Selin Yalçın
Selin Yalçın - Toplum

Libya'dan gelen onay, Akdeniz'de yeni bir diplomatik denklemin kapısını araladı

Libya Temsilciler Meclisi'nin, Türkiye ile 2019'da imzalanan deniz yetki alanları mutabakat muhtırasını onaylaması, Doğu Akdeniz'de yıllardır süren sessiz ama sert rekabetin yeni bir aşamasına işaret ediyor. Bingazi'de toplanan meclisin bu kararı, sadece iki ülke arasındaki hukuki bir metnin tasdiki değil; aynı zamanda bölgedeki güç dengelerinin yeniden hesaplandığı bir an. Çünkü aynı oturumda, 2020'de Türkiye'ye yönelik alınan boykot ve siyasi ilişkilerin kesilmesine dair kararların da kaldırıldığı basına yansıyan bilgiler arasında. Bu, Libya'nın doğusundaki siyasi iradenin yıllardır sürdürdüğü tutumu fiilen terk ettiği anlamına geliyor.

Anlaşmanın geçmişi aslında yeni değil. Mutabakat muhtırası 27 Kasım 2019'da İstanbul'da, o dönem Trablus merkezli hükümetle imzalanmış, ardından TBMM tarafından onaylanmıştı. Metinle iki ülkenin kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırları 18,6 millik bir hatla belirlenmişti. Birleşmiş Milletler de muhtırayı 30 Eylül 2020'de kayıt altına almıştı. 3 Ekim 2022'de imzalanan ek mutabakatla Türkiye'ye Libya'nın kara ve deniz alanlarında petrol ve doğal gaz arama hakkı tanınmıştı. Yani hukuki zemin yıllardır mevcuttu; eksik olan, Libya'nın doğusundaki meclisin siyasi onayıydı. Bugün atılan adım, bu boşluğu dolduruyor.

Peki bu neden şimdi? Libya'da yıllardır süren bölünmüşlük, rakip yönetimlerin farklı dış politika tercihleri üretmesine yol açıyordu. Temsilciler Meclisi'nin 2020'de aldığı ret kararı, bu bölünmüşlüğün en somut yansımalarından biriydi. Şimdi aynı meclisin bu kararı iptal etmesi, iç siyasette de bir yön değişikliğine işaret ediyor. Basına yansıyan bilgilere göre karar oy birliğiyle alınmış; bu da sadece bir çoğunluk tercihi değil, kurumsal bir pozisyon değişikliği anlamına geliyor. Libya'nın doğusu ile batısı arasındaki denklemin yeniden kurulduğu bir dönemde, deniz yetki alanları gibi stratejik bir dosyada uzlaşma sağlanması, diplomatik açıdan dikkat çekici.

Anlaşmanın içeriğine bakıldığında, metnin uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde şekillendiği savunuluyor. Basına yansıyan değerlendirmelerde, adaların otomatik olarak kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge oluşturamayacağı, kıyı uzunlukları ve cephelerinin dikkate alınarak adil sınırlandırma yapılması gerektiği, Türkiye'nin Anadolu kıyısal projeksiyonunun adalarla kesilmemesi gibi ilkelerin esas alındığı belirtiliyor. Bu ilkeler, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ve Uluslararası Adalet Divanı içtihatlarına atıfla gerekçelendiriliyor. Ancak burada bir ayrım yapmak gerekiyor: Bu, anlaşmayı savunan tarafın hukuki yorumu. Karşı tarafın itirazları da aynı hukuk düzeninin içinden geliyor.

