Hakem atamaları açıklandı ama asıl soru hâlâ havada: Bu düzen ne kadar dayanır?
Türk futbolunda bir hafta daha, sahada oynanacak maçlardan çok masada yaşananlarla konuşuluyor. Trendyol Süper Lig'de 7. haftanın hakem atamaları açıklandı. Ama bu sefer açıklamanın kendisi, atanan isimlerden daha çok konuşulacak. Çünkü Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu'nun tutuklanmasının ardından ilk kez hakem listesi yayınlandı. Basına yansıyan bilgilere göre atamalar, MHK Elit Hakem Direktörü Anthony Taylor sorumluluğunda yapıldı.
Şimdi burada durup bir düşünelim. Türkiye'nin en üst futbol liginde hakem atamalarını bir yabancı isim yapıyor. Bu, Türk futbolu adına bir güven tazeleme hamlesi mi, yoksa sistemin çöktüğünün itirafı mı? Açık konuşayım: İkisi de biraz. Çünkü ortada bir "Hakemler Dosyası" soruşturması var, tutuklanan bir MHK başkanı var ve bu boşluğu doldurmak için getirilen bir isim var. Bu tabloyu görüp de "her şey yolunda" diyen biri, ya futbolu hiç takip etmiyor ya da gözlerini kapatmış.
Gelelim atamaların kendisine. Haftanın en çok konuşulacak maçı belli: Galatasaray-Kasımpaşa. Bu karşılaşmada düdük Halil Umut Meler'de olacak. Meler, Türk hakemliğinin son yıllarda en çok tartışılan ama aynı zamanda en çok güvenilen isimlerinden biri. Büyük maç tecrübesi var, Avrupa'da da görev alıyor. Ama şu bir gerçek ki, Meler'in yönettiği her Galatasaray maçı öncesi sosyal medyada bir tartışma kopar. Bu, Meler'in kalitesinden değil, Türk futbolunun hakem algısından kaynaklanıyor. Bizde hakem, sonucu belirleyen değil, sonucun bahanesi olarak görülüyor.
Çaykur Rizespor-Fenerbahçe maçını Ozan Ergün yönetecek. Karadeniz deplasmanları her zaman zordur, hakem için de zordur. Ozan Ergün bu tür atmosferlerde ne yapar, onu sahada göreceğiz. Beşiktaş-Kocaelispor karşılaşması ise Abdullah Buğra Taşkınsoy'a emanet edilmiş. Siyah-beyazlı camia son dönemde hakem kararları konusunda epey gergin. Taşkınsoy'un yönetimi, bu gerginliği artırabilir de azaltabilir de. Tamamen maç içindeki tutumuna bağlı.
Samsunspor-Trabzonspor mücadelesinde Oğuzhan Çakır görev yapacak. Bu maç da hakem açısından kolay bir maç değil. İki takımın da taraftar baskısı yüksek, iki takımın da puan ihtiyacı var. Böyle maçlarda hakemin verdiği her karar, büyüteç altında incelenir.
Peki asıl mesele ne? Asıl mesele şu: Türk futbolunda hakemlik kurumu, yıllardır bir güven krizi içinde. Bu kriz bugün başlamadı, yarın da bitmeyecek. Bir MHK başkanının tutuklanması, soruşturma dosyaları, istifalar... Bunların hepsi, sistemin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Şimdi Anthony Taylor gibi uluslararası bir ismin atamaları yapması, kısa vadede bir nefes alma alanı yaratabilir. Ama uzun vadede bu iş, yapısal bir reform gerektiriyor.
Şunu da söyleyeyim: Yabancı bir direktörün atama yapması, Türk hakemlerin kalitesiz olduğu anlamına gelmez. Türkiye'de Halil Umut Meler gibi Avrupa'da maç yöneten hakemler var. Sorun hakemlerin bireysel kalitesi değil, onları çevreleyen sistemin şeffaflığı ve tutarlılığı. Bir hakemin hafta içinde verdiği kararla hafta sonu verdiği karar arasında dağlar kadar fark oluyorsa, sorun hakemin kendisinde değil, ona verilen eğitimde, ona sağlanan destekte ve en önemlisi onu yöneten kurumsal yapıdadır.
Bu hafta oynanacak maçlara gelelim. Galatasaray-Kasımpaşa kağıt üzerinde kolay bir maç gibi görünüyor ama Kasımpaşa her zaman sürprize açık bir takım. Fenerbahçe'nin Rize deplasmanı ise ligin en zorlu deplasmanlarından biri. Beşiktaş'ın Kocaelispor karşısında ne yapacağı da merak konusu. Trabzonspor'un Samsunspor deplasmanı ise haftanın en dengeli maçı olabilir.
Gelelim teknik direktörlere ve yönetimlere. Hakem tartışmalarının en büyük sebebi aslında takımların kendi performanslarındaki tutarsızlık. Bir teknik direktör, takımı iyi oynayıp kaybedince hakemi suçluyor. Ama aynı teknik direktör, takımı kötü oynayıp kazandığında hakemden hiç bahsetmiyor. Bu çifte standart, Türk futbolunun en büyük hastalığı. Kendi eksiklerimizi görmek yerine, hep dışarıda bir suçlu arıyoruz.
