Cem Arıkan
Cem Arıkan - Spor

Maratonda Rekor Kırıldı Ama Asıl Soru Hâlâ Aynı: Biz Neredeyiz?

Hafta sonu İstanbul'da bir rekor kırıldı. Kenyalı atlet Philimon Kiptoo Kipchumba, 48. İstanbul Maratonu'nu 2 saat 8 dakika 44 saniyeyle kazanarak parkur rekorunu geliştirdi. Basına yansıyan bilgilere göre önceki rekor, 2019'da yine bir Kenyalı olan Daniel Kibet'in 2 saat 9 dakika 44 saniyelik derecesiydi. Yani tam bir dakika. 42 kilometrede bir dakika, maraton ölçeğinde küçük bir fark değil; ciddi bir eşik atlaması.

Şimdi buraya iki türlü bakabiliriz. Birincisi, organizasyonun kendisi açısından bakmak. İki kıta arasında koşulan tek maraton olması, Boğaz'ın üzerinden geçen bir parkur, Sultanahmet'te biten bir final... Bu, dünyada eşi olmayan bir hikâye. Rekorun da bu hikâyeye eklenmesi, marka değeri açısından elbette kıymetli. Ama benim derdim burada bitmiyor.

İkinci ve asıl mesele şu: Biz bu yarışta neredeyiz? Milli atlet Hüseyin Can, 2 saat 17 dakika 53 saniyeyle 11. sırada bitirdi. Geçen yıl ilk 10 içindeydi, bu yıl bir basamak geriledi. Mert Girmalegesse 12'nci, Halil Yaşin 14'üncü, Ahmet Alkanoğlu 15'inci, Yavuz Ağralı 16'ncı. Yani ilk onun kapısından dönmüşüz. Peki bu bir başarısızlık mı? Tek başına bakınca değil; dünya maratonlarında ilk 15-16'ya girmek kolay iş değil. Ama meseleye kendi içimizde bakınca tablo netleşiyor.

Bir kere şunu kabul edelim: Maraton, sadece bir yarış değil, bir altyapı hikâyesi. Kenya ve Etiyopya neden bu işin patronu? Çünkü orada çocuklar yürümeye başladıkları anda koşuyor, okula koşarak gidiyor, rakımın avantajıyla büyüyor. Bizde ise atletizm, futbolun gölgesinde kalmış bir alan. Hüseyin Can'ın 2:17'lik derecesi aslında iyi bir derece. Ama rekorun 2:08 olduğu bir yarışta, ilk 10'a girmek için bile 2:12-2:13 bandına inmeniz gerekiyor. Aradaki dokuz dakika, sadece antrenman meselesi değil; sistem meselesi.

Şimdi futbola dönelim, çünkü bu ülkede spor konuşurken futbola dönmemek elde değil. Aynı hafta sonu bir Süper Lig haftası daha geçti. Bir teknik direktörün yaptığı tek değişiklikle maçın kaderi değişiyor, bir başkanın açıklaması gündemi belirliyor. Peki maratonda ne oluyor? Bir rekor kırılıyor, ertesi gün unutuluyor. Futbolcu bir gol kaçırsa üç gün konuşuluyor; bir atlet 42 kilometre koşup 11. oluyor, iki satır haberle geçiştiriliyor. Burada bir dengesizlik var ve bu dengesizlik sadece medyanın değil, hepimizin meselesi.

İşin bir de ekonomik tarafı var. Maraton, aslında bir şehir ekonomisi projesi. Binlerce yabancı atletin İstanbul'a gelmesi, konaklama, ulaşım, yayın gelirleri... Ama bu pastadan ne kadar pay alıyoruz? Organizasyonu düzenleyen taraf elbette belli bir altyapı kurmuş; 48 yıldır devam eden bir gelenek var. Ancak rekor kıran atlet Kenyalı, ikinci Etiyopyalı, kadınlarda kürsünün tamamı Etiyopyalı. Yani biz ev sahibiyiz ama kürsüde misafiriz. Bu, turizm reklamı açısından belki sorun değil; ama sporcu yetiştirme açısından ciddi bir uyarı.

Kadınlar tarafına da bakmak lazım. Kasanesh Ayenew Baze 2 saat 24 dakika 40 saniyeyle kazandı; en yakın rakibini yedi saniye farkla geçti. Yedi saniye, maratonda nefes nefese bir final demek. Ama kürsünün tamamı Etiyopyalı. Bizim kadın atletlerimiz nerede? Bu sorunun cevabı kaynaklarda yok; ama sorunun kendisi, cevabından daha önemli. Çünkü bir ülkenin atletizm kültürü, sadece erkeklerle değil, kadınlarla da ölçülür.

Gelelim işin en can alıcı noktasına. Rekor kırılması güzel, organizasyonun marka değeri artıyor. Ama biz bu rekoru kendi sporcumuzla kırmadıkça, bu başarı bizim değil, ev sahipliği başarımız olur. Ev sahipliği de az şey değil; ama yetmez. Hüseyin Can'ın geçen yıl ilk 10'da olup bu yıl 11. olması, bize bir şey söylüyor: Elimizde bir potansiyel var ama bu potansiyeli bir üst basamağa taşıyacak sistem yok. Altyapı yatırımı, antrenör eğitimi, sponsorluk desteği... Bunlar olmadan her yıl aynı tabloyu izleriz.

Bir de şu var: Rekorun kırıldığı gün, aynı saatlerde futbol gündemi yine sıcaktı. Bir transfer iddiası, bir hakem tartışması, bir başkanın açıklaması... Bunların hiçbiri maratondan daha önemli değil aslında. Ama bizim gündemimiz böyle işliyor. Sporun her dalına aynı ciddiyetle bakmadıkça, atletizmde rekor kıran da biz olmayacağız, kürsüde oturan da.

Kısacası, İstanbul Maratonu bir kez daha gösterdi ki biz organizasyon yapmayı biliyoruz. Ama sporcu yetiştirmeyi henüz tam öğrenemedik. Kipchumba'nın 2:08'i bir gün bizim atletimizin derecesi olacak mı? Bunun cevabı, bugün atılan adımlarda saklı. Hüseyin Can 11. oldu; belki seneye 9., sonra 7. olur. Ama bunun için sadece onun değil, sistemin de koşması gerekiyor. Maraton böyle bir şey: Tek başına hızlı koşmak yetmiyor, arkanda bir ekip olacak.

Toplam 16 defa okunmuştur.

Cem Arıkan diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.