Nitekim AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in tepkisi gecikmedi. Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, AB'nin 2019'da ortaya koyduğu tutumun değişmediğini belirterek anlaşmanın hukuken geçersiz olduğunu savundu. Von der Leyen, anlaşmanın üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini, Deniz Hukuku'na uygun olmadığını ve geçersiz olduğunu ileri sürdü. Ayrıca Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışmanın teyit edildiğini, AB'nin Libya'ya yönelik her türlü dış müdahaleye karşı bilinen tutumunun yinelendiğini söyledi. Bu açıklama, meselenin sadece iki ülke arasında bir hukuk tartışması olmadığını, aynı zamanda geniş bir diplomatik cepheleşmenin parçası olduğunu gösteriyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: AB'nin pozisyonu 2019'dan bu yana değişmedi. Avrupa Konseyi'nin o dönem ortaya koyduğu tutum, bugün von der Leyen'in ağzından yeniden teyit edildi. Yani aslında yeni bir tepki değil, mevcut pozisyonun hatırlatılması söz konusu. Ancak bu hatırlatmanın zamanlaması önemli. Libya meclisinin onayının hemen ardından gelen bu açıklama, AB'nin süreci yakından takip ettiğini ve anlaşmayı fiilen tanımama yönündeki tutumunu sürdüreceğini gösteriyor. Bu da önümüzdeki dönemde hukuki ve diplomatik alanda yeni gerilimlerin kapıda olduğunu işaret ediyor.

Türkiye cephesinden gelen açıklama ise memnuniyet ifadesiyle başlıyor. Dışişleri Bakanlığı, Libya Temsilciler Meclisi'nin kararını olumlu karşıladığını bildirdi. Bakanlık açıklamasında, mutabakat muhtırasının uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini gözettiği, ülkeler arasındaki iş birliğinin derinleşmesine katkı sağlayacağı vurgulandı. Ayrıca Akdeniz havzasında güven, istikrar ve barışın temini için tüm ortaklarla birlikte çalışma iradesinin sürdürüleceği belirtildi. Bu dil, Türkiye'nin anlaşmayı sadece ikili bir kazanım değil, bölgesel istikrarın parçası olarak sunduğunu gösteriyor.

Ancak perde arkasında asıl belirleyici olan, deniz yetki alanlarının ne anlama geldiği. Bu alanlar, kıyı devletlerine karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgelerdeki egemenlik hakları üzerinden ciddi bir yetki alanı açıyor. Deniz yatağında, su kütlesinde ve deniz altındaki petrol, doğal gaz, balıkçılık ve enerji üretimi gibi kaynakları arama, çıkarma ve yönetme hakkı bu statüyle birlikte geliyor. Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon rezervleri düşünüldüğünde, meselenin neden bu kadar sert tartışıldığı daha iyi anlaşılıyor. Bu, sadece harita üzerinde çizilen bir çizgi değil; enerji güvenliği, ekonomik gelecek ve bölgesel nüfuz meselesi.

Libya meclisinin onayı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki pozisyonunu hukuki ve siyasi açıdan güçlendiriyor. Ancak bu, sürecin kapandığı anlamına gelmiyor. AB'nin itirazı, Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışma vurgusu, karşı cephenin bu adımı kabul etmeyeceğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde benzer mutabakatların farklı ülkelerle gündeme gelmesi, karşı ittifakların güçlenmesi ve hukuki itirazların uluslararası platformlara taşınması muhtemel. Libya'daki iç siyasi dengelerin ne kadar kalıcı olduğu ise ayrı bir soru işareti. Bingazi'de alınan bir kararın Trablus'taki yansımaları, sahadaki güç ilişkileri ve uluslararası aktörlerin tutumu, bu onayın ne kadar işlevsel olacağını belirleyecek.

Doğu Akdeniz'de son yıllarda yaşanan gelişmeler, bölgenin bir enerji rekabeti alanı olduğu kadar bir diplomatik satranç tahtası olduğunu da gösteriyor. Her hamle, karşı hamleyi tetikliyor. Libya meclisinin onayı, Türkiye'nin elini güçlendiren bir adım olsa da aynı zamanda yeni bir gerilim dalgasının başlangıcı olabilir. AB'nin "geçersiz ve hükümsüz" açıklaması, hukuki bir itirazın ötesinde siyasi bir pozisyon alma. Bu pozisyonun sahada ne kadar karşılık bulacağı ise sadece hukuk metinleriyle değil, bölgedeki güç dengesi ve iradeyle belirlenecek. Akdeniz'in suları bir kez daha ısınıyor; asıl soru, bu ısınmanın diplomatik bir uzlaşıya mı yoksa yeni bir kriz hattına mı evrileceği.

Toplam 18 defa okunmuştur.

Selin Yalçın diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.