New York'ta Bir Buluşma: Erdoğan ve Trump Yeniden Karşı Karşıya Geliyor
İki liderin aynı masaya oturması her zaman sıradan bir haber değildir. Hele bu isimler Recep Tayyip Erdoğan ve Donald Trump olunca, dünyanın dört bir yanından gözlerin o toplantı odasına çevrilmesi kaçınılmaz hale geliyor. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, iki liderin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında New York'ta bir araya geleceğini duyurdu. Barrack, açıklamasında "Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump New York'ta görüşecek" ifadelerini kullandı. Kısa bir cümle, ama arkasında koca bir dünyanın merakı var.
Peki neden bu buluşma bu kadar konuşuluyor? Çünkü diplomasi dediğimiz şey aslında sadece imzalanan anlaşmalar, okunan basın açıklamaları değil. İki insanın karşı karşıya gelip birbirini anlamaya çalışması. Bazen bir bakış, bazen bir el sıkışma, bazen de kapalı kapılar ardında söylenen tek bir cümle, yıllarca süren bir süreci bambaşka bir yere taşıyabiliyor. Erdoğan ve Trump'ın daha önceki karşılaşmalarını hatırlıyorum. Kimi zaman gerginlik, kimi zaman beklenmedik bir samimiyet. İki liderin arasındaki o tuhaf dinamik, aslında uluslararası ilişkilerin ne kadar insani olduğunu da gösteriyor bize.
BM 81. Genel Kurulu 22 Eylül'de başlayacak. Dünya liderlerini her yıl New York'ta buluşturan bu dev organizasyonun bu yılki teması da bir hayli anlamlı: "Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç veren bir BM." Bu cümleyi okuduğumda bir an durup düşünüyorum. Güveni yeniden tesis etmek... Bugünün dünyasında en çok ihtiyaç duyduğumuz şey belki de tam olarak bu değil mi? Ülkeler arası güven, insanlar arası güven, kurumlara duyulan güven. Hepsi sarsılmış durumda. Belki de bu yüzden bu yılki Genel Kurul'un teması sadece bir slogan değil, bir çığlık aslında.
Liderlerin konuşmalarını gerçekleştireceği ve "yüksek düzeyli hafta" olarak adlandırılan bu toplantıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk gün dördüncü sırada söz alması öngörülüyor. Düşünsenize, dünyanın dört bir yanından gelen liderler, her biri kendi ülkesinin hikâyesini anlatmak, kendi derdini paylaşmak için kürsüye çıkacak. Kimi savaştan çıkmış bir ülkenin yaralarını sarıyor olacak, kimi ekonomik krizle boğuşuyor. Kimi iklim değişikliğinin kıyısında yaşıyor, kimi göç dalgalarıyla mücadele ediyor. Peki bu kadar farklı hikâyeyi aynı çatı altında buluşturmak ne kadar mümkün?
Genel Kurula 190 ülkeden üst düzey katılım sağlanması bekleniyor. Bu rakamı bir düşünün. Yüz doksan ülke. Yüz doksan farklı ses, yüz doksan farklı öncelik, yüz doksan farklı kırgınlık. Ve hepsi aynı şehirde, aynı binada, aynı koridorlarda yürüyecek. Diplomatlar birbirinin peşine düşecek, ikili görüşmeler ayarlanacak, kulislerde neler konuşulacak neler... New York'un o dev cam binası, bir hafta boyunca dünyanın en büyük sahnesi olacak.
Erdoğan ve Trump görüşmesine geri dönelim. Bu buluşmadan ne çıkacak? Açıkçası bunu şimdiden söylemek mümkün değil. Diplomasi böyle bir şey işte. Bazen aylarca hazırlanan bir görüşmeden tek bir somut sonuç çıkmaz, bazen de kısa bir sohbetten yıllara damga vuracak bir karar doğar. Ama şunu biliyorum ki, iki liderin bir araya gelmesi bile başlı başına bir mesajdır. Konuşmak, dinlemek, aynı odada nefes almak... Bunlar küçük görünen ama aslında dev adımlar.
Benim asıl merak ettiğim şu: Bu görüşmede masaya ne konulacak? Sadece resmi gündem maddeleri mi konuşulacak, yoksa iki lider arasındaki o bilinen kişisel dinamik yine sahneye mi çıkacak? Çünkü insan ilişkilerinde olduğu gibi devletler arası ilişkilerde de kişisel kimya önemli bir yer tutuyor. Bir liderin diğerine duyduğu güven ya da güvensizlik, o ülkenin tüm politikalarını etkileyebiliyor. Tuhaf ama gerçek.
New York'ta yağmur yağar mı bilmem ama o gün o binanın içinde bir fırtına kopabilir de, beklenmedik bir bahar havası da esebilir. Bunu ancak yaşayarak göreceğiz. Bildiğim tek şey, dünyanın gözünün o görüşmede olacağı. Ve belki de hepimizin içten içe sorduğu soru şu: Bu buluşma, "güveni yeniden tesis etmek" temasının hakkını verecek mi? Yoksa bir kez daha el sıkışıp ayrılmanın ötesine geçemeyecek mi?
Diplomasi sabır işi. Anlamak, dinlemek, bazen susmak... Bir gazeteci olarak değil, sadece bir insan olarak şunu söyleyebilirim: Keşke tüm liderler buluşmalarında önce insan olduklarını hatırlasa. Çünkü ülkelerin kaderini belirleyen o kararların arkasında hep bir insan hikâyesi var. Erdoğan ve Trump da o hikâyenin birer kahramanı. Bakalım bu sefer hangi sayfayı yazacaklar.
Nilay Karaca diğer yazıları:
- New York'ta Bir Buluşma: Erdoğan ve Trump Yeniden Karşı Karşıya Geliyor
- Bagajdan Manken Çıktı: Peki Biz Neden Sürprizlerden Bu Kadar Korkuyoruz?
- O 15 saniyede ne oldu? Bir evliliğin en mahrem anı kamerada
- Sınıfta okey, elde sigara: O görüntüler bize ne anlatıyor?
- Bir sigara dumanı, bir hayalin peşinden giden yıllar: DSÖ'nün o sessiz uyarısı









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.