İSO'da Yeni Dönem: Sandık Bitti, Hesap Yeni Başlıyor
Bir seçimin bitmesi, çoğu zaman bir başka hesabın başlamasıdır. İstanbul Sanayi Odası'nda 2026-2030 dönemi için yapılan başkanlık yarışı, basına yansıyan sonuçlara göre Adnan Dalgakıran'ın 86 oyuyla sonuçlandı; rakibi Ender Yılmaz 67 oyda kaldı. 155 üyeli meclisin 153'ünün sandığa gittiği bu oylamada ortaya çıkan tablo, yalnızca bir kurumun iç dengesini değil, İstanbul sanayisinin önündeki dört yılın gündemini de biçimlendirecek. Çünkü odalar, Türkiye'de ekonominin mutfağında oturan kurumlardır; orada konuşulanlar, bir süre sonra fabrika kapısında, bordroda ve nihayetinde mutfak masasında karşılık bulur.
Aynı gün yapılan meclis başkanlığı seçiminde Mustafa Tecdelioğlu 83 oyla göreve gelirken, üç dönemdir yönetim kurulu başkanlığını yürüten Erdal Bahçıvan 66 oyda kaldı. Katılım oranının yüzde 98,1 olarak açıklandığı bu oylama, delegelerin önemli bir bölümünün değişimden yana tercih kullandığını gösteriyor. Bir odanın iç siyaseti gibi görünen bu ayrıntı, aslında sanayicinin bugünkü ruh hâline dair epeyce şey söylüyor: Mevcut gidişattan memnun olmayan, ama ne yapılması gerektiği konusunda da net bir cevap bekleyen bir kitle var karşımızda.
Dalgakıran'ın seçim sonrası açıklamaları, bu beklentinin hangi başlıklarda yoğunlaştığını da ortaya koyuyor. Yeni başkanın öncelikli gündem olarak sıraladığı sanayide verimlilik, dijital dönüşüm, finansmana erişim, ihracat ve uluslararası rekabet gücünün artırılması başlıkları, aslında yıllardır konuşulan ama bir türlü kalıcı biçimde çözülemeyen dosyalar. Bunların her biri, doğrudan doğruya çalışanın gelirine dokunan konular. Verimlilik artmadan ücretlerin artması mümkün değil; finansmana erişim kolaylaşmadan küçük ve orta ölçekli işletmelerin ayakta kalması zor; ihracat pazarlarında rekabet gücü zayıflarsa istihdam da bundan nasibini alır. Bu yüzden bir odanın başkanlık seçimi, göründüğü kadar dar bir çevreyi ilgilendirmiyor.
Dalgakıran'ın konuşmasında dikkat çeken bir vurgu var: "Bir haftadır meclis üyelerimiz yoğun bir süreç geçirdi. Bu seçimi takım arkadaşlarımızla beraber başarıyla tamamladık. Samimi olacağız, eleştirilere kulak tıkamayacağız ve tartışarak yeni yollar arayacağız. Dünya hızla değişiyor; iş gücü maliyetlerinin yerine neleri koyacağımızı tartışmak zorundayız. İSO köklü bir kurum ancak yeni yüzyılda değişimin çok hızlı gerçekleştiği bir dönemdeyiz. Değişime açık olmamız önemli. Zorluklar her zaman olacaktır ama her zorluk önümüze büyük fırsatlar getirir. El birliğiyle, samimiyetle ve organize bir şekilde bu yolda birlikte yürüyeceğiz." Bu cümledeki "iş gücü maliyetlerinin yerine neleri koyacağımızı tartışmak zorundayız" ifadesi, üzerinde durulması gereken bir eşik. Türkiye'de iş gücü maliyeti tartışması çoğu zaman kolaycı bir dille, çalışanın ücreti üzerinden yürütülür. Oysa maliyetin yüksekliği kadar, o maliyetin karşılığında ne üretildiği de belirleyici. Aynı işi daha az emekle yapan bir teknolojiye geçmek, eğer çalışanı kapı dışarı etmek için değil, onu daha nitelikli işlere taşımak için kullanılırsa anlamlı olur. Aksi hâlde verimlilik söylemi, gelir dağılımını daha da bozan bir araca dönüşür. Bu dengeyi kurmak, sanayici temsilcilerinin olduğu kadar kamu politikalarının da sorumluluğunda.
Yeni başkanın değişim ve ortak akıl vurgusu da tesadüf değil. "YENİ YÜZYILIN DEĞİŞİMİNE HAZIRLAYACAĞIZ" Buradaki "eleştirilere kulak tıkamayacağız" ifadesi, kurumsal yönetişim açısından değerli bir taahhüt. Ancak taahhütlerin kıymeti, uygulamayla ölçülür. Odaların üyelerine sunduğu hizmetlerin şeffaflığı, karar süreçlerine küçük ölçekli sanayicinin ne kadar dahil edildiği ve alınan kararların hangi verilere dayandığı, önümüzdeki dört yılda bu sözün sınanacağı alanlar olacak. Bir odanın gücü, büyük üyelerinin cirosundan değil, en küçük üyesinin sesini duyurabilmesinden gelir.
