Selin Yalçın
Selin Yalçın - Toplum

Öğretmenlik mesleğinin güvenini istismar eden bir dava bize ne anlatıyor

Bir öğretmenin en temel sermayesi bilgisi değil, güvenidir. Velilerin çocuklarını emanet ettiği, öğrencilerin kendilerini korunmuş hissettiği o görünmez sözleşme, bir kez kırıldığında geri gelmiyor. İngiltere'de görülen bir dava, bu sözleşmenin nasıl sistematik biçimde çiğnenebileceğini gözler önüne seriyor.

Southampton'daki Bitterne Park School'da görev yapan 30 yaşındaki beden eğitimi öğretmeni Bronwen James, Winchester Crown Court'ta 16 yaşındaki erkek öğrencisine yönelik üç ayrı "güven konumundaki kişinin çocukla cinsel faaliyeti" suçundan suçlu bulundu. Mahkemeye aktarılan bilgilere göre yakınlaşma sınıfta başladı, Snapchat üzerinden mesajlaşmaya dönüştü. James öğrencisini arabasıyla aldı, birlikte vakit geçirdikten sonra evine götürdü; burada birden fazla kez cinsel ilişkiye girdikleri belirtildi. Öğrencinin polisteki ifadesinde yaşananları sonradan "grooming" olarak değerlendirdiğini söylemesi, meselenin özünü tek başına anlatıyor. Yani çocuk, olay anında bunu bir ilişki sanmış; ancak geriye dönüp baktığında bir istismar olduğunu fark etmiş.

Burada dikkat edilmesi gereken ilk nokta, olayın tek bir öğrenciyle sınırlı kalmaması. Dava sürecinde James'in, 13 ve 14 yaşlarındayken iletişim kurmaya başladığı iki kız öğrenciye yönelik cinsel suçlarla bağlantılı suçlamaları daha önce kabul ettiği ortaya çıktı. Dosyada çocukla cinsel faaliyet, çocukla cinsel iletişim ve uygunsuz görüntü oluşturma suçları da yer alıyor. Savcılığın değerlendirmesi net: James öğretmenlik konumundan yararlanarak öğrencilerin güvenini istismar etmiş ve davranışları uzun süreli bir örüntü oluşturmuş.

Altını çizmek gerekir ki bu bir "tek kere olmuş, pişmanlık duyulmuş" hikâye değil. Farklı yaş gruplarından, farklı cinsiyetten öğrenciler; yıllara yayılan bir iletişim; okul içinde başlayıp sosyal medyaya taşınan, oradan da özel alana sızan bir yakınlık. Hepsi aynı örüntünün parçası. Savcılığın "uzun süreli örüntü" ifadesi, tesadüfi bir sapmadan değil, yerleşik bir davranış biçiminden söz edildiğini gösteriyor.

İkinci nokta, meselenin nasıl ortaya çıktığı. İlişki, başka bir öğrencinin ikili arasındaki mesajları bir öğretmene göstermesiyle açığa çıkmış. Yani sistemi kuran, denetleyen, koruyan mekanizmalar değil; bir çocuğun cesareti olmuş. Bu ayrıntı, okul yönetimlerinin ve denetim mekanizmalarının ne kadar geç kaldığını göstermesi bakımından önemli. Bir öğretmenin bir öğrenciyi arabasına alıp eve götürmesi, aylara yayılan bir mesajlaşma trafiği... Bunların hiçbirinin fark edilmemiş olması, üzerinde durulması gereken bir başarısızlık tablosu.

Elbette İngiltere'nin yargı süreci kendi hukuki çerçevesi içinde işliyor. James 14 Eylül'deki duruşmanın ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi ve cezası 15 Ocak 2027'de açıklanacak. Suçlu bulunma kararı ile cezanın belirlenmesi ayrı aşamalar. Ancak burada asıl mesele, cezanın ne olacağından önce, bu tür vakaların nasıl bu kadar uzun süre görünmez kalabildiği.

Türkiye'den bakınca da tanıdık gelen bir tablo bu. Öğretmen-öğrenci arasındaki sınır ihlalleri, ister istismar boyutunda olsun ister "sadece yakınlık" görüntüsü altında, her ülkede aynı soruyu sorduruyor: Okullar öğretmenlerin öğrencilerle kurduğu ilişki biçimlerini ne kadar izliyor? Sosyal medya üzerinden kurulan birebir iletişim hangi eşikte şüpheye dönüşüyor? Bir öğrenci, öğretmeniyle ilgili rahatsızlığını kime, nasıl söyleyebiliyor?

Bu soruların cevabı genellikle "prosedür var" düzeyinde kalıyor. Oysa prosedürün kâğıt üzerinde var olması ile işlemesi arasındaki mesafe, tam da bu davada olduğu gibi, çocukların bedeliyle ölçülüyor. Bir öğrencinin mesajları göstermesi tesadüfen ortaya çıkarmışsa, göstermeyenlerin durumu ne olacak?

Bir diğer mesele, bu tür davaların kamuoyuna yansıma biçimi. Haber başlıkları "şok itiraflar" gibi ifadelerle duygusal bir çerçeve kuruyor. Oysa burada şok edici olan itiraflar değil, istismarın sistematikliği ve kurumların geç fark etmesi. Sansasyon dili, mağdurların yaşadığı gerçekliği bir magazin malzemesine dönüştürme riski taşıyor. Bir çocuğun yıllar sonra "aslında bu grooming'di" diye fark etmesi, bir hayatın dönüm noktası; manşet süsü değil.

Öğretmenlik mesleği, doğası gereği asimetrik bir güç ilişkisi barındırıyor. Yetişkin ile çocuk, otorite ile bağımlı, rehber ile yönlendirilen. Bu asimetriyi görmezden gelen her yakınlık, istismara açık bir kapı bırakıyor. Bronwen James vakası, bu kapının ne kadar geniş açılabileceğini, açıldığında da ne kadar uzun süre fark edilmeden kalabileceğini gösteriyor.

Okulların, velilerin ve denetleyici kurumların bu davadan çıkarması gereken ders, yeni bir prosedür kaleme almak değil. Var olan prosedürlerin neden işlemediğini sormak. Bir öğretmenin öğrencisiyle Snapchat'te birebir yazışması normal mi? Bir öğrencinin öğretmeniyle okul dışında vakit geçirmesi kimsenin dikkatini çekmiyor mu? Bu soruların sorulmadığı bir ortamda, bir sonraki dava sadece zaman meselesi.

Mahkeme kararı Ocak 2027'de açıklanacak. Hukuki süreç kendi mecrasında ilerleyecek. Ama bir toplumun çocuklarını koruma kapasitesi, sadece mahkeme salonlarında değil; sınıflarda, koridorlarda, öğretmenler odasında ve veli toplantılarında belirleniyor. O mekânlarda sessizlik hâkim olduğu sürece, en ağır cezalar bile aynı hikâyenin tekrarını engelleyemiyor.

Toplam 46 defa okunmuştur.

Selin Yalçın diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.