Kerem Aydıner
Kerem Aydıner - Dış Politika

Mısır'ın Riyad'a Uzanan Yetkisi: Bir İhtimalin Diplomatik Ağırlığı

Bazen bir parlamento kararı, içeriğinden çok taşıdığı ihtimaller yüzünden önem kazanır. Mısır Meclisi'nin bugün Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi'ye Suudi Arabistan'a savunma alanında destek sağlamak üzere gerekli adımları atma yetkisi vermesi, basına yansıyan bilgilere göre tam da bu türden bir karar. Zira onaylanan metin, Mısır ordusunun yarın sabah Riyad'a doğru yola çıkacağını değil, Riyad'ın böyle bir talep göndermesi hâlinde Kahire'nin elinin serbest kalacağını anlatıyor. Aradaki fark küçük görünse de aslında bütün bir bölgesel denklemin tonunu belirliyor.

Ortada duran olgular sade ve bir o kadar da dikkat isteyen cinsten. Meclis, Sisi'nin talebini üçte iki çoğunlukla karara bağlamış durumda. Bu eşik, Mısır Anayasası açısından rastlantısal değil; Cumhurbaşkanı, Ulusal Savunma Konseyi'nin görüşünü almadan ve Meclisin üçte iki çoğunluğunu temin etmeden savaş ilan edemiyor, silahlı kuvvetleri ülke sınırları dışına gönderemiyor. Yani bugünkü oylama, anayasal bir prosedürün tamamlanması anlamına geliyor. Bu, kararın hukuki zeminini sağlamlaştırırken siyasi olarak da Kahire'nin niyetini görünür kılıyor.

Sürecin kronolojisi de kendi içinde tutarlı bir hazırlığa işaret ediyor. Sisi 18 Ekim'de, Mısır Askeri Akademisi öğrencilerinin mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada Suudi Arabistan'ın güvenliğini korumak için her türlü adımı atacaklarını söylemiş ve Riyad'dan talep gelmesi hâlinde Meclisi olağanüstü toplantıya çağıracağını duyurmuştu. Aynı gün Mısır Ulusal Savunma Konseyi de Yemen'deki Husilerin saldırılarına maruz kalan Suudi Arabistan'ın güvenliğini ve istikrarını korumak amacıyla ülkeye gerekli her türlü desteğin sağlanmasına karar vermişti. Meclis ise iki gün süren ertelemelerin ardından bugün toplanıp yetki talebini sonuçlandırdı. Buradaki ertelemelerin gerekçesi basına yansıyan bilgiler arasında ayrıntılı biçimde yer almıyor; dolayısıyla süreci bir gecikme ya da bir pazarlık emaresi olarak okumak yerine, kurumsal hazırlığın tamamlanması olarak görmek daha temkinli bir yaklaşım olur.

Yetkinin sınırları konusunda ise Sisi'nin 21 Ekim'deki açıklaması belirleyici. Cumhurbaşkanı, ülkesinin askeri çabalarının Suudi Arabistan'ı savunma amacını taşıdığını ve Yemen'e saldırmayı kapsamadığını açıkça vurgulamıştı. Bu ayrım, Kahire'nin kendisini bir savaşın tarafı olarak değil, bir müttefikin savunmasına katkı sunan aktör olarak konumlandırma tercihini yansıtıyor. Nitekim yetkinin kendisi de koşullu bir çerçevede tanımlanmış durumda: destek, Riyad'ın talepte bulunması ihtimaline bağlanıyor. Yani karar, bir taahhüdün ön onayı gibi çalışıyor; icraatın kendisi hâlâ Suudi tarafın iradesine bağlı.

Bu noktada sorulması gereken soru şu: Böyle bir yetki neden şimdi ve neden bu genişlikte veriliyor? Basına yansıyan bilgilere göre İran destekli Husiler, kendilerine yönelik operasyonlardan sorumlu tuttukları Suudi Arabistan'ı balistik füze ve insansız hava araçlarıyla hedef almayı sürdürüyor. Bölgede hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar da devam ediyor. Bu tablo, Riyad açısından hava savunması ve sınır güvenliği gibi başlıklarda dışarıdan gelecek desteğin değerini artırıyor. Kahire açısından ise mesele yalnızca komşuluk değil; Kızıldeniz'in güvenliği, Babülmandeb geçişi ve Süveyş'e uzanan ticaret hatlarının istikrarı doğrudan Mısır'ın ekonomik ve stratejik çıkarlarıyla kesişiyor. Bu kesişim, askeri bir dayanışmadan çok bir güvenlik yatırımı mantığını akla getiriyor.

