Baran Ersoy
Baran Ersoy - Politika

Berlin'de bir sonuç, Kayseri'de bir hikâye

Bir seçim sonucunu okurken iki ayrı düzlemi birbirine karıştırmamak gerekiyor: sandıktan çıkan tablo ile o tablonun henüz açılmamış siyasi dosyası. Berlin'de yapılan eyalet meclisi seçimlerinde Türkiye kökenli siyasetçi Elif Eralp'in başbakan adayı olduğu Sol Parti'nin (Die Linke) elde ettiği sonuç, tam da bu iki düzlemin üst üste bindiği bir örnek. Sandık çıkış anketlerine göre Sol Parti yüzde 24,5 oy oranıyla seçimi ilk sırada tamamladı. Bu, küçümsenecek bir veri değil; ama aynı zamanda tek başına bir hükümet kurma yetkisi de değil.

Burada durup bir nefes almak gerekiyor. Çünkü haber dilinde en çok karıştırılan şey, "ilk sırada tamamlamak" ile "iktidar olmak" arasındaki farktır. Bir partinin seçim gecesi birinci çıkması, ona yalnızca hükümeti kurma önceliğini ve müzakere masasında daha güçlü bir sandalye verir. Berlin'de yeni eyalet hükümetinin nasıl şekilleneceği, seçim sonrasında yürütülecek koalisyon görüşmeleriyle netleşecek. Yani ortada henüz tamamlanmamış bir süreç var; kesinleşmiş bir başbakanlık değil, ihtimal düzeyinde duran bir tablo.

Elif Eralp'in adı bu noktada öne çıkıyor. Seçim sonucunun kesinleşmesi ve koalisyon görüşmelerinin olumlu sonuçlanması hâlinde Eralp, Berlin'in ilk göçmen kökenli eyalet başbakanı olma ihtimaliyle gündeme geldi. Bu cümledeki her kelime önemli: "sonucun kesinleşmesi", "görüşmelerin olumlu sonuçlanması", "ihtimal". Siyaseti ciddiye alan bir okuma, bu şartları görmezden gelip sonucu olmuş bitmiş gibi sunmaz. Ama aynı okuma, bu ihtimalin kendisinin ne anlama geldiğini de sorgulamaktan kaçınmaz.

Çünkü burada sadece bir seçim sonucu yok; göçmen kökenli bir siyasetçinin, Avrupa'nın en karmaşık metropollerinden birinde en yüksek yürütme makamına aday olması var. Bu, temsilin sınırlarına dair uzun süredir tartışılan bir eşiğin zorlanması demek. Almanya'da yaşayan, o ülkenin siyasetinde yükselen, ama Türkiye'yle bağını da koparmayan bir ismin hikâyesi, iki ülkenin birbirine nasıl baktığını da aynı anda anlatıyor.

İşte tam bu noktada haberin ikinci yarısı devreye giriyor. Berlin seçimlerinin ardından Elif Eralp'in hayatı ve memleketi de merak konusu oldu. Gazeteci Recep Bulut, Eralp'in Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Panlı köyüne giderek siyasetçinin akrabaları ve köylüleriyle bir araya geldi. Bulut, köyde yaşayan yakınlarının Eralp'in başarısı karşısındaki heyecanını ve gururunu yerinde gözlemledi. Panlı köyü sakinleri, hemşehrilerinin Berlin'de elde ettiği sonuçtan duydukları mutluluğu dile getirdi.

Bu tür ziyaretler, siyasi haberin insani tarafını görünür kılar. Bir başarı hikâyesi, uzaktaki bir başkentte rakamlarla başlar; ama bir köyde, akrabaların sofrasında anlam kazanır. Eralp'in yakınları ve köylüleri duygularını şu sözlerle dile getirdi:

"ne mutlu bize, onu ve gurur duyduk bizi çok sevindirdi."

Bu cümle, bir seçim analizinden çok daha fazlasını taşıyor. Bir köyün, kendisinden çıkan bir insanın başka bir ülkenin siyasetinde yükselmesini sahiplenmesi; aidiyetin tek bir yere ait olmak zorunda olmadığını gösteriyor. Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Panlı köyünde büyük sevinçle karşılanan bu sonuç, göçmenlik deneyiminin yalnızca kayıp ve kopuşla değil, aynı zamanda gurur ve süreklilikle de anlatılabileceğini hatırlatıyor.

