Baran Ersoy
Baran Ersoy - Politika

Mekke Anlaşması komisyondan geçti, peki Meclis neyi

TBMM Dışişleri Komisyonu, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasının onaylanmasına ilişkin kanun teklifini kabul etti. Basına yansıyan bilgilere göre teklif, AK Parti, CHP ve MHP'nin oylarıyla komisyondan geçti. Teklifin yasalaşması için önünde bir aşama daha var: TBMM Genel Kurulu. Yani bugün olan, bir metnin komisyon çoğunluğunun elinden geçip Genel Kurul'a gönderilmesinden ibaret. Ne var ki bu kadar kısa bir cümleye sığdırılan gelişme, aslında Meclis'in en temel işlevlerinden birinin nasıl işletildiğine dair ciddi soruları beraberinde getiriyor.

Komisyonu, AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay başkanlığında toplandı. Oktay, açılış konuşmasında Ortadoğu'daki gelişmelerin, Rusya-Ukrayna savaşının, Kafkaslar, Balkanlar ve Kuzey Afrika'daki hassasiyetlerin bölgesel güvenliği doğrudan etkilediğini söyledi. Mekke Anlaşması ile Ortadoğu'da kolektif bir caydırıcılık kalkanı inşa edileceğini savundu. Bu, bir hükümet kanadının değerlendirmesidir ve elbette tartışılabilir. Nitekim Oktay'ın kendi ifadesiyle anlaşma, "bir saldırı, yayılmacılık ya da üçüncü ülkelere karşı bir bloklaşma ittifakı değil". Anlaşmanın dışlayıcı bir güvenlik mimarisi önermediğini, bölgesel barış ve istikrar vizyonunu paylaşan diğer aktörlerin katılımına imkan tanıdığını belirtiyor.

Burada dikkat çeken bir ayrıntı var. Oktay, kolektif savunma hükümlerinin "kendiliğinden ve mekanik bir şekilde işlemesinden ziyade" her adımın tarafların kendi anayasal yükümlülükleri, milli mevzuatları ve yetkili makamlarının tasarrufları çerçevesinde yürürlüğe girmesi esasının benimsendiğini söylüyor. Bir başka deyişle, metnin otomatik bir savaş yükümlülüğü doğurmadığı, her somut durumda tarafların kendi iç hukuk süreçlerinin işleyeceği anlatılıyor. Bu, savunma ittifaklarının doğası gereği üzerinde en çok durulması gereken nokta. Çünkü "bir ülkeye saldırı hepsine saldırıdır" cümlesi kulağa net gelir; ama o cümlenin hangi kurumların hangi kararıyla hayata geçeceği, Meclis'in bilmesi gereken asıl meseledir. Basına yansıyan bir diğer bilgiye göre anlaşmaya göre taraf ülkelerden herhangi birine yönelik saldırı, diğer ülkelere de yapılmış sayılacak. Bu ifade ile yukarıdaki "mekanik işlemeyecek" açıklaması arasındaki gerilimin metin üzerinden açıklığa kavuşturulması, sadece hukukçuların değil her vergi mükellefinin meselesi.

Komisyondaki asıl kırılma noktası da tam burada ortaya çıktı. YENİ Parti Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, anlaşmanın TBMM Milli Savunma Komisyonunda da görüşülmesi gerektiğini söyledi. Bu, makul bir talep. Ortak savunma, silahlı kuvvetlerin görev tanımını, savunma sanayisinin yönünü ve askeri harcamaların çerçevesini ilgilendiren bir başlık. Böyle bir metnin yalnızca Dışişleri Komisyonu'nun gündemine girip orada kalması, denetimin kapsamını daraltıyor. Oktay'ın bu talebe yanıtı ise dikkat çekici: İlgili komisyona çalışma yapmaları ve rapor sunmaları için yazı yazdıklarını, ancak kendilerine "herhangi bir çalışma ve raporlama yapılmayacağının" bildirildiğini aktardı. Eğer bu doğruysa, ortada bir komisyonun kendi yetki alanına giren bir konuda çalışma yapmayı reddetmesi gibi bir tablo var. Bunun gerekçesinin ne olduğu ise basına yansıyan bu bilgilerde yer almıyor. Gerekçesiz bir ret, denetim kültürü açısından iyi bir fotoğraf değil.

Ardından YENİ Parti'nin, anlaşmanın Milli Savunma Komisyonunda görüşülmesi ve detaylı incelenmesi için alt komisyon kurulması önerisi görüşüldü. Öneri, AKP ve MHP'nin oylarıyla reddedildi. Burada altını çizmem gereken şey şu: Bir muhalefet partisinin önerisinin reddedilmesi tek başına antidemokratik değildir; çoğunluk vardır, oylama yapar, karar verir. Sorun, reddin gerekçesinin kamuoyu önünde ikna edici biçimde ortaya konup konmadığıdır. Savunma ve dış politika, Meclis'in en fazla "milli mesele" diliyle kapatılan alanı. Oysa tam da bu alanlarda şeffaflık daha çok gerekir, daha az değil. Çünkü sonuçları itibarıyla en ağır kararlar burada alınır.

Metnin geçmişine bakıldığında da Meclis'in neyi onayladığını bilmesi bakımından önemli ayrıntılar var. Basına yansıyan bilgilere göre Mekke Ortak Savunma Antlaşması, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan güvenlik ve savunma anlaşması. Ortak savunma iş birliğinin temeli ise 17 Eylül 2025'te Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Yemame Sarayı'nda atılmış; Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Şerif'in resmi ziyareti sırasında savunma anlaşmasını imzalamış. İki ülke arasında başlayan ortaklık, 7 Ağustos 2026'da Mekke'de imzalanan yeni anlaşmayla Türkiye'yi de kapsayacak şekilde genişletilmiş. İmza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Muhammed bin Selman ve Şahbaz Şerif katılmış.

