Berlin'de Sol Parti'nin Yükselişi ve Almanya'nın Değişen Siyasi Haritası
Almanya'da iki eyalette sandıklar kapandı ve ortaya çıkan tablo, ülkenin siyasi dengelerinin ne kadar hızlı ve derinden değiştiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Berlin'de Sol Parti'nin eyalet başbakan adayı Elif Eralp'in yürüttüğü kampanya, sandık çıkış anketlerinde partisini yüzde 24,5 oy oranıyla ilk sıraya taşıdı. Bu sonuç, sadece bir partinin seçim başarısı değil; aynı zamanda Almanya'nın başkentinde yaşanan sosyal ve ekonomik krizlerin siyasal yansıması olarak okunmalı.
Berlin'de Sol Parti, 2023 seçimlerine kıyasla oy oranını 12,3 puan artırdı. Aynı dönemde Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) 8,2, Sosyal Demokrat Parti (SPD) 6,4 ve Yeşiller 3,4 puan kaybetti. Almanya için Alternatif Partisi (AfD) ise oy oranını 6,9 puan artırarak yüzde 16'ya ulaştı. Bu tablo, Berlin'de geleneksel merkez partilerin ciddi bir erozyon yaşadığını, seçmenin alternatif arayışının ise hem sol hem de sağ uçta karşılık bulduğunu gösteriyor.
Sandık çıkış anketlerine göre 159 sandalyeli Berlin eyalet meclisinde Sol Parti 42, CDU 34, AfD 27, Yeşiller 26, SPD 21 ve BSW 9 milletvekiliyle temsil edilecek. Hiçbir partinin mutlak çoğunluk için gereken 80 sandalyeye ulaşamaması, koalisyon pazarlıklarının ne kadar çetin geçeceğini şimdiden gösteriyor. Berlin'de Sol Parti'nin birinci parti çıkması, Eralp'in kampanya boyunca öne çıkardığı kira krizi, sosyal konut ve kiracı hakları gibi başlıkların seçmende geniş karşılık bulduğunu ortaya koyuyor.
Elif Eralp, ilk sonuçların ardından yaptığı konuşmada kendisine destek verenlere teşekkür etti ve Berlin'i birlikte dönüştürerek daha iyi bir kent haline getireceklerini söyledi. Eralp, "Şehrimizde sevgi ve adalet, nefrete karşı galip geldi ve bu mesaj tüm dünyaya yayılıyor." diyerek seçim kampanyasının duygusal tonunu da özetledi. Kamu yayıncısı ARD'ye yaptığı açıklamada ise seçmenlerin kendisine ve partisine yeni bir sayfa açma görevi verdiğini belirtti. Bu yeni dönemde herkesin insan onuru içinde iyi bir yaşam sürdürebileceği daha adil bir Berlin hedefinin öne çıktığını vurguladı.
Eralp'in siyasi profili, yükselişinin tesadüf olmadığını gösteriyor. 45 yaşındaki siyasetçi, 1980 darbesinde Türkiye'den Almanya'ya gelen bir ailenin kızı. Hamburg'ta hukuk eğitimi aldıktan sonra göç, insan hakları, ırkçılıkla mücadele ve konut politikaları alanlarında çalışmalar yürüttü. 2017'de katıldığı Sol Parti'de Kreuzberg ilçesinde ırkçılıkla mücadele, göçmenlerin toplumsal katılımı, uygun fiyatlı konut ve soylulaştırmaya karşı çalışmalarla öne çıktı. Evli ve iki çocuk annesi olan Eralp, siyasi kariyerini bu alanlarda inşa etti.
Berlin'deki en büyük sosyal sorunun kira krizi olduğunu vurgulayan Eralp, seçimlerde Sol Parti'nin seçim programının kazandığını ifade etti. "Şehrimizde insanlar yeniden daha iyi bir yaşamı olması için Berlin eyaleti başbakanı olmak istiyorum." diyerek hem kampanyasının merkezine oturttuğu konut politikasını hem de iktidar hedefini açıkça ortaya koydu. Eralp'in en önemli vaatlerinden biri, büyük konut işletmelerinin kamusal denetime alınması. Bu vaat, Berlin'de yıllardır konut fiyatlarındaki artıştan bunalan geniş bir seçmen kitlesine doğrudan hitap ediyor.
Berlin'deki bu sonuç, Almanya'nın genel siyasi iklimi açısından da önemli sinyaller veriyor. Sosyal Demokrat Parti'nin başkentte yüzde 12'ye gerilemesi, partinin geleneksel işçi sınıfı ve göçmen seçmen nezdindeki aşınmasını gösteriyor. Yeşiller'in yüzde 15'te kalması, çevre ve iklim politikalarının tek başına seçmen mobilizasyonu için yeterli olmadığını düşündürüyor. CDU'nun yüzde 20 ile ikinci sırada kalması ise merkez sağın Berlin gibi kozmopolit bir kentte hâlâ ciddi bir tabana sahip olduğunu ancak bu tabanın genişlemediğini ortaya koyuyor.