Yine de ihtiyatı elden bırakmamak gerekiyor. Mısır ordusunun Suudi Arabistan'da hangi görevlerde, hangi kapsamda ve hangi süreyle konuşlandırılabileceği, karar metninin satır aralarında dahi netleşmiş değil. Verilen yetki, bir çerçeve çiziyor; ayrıntıları doldurmuyor. Bu belirsizlik, kararın caydırıcılık işlevini artırırken uygulama aşamasında Kahire'ye geniş bir manevra alanı bırakıyor. Diplomaside çoğu zaman en güçlü mesaj, henüz kullanılmamış olan yetkidir. Bugünkü oylamanın asıl ağırlığı da burada yatıyor olabilir: Mısır, elinde bir seçenek bulundurduğunu hem Riyad'a hem de bölgesel başkentlere göstermiş durumda.

Kararın bir başka boyutu da bölgesel koordinasyon başlığı. Basına yansıyan bilgilere göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi arasındaki telefon görüşmesinde, Mısır, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'dan oluşan bölgesel dörtlü mekanizma kapsamında koordinasyonun artırılması gerektiği vurgulanmıştı. Bu mekanizmanın bugünkü kararla doğrudan bir bağlantısı olduğunu söylemek için elimizde yeterli veri yok; ancak zamanlama, Kahire'nin askeri adımını diplomatik bir çerçeveye yerleştirme niyetine işaret ediyor. Askeri yetki ile diplomatik koordinasyonun aynı hafta içinde gündeme gelmesi, tek başına bir tırmanma değil, kontrollü bir dengeleme okumasına da imkân tanıyor.

Bu dengelemenin Türkiye açısından da yakından izlenmesi gerekiyor. Adı geçen dörtlü mekanizmanın içinde Türkiye'nin bulunması, Mısır'ın Suudi Arabistan'a yönelik desteğinin Ankara'nın bölgesel vizyonuyla kesişen ve ayrışan noktalarını gündeme getirebilir. Kesin hüküm vermek için erken; fakat şu söylenebilir: Bölgesel güvenlik mimarisinde askeri yetkiler ile diplomatik mekanizmaların iç içe geçtiği bir döneme giriliyor. Böyle dönemlerde aktörlerin niyeti kadar, kurdukları masaların bileşimi de belirleyici oluyor.

Geçmişten çıkarılacak dersler de bu tabloyu anlamlandırmaya yardımcı olabilir. Mısır'ın sınır ötesi askeri angajmanları tarihsel olarak hem iç kamuoyunda hem de kurumsal düzeyde dikkatli bir meşruiyet inşası gerektirmiştir. Bugün anayasal eşiğin üçte iki çoğunluk olarak altının çizilmesi, bu hassasiyetin bir yansıması. Kararın geniş bir parlamento çoğunluğuyla alınması, ileride doğabilecek siyasi tartışmalara karşı bir zemin hazırlıyor. Öte yandan, yetkinin koşullu yapısı, Kahire'nin kendisini Yemen savaşının içine çekmekten kaçınma iradesini koruyor. Sisi'nin Yemen'e saldırmayı kapsamadığı yönündeki vurgusu da bu iradenin en açık ifadesi.

Şimdi gözler iki soruda düğümleniyor. Birincisi, Riyad böyle bir talebi hangi somut ihtiyaç anında ve hangi kapsamda iletecek? İkincisi, Mısır bu talebe nasıl bir askeri katkıyla karşılık verecek? Bu soruların yanıtları, kararın bir caydırıcılık mesajı olarak kalıp kalmayacağını ya da sahadaki bir angajmana dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek. Basına yansıyan bilgiler, bu iki soruya ilişkin ayrıntı sunmuyor; dolayısıyla sağlıklı bir değerlendirme için henüz erken.

Bölgesel güvenlik açısından bakıldığında ise bugünkü karar, birkaç eşiğin aynı anda geçildiğini gösteriyor. Mısır, Suudi Arabistan'ın güvenliğini kendi güvenlik çemberinin parçası olarak tanımlamış; bunu anayasal prosedürle taçlandırmış ve diplomatik koordinasyonla eşleştirmiş durumda. Bu üç adımın aynı hafta içinde atılması, Kahire'nin bölgesel düzenin pasif izleyicisi olmadığını gösteriyor. Ancak aynı karar, Mısır'ın askeri kapasitesini ve siyasi sermayesini nereye kadar taahhüt edebileceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Bu sorunun yanıtı, önümüzdeki günlerde Riyad'dan gelecek talebin niteliğine ve Kahire'nin o talebi nasıl okuyacağına bağlı.

Kızıldeniz'in iki yakası arasındaki bu yeni hattın nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek. Bugün elimizde olan ise net bir parlamento kararı, koşullu bir yetki ve dikkatle kurulmuş bir diplomatik dil. Diplomaside bazen en sağlam adımlar, henüz yürünmemiş yolların hazırlanmasıyla atılır. Mısır Meclisi'nin bugünkü oylaması, tam olarak böyle bir hazırlığın belgesi olarak arşivdeki yerini alıyor.

Toplam 330 defa okunmuştur.

Kerem Aydıner diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.