Bu kronoloji, Meclis'in önüne gelen metnin bir gecede ortaya çıkmadığını gösteriyor. Yaklaşık bir yıl önce atılan bir temel, sonra üçlü bir yapıya dönüşen bir ortaklık ve nihayet onay süreci. Peki bu süreç boyunca Meclis ne kadar bilgilendirildi, hangi aşamada hangi komisyon devreye girdi, milletvekillerinin metnin tamamına erişimi ne zaman sağlandı? Basına yansıyan bu haberlerde bu soruların yanıtı yok. Olmaması da tek başına bir eksiklik değil; haberin konusu bu değil. Ama Meclis'in itibarı açısından asıl mesele tam burada başlıyor.

Bir de anlaşmanın genişleme hükmü var. Oktay, ittifakın büyümesi ve yeni üyelerin kabulünün çekirdek tarafların ve dolayısıyla Türkiye'nin onayına, rızasına ve stratejik filtresine tabi olmasının büyük ehemmiyet taşıdığını söyledi. Bu, Türkiye'nin veto benzeri bir konum elde ettiği anlamına gelecek bir düzenleme olarak sunuluyor. İyi haber. Ama aynı soru burada da geçerli: Bu "stratejik filtre" kim tarafından, hangi kurum eliyle işletilecek? Hükümet mi, Meclis mi, yoksa ikisinin ortak kararı mı? Dış politikada teamüller elbette yürütmenin elini güçlü kılar; fakat Meclis onayından geçen bir metnin uygulama mekanizmasının da Meclis'in bilgisine ve denetimine açık olması, anlaşmanın kendi meşruiyetini güçlendirir.

Oktay'ın açıklamalarında ittifak mimarisinin üç ana sacayağından söz ediliyor: müşterek savunma, terörizmle kararlı mücadele ve savunma sanayisinde yerli imkanların geliştirilmesi. Bu üç başlık, birbirinden çok farklı denetim rejimlerine tabi. Müşterek savunma, askeri ve diplomatik kararları ilgilendiriyor. Terörizmle mücadele, tanımı itibarıyla hukuk devleti açısından en hassas alan; kimin terörist sayıldığı, hangi eylemlerin bu kapsama girdiği, hangi ülkenin hangi örgütle ilgili istihbarat paylaşımında bulunacağı, hepsi yargı ve insan hakları boyutu olan sorular. Savunma sanayisinde yerli imkanlar ise doğrudan kamu ihalesi, bütçe ve şeffaflık meselesi. Bu üç başlığın tek bir komisyon görüşmesiyle geçiştirilmemesi gerekirdi. Alt komisyon önerisinin reddedilmesi, tam da bu üç alanın her birinin ayrı ayrı incelenmesi imkanını ortadan kaldırdı.

Şunu da eklemeliyim: Bu yazıda anlaşmanın içeriğine dair bir hüküm vermiyorum. Eldeki metinler, anlaşmanın tam maddelerini değil, komisyon görüşmesinde dile getirilenleri aktarıyor. Bir savunma anlaşmasının yararlı mı zararlı mı olduğu, ancak tam metin, ekleri, uygulama protokolleri ve olası çekince beyanları okunduktan sonra tartışılabilir. Benim itirazım içeriğe değil, usule. Bir ülkenin askerini ilgilendiren bir metnin onay sürecinde muhalefetin bilgi edinme taleplerinin nasıl karşılandığına. Komisyon çoğunluğunun iradesi elbette belirleyicidir; ama çoğunluk olmak, gerekçe sunma yükümlülüğünden muafiyet anlamına gelmiyor.

Meclis'in itibarı, kabul ettiği metinlerin sayısıyla değil, o metinleri nasıl tartıştığıyla ölçülür. Bugün Dışişleri Komisyonu'nda olan şey, teknik olarak sıradan bir onay süreci. Ama sıradan süreçlerin nasıl işletildiği, o ülkenin kurumlarının ne kadar ciddiye alındığını gösterir. Milli Savunma Komisyonundan rapor alınmaması, alt komisyon kurulmaması, muhalefetin detaylı inceleme taleplerinin gerekçelendirilmeden geçilmesi; bunlar tek tek bakıldığında küçük görünebilir. Bir araya geldiklerinde ise ortaya bir alışkanlık çıkıyor. Ve alışkanlıklar, tek tek kararlardan daha uzun ömürlü oluyor.

Teklif şimdi Genel Kurul'a gidiyor. Orada da aynı soruların sorulması, aynı taleplerin dile getirilmesi mümkün. Genel Kurul, komisyonların yapamadığını yapabilir; metnin tümü üzerinde görüşme açabilir, milletvekillerinin sorularına salonda yanıt isteyebilir. Bunun olup olmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ama şu bilinmeli: Bir savunma anlaşmasını Meclis'ten geçirmek, o anlaşmayı toplumun ve kurumların ortak malı yapmaya yetmiyor. Yetmesi için tartışmanın da o anlaşmanın ciddiyetine yakışır biçimde yapılması gerekiyor. Bugünkü tablo, bu yönde bir iyimserlik üretmiyor.

Toplam 48 defa okunmuştur.

Baran Ersoy diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.