Selin Yalçın
Selin Yalçın - Toplum, Haklar ve Medya

Sözlerin Ağırlığı ve Kurşunların Sesi: Şanlıurfa’daki Saldırının Düşündürdükleri

Bir insanın kendi evinde, dış dünyadan kaçıp sığındığı en güvenli alan olan mahremiyetinde silahlı saldırıya uğraması, neresinden bakarsanız bakın sarsıcı bir durumdur. Şanlıurfa’da yaşayan Musa D.’nin evinde uğradığı silahlı saldırı, sadece bir asayiş haberi olarak okunup geçilemeyecek kadar derin toplumsal soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Vücudunun farklı bölgelerine isabet eden kurşunlarla ağır yaralanan ve hastanede yaşam mücadelesi veren bir insanın varlığı, bizlere her şeyden önce yaşam hakkının kutsallığını ve bu hakkın ne kadar kolay hedef alınabildiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Olayın hemen ardından kamuoyuna yansıyan detaylar, şiddetin dijital dünya ile fiziksel gerçeklik arasında kurduğu tehlikeli köprüyü gözler önüne seriyor. Musa D.’nin saldırıdan kısa süre önce sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği canlı yayında, firari suç örgütü lideri Sedat Peker ve ailesine yönelik hakaret içerikli ifadeler kullandığı belirtiliyor. Bu yayının hemen ardından gelen kurşunlar, dijital ortamdaki öfkenin sokaklara ve evlerin içine kadar nasıl taşınabildiğinin somut bir göstergesi olarak karşımızda duruyor.

Dijital Odalardan Gerçek Dünyanın Sert Duvarına

Sosyal medya platformları, son yıllarda bireylerin kendilerini ifade ettikleri, kimi zaman ise kontrolsüzce öfkelerini boşalttıkları birer dijital kürsüye dönüştü. İnsanlar, ekran arkasından konuşmanın getirdiği illüzyonla, söyledikleri sözlerin gerçek dünyadaki karşılıklarını çoğu zaman hesap edemiyorlar. Ancak Musa D. örneğinde gördüğümüz gibi, sanal dünyada sarf edilen kelimeler, gerçek hayatta vücuda isabet eden kurşunlar olarak geri dönebiliyor.

Elbette, bir kişinin sosyal medya üzerinden hakaret etmesi, suç örgütü liderlerini veya herhangi bir bireyi hedef alması ne etik ne de hukuki açıdan kabul edilebilirdir. Hakaret, hukuk sistemimizde cezai yaptırımı olan bir eylemdir. Fakat bu eylemin karşılığı, hiçbir koşulda bir insanın evinin basılarak kurşun yağmuruna tutulması olamaz. Dijital alandaki hesaplaşmaların sokak infazlarına dönüşmesi, toplumsal huzurun ve bireysel güvenliğin altını oyan en büyük tehditlerden biridir.

Hukukun Üstünlüğü ve Bireysel "Adalet" Çıkmazı

Bir toplumda hakaretin, öfkenin ya da anlaşmazlıkların çözümü mahkeme salonları yerine namluların ucunda aranıyorsa, orada hepimizin durup düşünmesi gerekir. Hukuk devleti ilkesi, tam da bu tür bireysel hesaplaşmaların önüne geçmek, adaleti kişilerin tekelinden alıp bağımsız yargıya teslim etmek için vardır. Musa D.’ye yönelik saldırının, canlı yayındaki ifadeleriyle bağlantılı olup olmadığı konusunda resmi makamlardan henüz kesin bir açıklama yapılmış değil. Ancak bu ihtimalin varlığı bile, toplumda "kendi adaletini sağlama" arzusunun ne denli tehlikeli bir boyuta ulaştığını hissettiriyor.

Şayet bu saldırı, yayındaki hakaretlerin bir intikamı olarak gerçekleştirildiyse, bu durum organize suç yapılarının veya onlara sempati duyan odakların, devletin yasal otoritesini ve yargı mekanizmasını hiçe sayarak kendi infaz sistemlerini kurmaya çalıştıklarının açık bir göstergesi olur. Hukukun boşluk bıraktığı ya da yavaş işlediği algısı yaratıldığında, şiddet kendine meşruiyet alanı bulur. Bu meşruiyet zeminini kurutmak, devletin ve yargının en temel görevidir.

Şiddetin Sıradanlaşması ve Yaşam Hakkı

Saldırının ardından çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ve polis ekiplerinin müdahalesiyle Musa D. hastaneye kaldırıldı ve tedavisi sürüyor. Sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu bildirilen bu insan, şu an bir yoğun bakım odasında hayata tutunmaya çalışıyor. Olayın insani boyutunu ıskalamamak gerekiyor. Bir insan, ne kadar ağır hakaretler etmiş olursa olsun, yargılanmadan, savunması alınmadan ve yasal bir süreç işletilmeden şiddetin hedefi haline getirilemez.

Şiddetin sıradanlaşması, toplum olarak bizi duyarsızlığa sürükleyen en büyük tehlikedir. Sosyal medyada bu olaya verilen tepkilere baktığımızda, şiddeti neredeyse "hak edilmiş bir ceza" gibi sunma eğiliminde olanların varlığı ürkütücüdür. Unutmamalıyız ki, şiddeti gerekçelendirmeye başladığımız an, yarın o namlunun kime döneceğini kestiremeyiz. Bugün Musa D.’nin evini hedef alan kurşunlar, yarın herhangi birimizin kapısını çalabilir.

Karanlığı Aydınlatacak Hukuki Süreç

Şu an için polis ekiplerinin saldırıyı gerçekleştiren kişi ya da kişilerin belirlenmesi için başlattığı çalışma devam ediyor. Olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için başlatılan soruşturmanın sonuçları, kamuoyunun adalete olan inancı açısından büyük önem taşıyor. Resmi makamların bu saldırının arkasındaki azmettiricileri, failleri ve varsa organize bağlantıları şeffaf bir şekilde ortaya çıkarması elzemdir.

Soruşturma kapsamında elde edilecek yeni bulgular, sadece bu menfur saldırının faillerini adalete teslim etmekle kalmayacak, aynı zamanda sokaklarda kendi kurallarını uygulamaya çalışan odaklara da net bir mesaj verecektir. Türkiye, sokaklarında silahların konuştuğu, insanların evlerinde can güvenliğinden endişe ettiği bir ülke olmamalıdır.

Sonuç olarak, Şanlıurfa’da yaşanan bu acı olay, bize kelimelerin ve şiddetin sınırlarını yeniden düşündürtmelidir. Eleştirel ve hak temelli bir bakış açısıyla, şiddetin hiçbir türünü ve gerekçesini kabul etmiyoruz. Musa D.’nin sağlığına kavuşmasını dilerken, adaletin sosyal medyanın karanlık dehlizlerinde ya da silahların gölgesinde değil, adliye saraylarında tecelli etmesini bekliyoruz. Hukuktan saptığımız her adım, bizi karanlığa daha da yaklaştırır.

Toplam 202 defa okunmuştur.

Selin Yalçın diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.