda sandık, sadece bir seçim değil; aynı zamanda bir hesap sorma aracı. Tayyar'ın önerisi, bu hesap sorma aracını öne çekmeyi teklif ediyor. Kabul edilir ya da edilmez; ama belediyelerdeki mevcut tablonun sürdürülemez olduğu gerçeği, her geçen gün daha fazla kendini gösteriyor.

Siyaset, bazen en radikal çözümleri en beklenmedik isimlerden duyar. Şamil Tayyar'ın çıkışı, belki de bu yüzden önemli. Tartışmanın bir parçası olmak yerine çözüm öneren bir siyasetçinin sesi, mevcut kısır döngüyü kırmak için bir fırsat olabilir. Sandığın ferahlatıcı olduğu doğruysa, bu ferahlığı ertelemek, sadece gerilimi büyütür. Belediyeler meselesinde top, artık siyasi partilerin ve Meclis'in sahasında.

Toplam 40 defa okunmuştur.

Selin Yalçın diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.