Seçim sürecinin bir ayrıntısı daha var ki, ekonomi gazeteciliği açısından not düşmeye değer. Dalgakıran, ilk ele alacakları sorunun ne olacağı sorusuna "Tek bir sorunu değil hepsini ele alacağız." yanıtını verdi. Bu cevap, bir yandan kapsayıcı bir yaklaşımı ima ediyor; öte yandan önceliklendirme konusunda beklenti yaratıyor. Çünkü sanayicinin sorunları birbirine bağlı bir zincir gibi: Enerji maliyeti finansmanı, finansman ihracatı, ihracat istihdamı, istihdam da gelir dağılımını etkiliyor. Hepsini aynı anda çözmek kolay değil; ama hangisinin önce çözüleceğini bilmek, en az çözmek kadar önemli. Bu noktada somut bir yol haritasının kamuoyuyla paylaşılması, hem üyeler hem de bu kararlardan etkilenen geniş kesimler için faydalı olur.
Dalgakıran'ın göreve gelir gelmez sarf ettiği bir başka cümle, siyasi dil açısından da dikkat çekici: "Her alanda sanayicilerin yanında olacağız" Bu tür ifadeler, seçim sonrası dönemlerde sık duyulan birleştirici söylemin parçası. Ancak sanayide birliktelik, ancak adil rekabet koşulları sağlandığında anlam kazanır. Büyük ölçekli firmalarla küçük atölyeler aynı vergi rejimine, aynı finansman koşullarına ve aynı denetim standardına tabi olmadığı sürece, "güçlü birliktelik" çağrısı havada kalır. Odanın bu konuda atacağı adımlar, söylemin ne kadar karşılık bulduğunu gösterecek.
İSO'nun tarihine bakıldığında, kurumun 1952'de Hüsnü Yaman'ın kurucu başkanlığıyla başlayan çizgisi, Vehbi Koç'un geçici komite başkanlığından Nurullah Gezgin'in iki ayrı dönemde toplam 14 yıla ulaşan başkanlığına kadar uzanan bir birikim taşıyor. Bu birikim, bugünkü seçimin anlamını da derinleştiriyor: Köklü bir kurumda değişim çağrısı yapmak, geçmişi inkâr etmek değil; birikimi yeni koşullara taşımak demek. Dünya hızla değişiyor ve bu değişimin sanayi tarafındaki yansımaları, artık birkaç yılda değil, birkaç ayda hissediliyor.
Gelelim işin emek boyutuna. Sanayide verimlilik ve dijital dönüşüm konuşulurken, en kritik soru şu: Bu dönüşümün yükünü kim taşıyacak, nimetini kim paylaşacak? Eğer dönüşüm sadece sermaye yoğun yatırımlarla ve istihdamı azaltarak ilerlerse, kısa vadede bilançolar düzelebilir ama toplumsal maliyet büyür. Nitelikli iş gücüne yatırım, mesleki eğitimin sanayinin ihtiyaçlarıyla uyumlu hâle getirilmesi ve çalışanın dönüşüm sürecine dahil edilmesi, bu denklemin olmazsa olmaz parçaları. Odaların bu konuda işletmelere rehberlik etmesi, sadece bir temenni değil, sürdürülebilir büyümenin ön koşulu.
Seçimin hemen ardından "yarından itibaren seçim atmosferi bitmiştir" denmesi, doğru bir başlangıç noktası. Çünkü sanayicinin gündemi, seçim sonuçlarından bağımsız olarak aynı yerde duruyor: Finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar, ihracat pazarlarındaki dalgalanmalar, enerji maliyetleri ve nitelikli eleman bulma güçlüğü. Bu dosyalar, hangi başkan seçilirse seçilsin çözülmesi gereken dosyalar. Yeni yönetimin başarısı da bu dosyalarda ne kadar mesafe kat edildiğiyle ölçülecek.
Bir odanın seçimi, elbette ülke ekonomisinin tamamını tek başına değiştirmez. Ama o odanın temsil ettiği sanayici kitlesinin talepleri, kamu politikalarının yönünü etkileyebilir. Bu nedenle İSO'nun yeni dönemde hangi başlıkları öne çıkaracağı, hangi konularda hükümetle diyalog kuracağı ve hangi talepleri kamuoyu önünde savunacağı, geniş bir kesim tarafından izlenecek. Sanayicinin sesinin, çalışanın sesiyle birlikte duyulabildiği bir dönem olması dileğiyle; çünkü sağlıklı bir ekonominin en temel göstergesi, üretimden elde edilen değerin toplumun farklı kesimlerine ne ölçüde yayıldığıdır.









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.