Adalar'da Başkanvekilliği Seçimi ve Düşündürdükleri
Bir belediyede başkanın görevden uzaklaştırılması, ardından gelen başkanvekilinin istifası ve nihayetinde dört tura yayılan bir seçim... Adalar Belediyesi'nde yaşananlar, yerel yönetimlerin nasıl kırılgan bir zeminde ayakta durmaya çalıştığını gösteren çarpıcı bir tablo. Üstelik bu tablo, yalnızca Adalar'a özgü bir sıkıntının değil, Türkiye'de yerel demokrasinin yapısal sorunlarının da izlerini taşıyor.
Önce olguları net biçimde ayıralım. Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “rüşvet alma” iddialarıyla 23 Haziran'da tutuklandı. Burada altını çizmek gerekir: Ortada henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet yok; iddialar soruşturma aşamasında. İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılan Akpolat'ın ardından 27 Haziran'da toplanan Adalar Belediye Meclisi, Medine Pamuk'u başkanvekili olarak seçti.
Pamuk, görevini bir süre sürdürdükten sonra sağlık sorunlarını gerekçe göstererek 14 Eylül'de istifa etti. İstanbul Valiliği yeni seçimin 21 Eylül'de saat 09.00'da yapılacağını duyurdu. Ancak seçim günü CHP'li meclis üyeleri toplantıya katılmadı; gerekli salt çoğunluk sağlanamadı ve oylama 23 Eylül saat 10.00'a ertelendi.
Buradan itibaren yaşananlar, bir belediye meclisindeki aritmetiğin ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu gözler önüne seriyor. Toplam 9 meclis üyesinin oy kullandığı ilk turda CHP'nin adayı Aytül Ekşiyan 4, AK Parti'nin adayı Kemal Türkyılmaz 5 oy aldı. Yeterli sayı sağlanamayınca ikinci tura geçildi. İkinci turda ise her iki aday da 4'er oyda kaldı; bir oy geçersiz sayıldı. Oylamanın ardından salonda gerginlik yaşandı ve salon boşaltıldı. CHP'nin adayı Ekşiyan adaylıktan çekildi.
Üçüncü turda Türkyılmaz 5 oy alırken, salonu terk eden Ekşiyan'a oy çıkmadı. Seçim dördüncü tura taşındı ve bu turda Kemal Türkyılmaz 5 oyla başkanvekili seçildi. Ekşiyan ise oylamaya katılmadı ve 0 oy aldı.
Şimdi bu tabloyu soğukkanlılıkla değerlendirmek gerekiyor. Bir yanda hukuki süreci devam eden, hakkındaki iddialar henüz yargı önünde sınanmamış bir başkanın görevden uzaklaştırılması var. Diğer yanda bu boşluğu doldurmak için yapılan seçimin, meclis içi dengelerde yaşanan çatlakları derinleştirmesi var. 9 üyeli bir mecliste 4'e 5, sonra 4'e 4, ardından 5'e 0 şeklinde ilerleyen oy dağılımı, aslında siyasi temsilin ne kadar kırılgan olabileceğini gösteriyor. Bir oyun geçersiz sayılması, bir adayın salonu terk etmesi, bir diğerinin çekilmesi... Tüm bunlar, karar alma süreçlerinin ne kadar kırılgan bir zeminde ilerlediğini ortaya koyuyor.
Dikkat çeken bir başka nokta da şu: Başkanvekilliği gibi geçici ama kritik bir göreve gelme süreci, neredeyse genel seçim atmosferini andıran bir gerilimle yaşandı. Oysa başkanvekillikleri, belediyenin günlük işleyişini sürdürmek, hizmetlerin aksamamasını sağlamak için ihdas edilmiş makamlardır. Bu makamların bu denli siyasi çekişme konusu hâline gelmesi, yerel yönetimlerdeki temsil krizinin bir yansıması olarak okunmalı.
Öte yandan, CHP'li meclis üyelerinin ilk toplantıya katılmaması ve ardından adayın çekilmesi, muhalefetin bu süreci meşruiyet tartışması üzerinden yürütmeyi tercih ettiğini gösteriyor. Bu tercih, siyasi bir strateji olarak anlaşılabilir; ancak sonuç itibarıyla belediyenin yönetiminde bir boşluk oluşmasına da engel olamıyor. Vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkileyen hizmetlerin, siyasi hesaplaşmaların gölgesinde kalması, yerel demokrasinin en temel sorunu olarak önümüzde duruyor.
Burada asıl sorulması gereken soru şu: Bir belediye başkanı hakkındaki soruşturma sürerken, o belediyenin yönetimini devralacak kişinin belirlenmesi süreci neden bu kadar sancılı olmak zorunda? Mevzuat, bu tür durumlar için daha net, daha hızlı ve daha az siyasi tartışma yaratacak bir mekanizma öngörmüyor mu? Ya da öngörüyor da, siyasi aktörler bu mekanizmayı kendi çıkarları doğrultusunda mı kullanıyor?
Adalar özelinde yaşananlar, Türkiye'de yerel yönetimlerin karşı karşıya olduğu daha geniş bir soruna işaret ediyor: Kayyum uygulamaları, görevden uzaklaştırmalar ve başkanvekillikleri üzerinden şekillenen bir yönetim pratiği, seçilmişlerin iradesi ile atanmışların tasarrufu arasındaki sınırı giderek belirsizleştiriyor. Bu belirsizlik, yalnızca o belediyede yaşayanlar için değil, tüm ülke için demokratik meşruiyet açısından sorgulanması gereken bir mesele.
Adalar'da artık yeni bir başkanvekili var. Kemal Türkyılmaz, dört turluk bir seçimin ardından bu göreve geldi. Ancak bu seçimin geride bıraktığı soru işaretleri, yalnızca Adalar'ın değil, Türkiye'deki yerel yönetimlerin geleceğine dair önemli ipuçları barındırıyor. Belediyelerin siyasi mücadelenin arenası değil, hizmetin merkezi olduğu günleri görmek dileğiyle... Ama bunun için önce hukukun üstünlüğünün, seçilmişlerin iradesinin ve hesap verebilirliğin gerçekten işlediği bir düzenin kurulması gerekiyor.









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.