Mecklenburg-Vorpommern'deki tablo ise bambaşka bir hikâye anlatıyor. Bu eyalette AfD, yüzde 37 oy oranıyla ilk sıraya yerleşti. SPD yüzde 35,5 ile ikinci sırada kalırken, Sol Parti yüzde 7,5'te, CDU ve Yeşiller yüzde 5,5'er, BSW yüzde 5 ve FDP yüzde 1,2'de kaldı. AfD'nin 2021 seçimlerine göre oy oranını 20,3 puan artırarak iki kattan fazla yükseliş kaydetmesi, ülkenin doğusundaki siyasi kaymanın ne boyuta ulaştığını gösteriyor. Aynı dönemde SPD 4,1, CDU ise 7,8 puan kaybetti.
71 sandalyeli Mecklenburg-Vorpommern eyalet meclisinde AfD'nin 27, SPD'nin 26, Sol Parti'nin 6, CDU, Yeşiller ve BSW'nin ise 4'er milletvekiliyle temsil edilmesi öngörülüyor. Bu tabloda da hiçbir parti mutlak çoğunluk için gereken 36 sandalyeye ulaşamıyor. AfD'nin bu eyaletteki yükselişi, göç karşıtı ve milliyetçi söylemin Almanya'nın doğusunda ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunu bir kez daha teyit ediyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, CDU'nun Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki seçim performansını değerlendirirken partisinin yüzde 5,5 gibi düşük bir oy oranında kalmasını “felaket” olarak nitelendirdi. Merz, bu seçim şokuna rağmen görevini sürdüreceğini ve reform çalışmalarına devam edeceğini söyledi. Ancak CDU'nun hem batıda hem doğuda yaşadığı erime, Merz'in liderliği ve partinin izlediği strateji üzerindeki tartışmaları daha da alevlendirecek gibi görünüyor.
İki eyaletin sonuçları birlikte okunduğunda, Almanya'da siyasi yelpazenin iki ucunun da güçlendiği, merkezin ise daraldığı bir tablo ortaya çıkıyor. Berlin'de Sol Parti'nin sosyal adalet ve konut politikaları üzerinden kazandığı başarı, Mecklenburg-Vorpommern'de AfD'nin göç ve kimlik siyaseti üzerinden elde ettiği yükseliş, aslında birbirinden farklı iki toplumsal talebin aynı dönemde nasıl siyasallaştığını gösteriyor. Bir yanda artan kiralar, sosyal güvencesizlik ve gelir eşitsizliği; diğer yanda göç, kimlik ve güvenlik kaygıları. Her iki eyalette de seçmenin geleneksel partilere verdiği desteğin azalması, bu taleplerin ana akım siyaset tarafından yeterince temsil edilmediği algısını güçlendiriyor.
Elif Eralp'in Berlin'de elde ettiği sonuç, sosyal demokrat ve sol partiler için bir umut ışığı olabilir. Ancak bu başarının kalıcı olup olmayacağı, Sol Parti'nin iktidar ortağı bulup bulamayacağına ve vaat ettiği politikaları ne ölçüde hayata geçirebileceğine bağlı. Berlin'de hiçbir partinin tek başına çoğunluk sağlayamadığı bir mecliste, Sol Parti'nin önündeki koalisyon seçenekleri ya CDU ile Yeşiller arasında bir denge kurmayı ya da SPD ve Yeşiller ile bir sol ittifak oluşturmayı gerektiriyor. Her iki senaryo da ciddi pazarlıklar ve tavizler anlamına geliyor.
Almanya'nın siyasi geleceği açısından asıl soru şu: Merkez partiler, seçmenin bu iki farklı öfkesini ve talebini anlayıp yanıt verebilecek mi? Yoksa Almanya da Avrupa'nın birçok ülkesinde görülen parçalanmış siyaset sahnesine doğru mu sürükleniyor? Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern'den çıkan sonuçlar, bu sorunun yanıtını henüz vermiyor; ancak sorunun artık ertelenemeyecek kadar yakıcı olduğunu gösteriyor.
Friedrich Merz'in “FELAKET” yorumu, aslında sadece CDU'nun değil, Almanya'daki merkez siyasetin genel durumunu da özetliyor. Seçmen artık geleneksel partilere değil, somut sorunlara çözüm üreten ve bunu net bir dille ifade eden aktörlere yöneliyor. Elif Eralp'in Berlin'de yükselişi de AfD'nin doğuda güçlenmesi de bu gerçeğin iki farklı yüzü. Almanya'nın önümüzdeki dönemde nasıl bir siyasi haritaya sahip olacağı, merkez partilerin bu gerçeği ne kadar hızlı kavrayacağına bağlı görünüyor.
Selin Yalçın diğer yazıları:
- Berlin'de Sol Parti'nin Yükselişi ve Almanya'nın Değişen Siyasi Haritası
- Öğretmenlik mesleğinin güvenini istismar eden bir dava bize ne anlatıyor
- Trump'ın "Yasak Aşk" Fotoğrafı: Altı Parmak, Sıfır Kanıt
- Yapay Zeka Çağında Görünmez Olmak: GEO Ajansları ve Türkiye'nin Konumu
- Yargı Kararlarında Değişen Heyetler ve Tuzla Davasının Anatomisi









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.