Ancak bu duygusal tabloyu, siyasi gerçeklikten ayırmamak kaydıyla okumak gerekiyor. Köydeki sevinç gerçek; ama Berlin'deki hükümet kurma süreci hâlâ açık. Sandık çıkış anketleri, nihai resmi sonuçların yerini tutmaz. Koalisyon görüşmeleri, seçmen iradesinin sandalyelere dönüşmesinin ardından başlayan ayrı bir müzakere sürecidir ve bu süreç her zaman ilk bakışta göründüğü gibi sonuçlanmaz. Dolayısıyla "tarihi başarı" ifadesini kullanırken, bunun henüz kurulmamış bir hükümetin değil, kazanılmış bir seçim performansının adı olduğunu unutmamak gerekir.

Yine de bu performansın kendisi bir şey anlatıyor. Yüzde 24,5, bir partinin şehir siyasetinde ne kadar geniş bir tabana hitap ettiğini gösterir. Sol Parti'nin birinci çıkması, Berlin seçmeninin önemli bir bölümünün, Eralp'in temsil ettiği çizgiye güvendiği anlamına gelir. Bu güven, koalisyon masasında da bir koz olarak duruyor. Ama koz, tek başına iktidar değildir. Siyasetin en temel dersi burada: seçim, bir başlangıçtır; yönetim, o başlangıcın nasıl örüldüğüne bağlıdır.

Elif Eralp'in hikâyesi, bu bakımdan sadece Almanya'nın iç siyasetine ait değil. Türkiye'de ve memleketi Kayseri'de sevinç ve gururla karşılanan bu sonuç, diasporanın siyasal temsil kapasitesine dair bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Bir zamanlar "gurbetçi" olarak anılan kuşakların çocukları, artık bulundukları ülkelerin yasama ve yürütme organlarında söz sahibi olma noktasına geldi. Bu, göçün tek yönlü bir hikâye olmadığının en somut göstergelerinden biri.

Bu noktada sorulması gereken soru şu: Bu tür başarıları nasıl okumalıyız? Onları, Türkiye'ye dair bir gurur vesilesi olarak mı, yoksa yaşadıkları ülkenin siyasetinin doğal bir parçası olarak mı? Doğru cevap, ikisini birbirine indirgemeden birlikte taşıyabilmekte. Eralp, Berlin'in siyasetçisidir; ama Panlı köyünün de hemşehrisidir. Bu iki kimliği birbirine karşı kullanmak değil, yan yana durmalarına izin vermek gerekir.

Öte yandan, haberin dili üzerine de düşünmek gerekiyor. "Tarihi başarı" gibi ifadeler, okuru kolayca heyecana sürükler; ama siyaset haberciliğinde asıl görev, heyecanı bilgiyle dengelemektir. Sandık çıkış anketi ile kesinleşmiş sonuç arasındaki fark, aday olmak ile başbakan olmak arasındaki fark, sevinç ile iktidar arasındaki fark... Bunların hepsi, okuyucunun doğru resmi görmesi için ayrı ayrı belirtilmeyi hak ediyor. Çünkü yanlış kurulan bir cümle, yarın düzeltilmesi zor bir beklenti yaratır.

Berlin'de yeni eyalet hükümetinin nasıl şekilleneceği, yapılacak görüşmelerle netleşecek. Bu süreç boyunca Eralp'in adı gündemde kalacak; ama gündemde kalmak, göreve başlamak anlamına gelmiyor. Siyasetin en zor kısmı, seçim gecesi biter; asıl iş, ertesi gün başlar. Koalisyon görüşmeleri, kimin hangi koltuğa oturacağını değil, hangi politikanın hangi tavizlerle hayata geçeceğini belirler. Dolayısıyla bu sonucun gerçek anlamı, önümüzdeki günlerde netleşecek.

Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Panlı köyünde yaşanan sevinç ise şimdiden gerçek. Bir köyün, dünyanın başka bir ucundaki bir başarıyı kendinden sayması, aidiyetin ne kadar esnek ve dayanıklı olabileceğini gösteriyor. Bu, siyasetin rakamlarla anlatılamayan tarafı. Sandık çıkış anketleri yüzdeyi söyler; ama bir köyün sofrasındaki gururu ölçemez. İkisini birlikte okumak, hem doğru gazetecilik hem de doğru vatandaşlık için gerekli.

Elif Eralp'in hikâyesi henüz tamamlanmadı. Berlin'de bir süreç, Kayseri'de bir duygu var. Bu ikisinin nasıl buluşacağını, koalisyon görüşmelerinin sonucu belirleyecek. Bizim yapmamız gereken ise net: Beklentiyi şişirmeden, gerçeği olduğu gibi takip etmek. Çünkü siyaset, sabır isteyen bir hesap işidir; ne yalnızca sevinçle, ne de yalnızca şüpheyle yürür.

Toplam 29 defa okunmuştur.

Baran Ersoy diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.