Cem Arıkan
Cem Arıkan - Spor

Yayın ihalesi başladı da asıl soru şu: Bu para kime, nasıl dağıtılacak?

Türk futbolunun gündemi dün gece itibarıyla değişti. TFF, Süper Lig ve 1. Lig'in 2027-28 sezonundan itibaren geçerli olacak 5 sezonluk yayın hakları için ihale sürecini resmen başlattı. Şartnameler satışa sunuldu, takvim işlemeye başladı. Basına yansıyan bilgilere göre teklifler 30 Kasım Pazartesi günü, Riva'daki tesislerde, saat 14.00-14.10 arasında noter huzurunda alınacak. Kulağa rutin bir idari işlem gibi geliyor, değil. Bu ihale, önümüzdeki beş yılın futbol ekonomisinin iskeletini belirleyecek. Yani sadece yayıncı kuruluşun kim olacağı değil, kulüplerin kasasına ne gireceği, Anadolu kulübünün ayakta kalıp kalamayacağı da bu masada konuşulacak.

Önce işin tekniğine bakalım, çünkü çoğu taraftarın atladığı yer tam burası. İhale beş ayrı paket halinde yapılıyor. Paket A Süper Lig yayınını, Paket B 1. Lig yayınıyla birlikte radyo yayınını ve geniş özetleri, Paket C uluslararası yayını, Paket D uluslararası bahis sitelerinden yayın ve dijital özetleri kapsıyor. Paket E ise hepsinin birden alınması anlamına geliyor. Yöntem kapalı teklif ve açık artırma. Yani önce zarfı vereceksiniz, sonra masada yukarı çıkacaksınız.

Peki bu paketleme neden önemli? Çünkü Paket E'yi alan bir yayıncı, fiilen Türk futbolunun tek kapısı oluyor. Süper Lig'i, 1. Lig'i, radyoyu, geniş özeti, uluslararası yayını, dijital özeti tek elde topluyor. Bu, rekabetin değil, tekelin adresini tarif ediyor. Benim itirazım burada başlıyor: Beş paketi ayrı ayrı alacak cesarette yayıncı çıkar mı, yoksa herkes gözünü Paket E'ye dikip "ya hep ya hiç" mi diyecek? Eğer öyleyse, açık artırma dediğimiz şey iki büyük oyuncunun birbirine bakıp el sıkıştığı bir pazarlığa döner. O zaman da kulüplerin payına düşen, hak ettiğinin altında kalır.

Şartname bedeli 750 bin lira. Bu rakam tek başına bir şey ifade etmiyor; ciddiyet testi olarak görüyorum ben bunu. Masaya oturmak isteyen, bu bedeli TFF'nin hesabına yatırıp dokümanı Riva'daki Mali İşler Direktörlüğü'nden alacak. Ama asıl dikkat çeken kısım şu: Federasyon, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na tabi olmadığını açıkça belirtmiş. Yani süreç, kamunun denetim mekanizmalarının dışında yürüyor. TFF ayrıca tüm teklifleri reddetme ve ihaleyi iptal etme hakkını da saklı tutuyor.

Bu iki maddeyi yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan tablo şu: Federasyon hem kuralları koyan, hem teklifleri değerlendiren, hem de "olmazsa iptal ederim" diyen taraf. Hukuken yetkisi var, buna sözüm yok. Ama futbolun paydaşları açısından bakınca şeffaflık tartışması kaçınılmaz hale geliyor. Kulüp başkanları, sportif direktörler, mali işlerden sorumlu yöneticiler; hepsi aynı soruyu soracak: Bu beş yıllık gelirin dağıtım anahtarı ne olacak? Kim ne kadar alacak? Şampiyonla on beşinci arasındaki makas ne kadar açık olacak? İhale sonuçlandığında ortaya çıkacak rakam kadar, o rakamın bölüşüm formülü de belirleyici olacak. Ve o formül şu an kamuoyunun önünde değil.

Bir de unutulmaması gereken bir ayrıntı var: Süper Lig ve 1. Lig müsabakalarından elde edilecek veri hakları ihale kapsamı dışında tutulmuş. Bu, ilk bakışta teknik bir detay gibi duruyor ama değil. Veri hakları, dijital çağda yayıncılığın kalbine yerleşmiş durumda. İstatistik, bahis, ikinci ekran deneyimi, dijital özetler; hepsi bu verinin etrafında dönüyor. Federasyonun bu hakkı ayrı tutması, ileride ayrı bir gelir kalemi yaratma niyeti olarak okunabilir. Akıllıca mı? Zaman gösterecek. Ama kulüplerin bu noktada da masada olması, "veri bizim sahamızdan çıkıyor, geliri de bizim hanemize yazılsın" demesi gerekir.

Gelelim asıl meseleye. Türk futbolunda yayın geliri dendiğinde son yıllarda hep aynı hikâyeyi dinledik: Büyük kulüpler daha büyük pay istiyor, Anadolu kulüpleri ayakta kalmaya çalışıyor, ödemeler gecikiyor, borçlar yapılandırılıyor. Şimdi 2027-28'den itibaren geçerli yeni bir beş yıllık dönem açılıyor. Bu, Türk futbolu için bir sıfırlama fırsatı. Ama aynı hataları tekrarlarsak, beş yıl sonra yine aynı tabloyla karşılaşırız. Yani mesele sadece "ihaleden ne kadar para çıkacak" değil; "bu para kulüplerin mali disiplinine mi gidecek, yoksa transfer piyasasında buharlaşacak mı" sorusu.

Teknik direktör kararlarından, kadro tercihlerinden, derbi sonuçlarından konuşmayı seviyoruz; haklıyız da, futbolun tadı orada. Ama bir kulübün ocak ayında maaş ödeyememesi, o kulübün sahadaki performansını da belirliyor. Transfer döneminde eli kolu bağlı kalan bir teknik direktörün taktiğini tartışmak, aslında zincirin en son halkasını tartışmak demek. Yayın ihalesi, o zincirin ilk halkası. Bu yüzden bu süreç, sadece yöneticilerin değil, tribündeki insanın da meselesi olmalı.

Benim naçizane beklentim şu: İhale süreci boyunca TFF, paketlerin nasıl değerlendirileceğini, gelirin kulüplere hangi kriterlerle dağıtılacağını ve iptal yetkisinin hangi hallerde kullanılabileceğini açıkça ortaya koysun. Şeffaflık, kimseyi küçültmez; aksine kurumu güçlendirir. 30 Kasım'da Riva'da noter huzurunda açılacak zarflar, sadece teklifleri değil, Türk futbolunun gelecek beş yılını da açacak. O zarfların içinden çıkacak rakam kadar, o rakamın arkasındaki adalet de konuşulsun. Yoksa yine bir ihale biter, bir tartışma başlar; biz de burada oturup aynı şeyleri yazarız.

Toplam 108 defa okunmuştur.

Cem Arıkan diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.