Kulüp yönetimleri de bu konuda masum değil. Başkanlar, sportif direktörler, yöneticiler... Hakem kararları üzerinden gündem yaratmak, taraftarı galeyana getirmek, kamuoyu baskısı oluşturmak... Bunlar yıllardır yapılıyor. Peki sonuç ne oldu? Türk hakemliği her geçen gün daha fazla güven kaybetti. Şimdi gelinen noktada, atamaları bir yabancı yapıyor. Bu, hepimizin ortak başarısızlığının bir sonucu.
Futbol ekonomisi açısından da bakmak lazım. Hakem tartışmaları, ligin marka değerini düşürüyor. Yayıncı kuruluşlar, sponsorlar, uluslararası yatırımcılar... Hepsi istikrar ve güven arıyor. Bir ligde her hafta hakem tartışması yaşanıyorsa, o ligin marka değeri erozyona uğrar. Bu da kulüplerin gelirlerini doğrudan etkiler. Yani hakem sorunu sadece saha içi bir sorun değil, aynı zamanda bir ekonomi sorunu.
Peki çözüm ne? Çözüm, hakemlerin daha fazla eğitilmesi, daha fazla desteklenmesi ve en önemlisi daha şeffaf bir yapıya kavuşturulması. Hakem kararlarının gerekçeleri açıklanmalı, hatalar kabul edilmeli ve tutarlı bir çizgi izlenmeli. Ama bunun için önce kulüplerin ve yönetimlerin hakemlere baskı yapmayı bırakması gerekiyor. Hakemlerin üzerindeki bu baskı ortadan kalkmadan, hiçbir reform başarılı olamaz.
Bu hafta sonu sahada oynanacak maçlar, kağıt üzerinde belli favorilerle başlayacak. Ama Türk futbolunda kağıt üzerindeki hesaplar genelde tutmaz. Çünkü bu ligde her hafta yeni bir hikaye yazılır. Kimi zaman bir hakem kararı, kimi zaman bir teknik direktörün yanlış tercihi, kimi zaman da bir futbolcunun beklenmedik performansı... Bu ligin güzelliği de burada. Ama aynı zamanda sorunu da burada. İstikrar yok, tutarlılık yok, uzun vadeli plan yok.
Anthony Taylor'un atamaları yapması, kısa vadede bir çözüm gibi görünebilir. Ama unutmayalım ki, Türk futbolunun sorunları yabancı bir direktörün atama yapmasıyla çözülmez. Bu sorunlar, köklü bir zihniyet değişikliği gerektiriyor. Hakemlere saygı duymak, onların kararlarını kabul etmek, hataları da doğruları da aynı olgunlukla karşılamak... Bunlar kolay şeyler değil. Ama başka çare de yok.
Bu hafta sonu maçları izlerken, bir de şunu düşünün: Sahadaki hakem, aslında sizin takımınızın bir parçası. O da bu ligin bir parçası. Onu düşman olarak görürseniz, futbolun kendisini de kaybedersiniz. Hakem kararlarını tartışalım, eleştirelim, ama saygı çerçevesinde. Çünkü hakemine saygı duymayan bir lig, hiçbir zaman büyük bir lig olamaz.
Haftanın maçlarına gelince... Galatasaray, Kasımpaşa karşısında favori. Fenerbahçe, Rize'de zorlanabilir. Beşiktaş, Kocaelispor'u yenmek zorunda. Trabzonspor, Samsun'da puan kaybederse büyük sıkıntı yaşar. Ama biliyorsunuz, bu ligde hiçbir şey göründüğü gibi değil. Hakem atamaları açıklandı, maçlar oynanacak, sonuçlar alınacak. Ve emin olun, gelecek hafta yine aynı tartışmaları yapacağız. Çünkü sorun, hakemlerin kim olduğu değil, sistemi kimin yönettiği ve nasıl yönettiği.
Türk futbolu, artık bir yol ayrımında. Ya köklü bir reform yapıp bu kısır döngüyü kıracağız, ya da her hafta aynı filmi izlemeye devam edeceğiz. Tercih bizim. Ama unutmayalım ki, futbol sadece 90 dakikadan ibaret değil. Futbol, bir ülkenin kültürü, bir toplumun aynası. Ve o aynaya baktığımızda, gördüğümüz şeyden memnun değilsek, değiştirmesi gereken ilk şey, kendimiziz.
Cem Arıkan diğer yazıları:
- Hakem atamaları açıklandı ama asıl soru hâlâ havada: Bu düzen ne kadar dayanır?
- Çakar'ın İtirafı TFF'de Aynayı Kendine Tutmak mı, Günah Çıkarmak mı?
- Gençlerbirliği'nde İstifa Her Şeyi Çözmez: Asıl Sorun Sahada Görünüyor
- Kriz Büyürken Koltuğu Bırakmamak Sorumluluğu Ortadan Kaldırır mı?
- Gabigol İddiası Fenerbahçe'nin Gerçek Sorununu Gizliyor: Forvet Değil, Kafa Lazım









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.