Pamir Şen
Pamir Şen - Yazar

Yanılan adam

Denizler ve göller bugün bildiğimiz üzere Ay ve Güneşin ‘çekim kuvveti’ vesilesiyle yükselip alçalırlar. Ama eskiler bizim kadar her şeyi bilmiyordu ve bu nedenle buna çeşitli açıklamalar getirmişlerdi. Ama bunlardan belki de en ilginç olanı, ‘bilim şehidi’ olarak anılmaktan kıl payı kurtularak Toskana’daki evinde eceliyle vefat eden Galileo Galilei’ninkidir. Zira kendisi gelgitin ‘dünyanın Güneş çevresindeki hareketinden’ kaynaklandığına inanıyordu.

Galile’nin Engizisyon önünde ifadeye çağırılması, sonunda fikirlerini ‘geri alması’ ve dünyanın kâinatın merkezinde olduğuna dayanan, Kutsal Metinle çelişmeyen ve Batlamyus ve Aristo’nun kadim metinlerinde de iddia edilen hâkim paradigmaya karşı geldiği için tövbe etmesi bilinen bir olaydır. Onun “Eppur si muove” (Yine de dönüyor) dediği ise, sonraki nesiller tarafından isnat edilmiş anakronik bir yakıştırmadır.

Galile, 1610’larda fikirlerini ortaya çıkarmaya başladığı andan beri bunların kilisenin hoşuna gitmeyebileceğini biliyordu. Ama kiliseden daha acımasız olan, Avrupa ilim camiasına hâkim olan Aristocu felsefeydi ve çoğu mensubunun bu hâkim paradigmaya sıkı sıkıya bağlı olduğu ‘akademi’, ancak felsefi (bugün bilimsel diyoruz) yoldan çürütmeye muvaffak olamadıktan sonra Galile’yi kutsal otoriteye şikâyet etmişti. Galile ilk zamanlardan beri, dünyanın hareket ettiği fikrini matematik ve gözlemle kati şekilde ispat edene dek, bu fikri müdafaa etmemeye, onun yerine ‘böyle bir fikir de var’ demeye dikkat etmişti. Ama sonunda buna rağmen kapısı çalındı. O da ‘hata ettim, özür dilerim’ diyerek Giordano Bruno gibi yakılmaktan kurtuldu.

Ama onu, elinde somut delil olmamasına rağmen dünyanın hareketli olduğuna bu kadar hevesle ikna eden neydi? Birçok neden olsa gerek. Evvela Galile, Avrupa ilim çevrelerinin ve onların kurumsal hâli olan üniversitelerin körü körüne bağlı olduğu Aristo’ya ve onun klasik fiziğine belki tepkisel bir muhalefet duygusuyla yaklaşıyordu. O nedenle Aristo’nun Ay’ın altındaki lineer ve kusurlu, üzerindeki döngüsel ve matematiksel evren modelini çürütecek bu hipoteze sempati beslemiş olması muhtemeldir.

İkinci olarak, Newton kütleçekim (gravity) teorisiyle ‘evrendeki her şeyi tek bir kitaba sığdırmayı başarana kadar’ gelgitin sebebi muammaydı ve Galile, bunun nedeninin dünyanın hareket ediyor olması olabileceği kanısındaydı. Gözlemleri ona Güneş’in lekeli olduğunu, Ay’ın üzerinde dağlar olduğunu, Jüpiter’in uyduları olduğunu göstermişti. Belli ki Asuman’ın (göklerin) mükemmel olduğunu ve tüm gezegenlerin Arz’ın etrafında döndüğünü iddia eden Aristo ve takipçileri fena halde yanılıyordu. Gelgit olayı dahi dünyanın uzayda hareket ederken, denizleri ve gölleri dalgalandırıyor olmasından kaynaklanıyor olabilirdi.

Öyleyse Galile yanlış iki başlangıç noktasından hareket etmişti. Öncelikle herkesin kabul ediyor olması, bir bilgiyi yanlış yapmaz. Elbette herkes yanılıyor olabilir ki bunu düşünmek gerçekten cesaret ister, ama yanılmıyor da olabilirler ki bunu kabul etmek de tevazu ister ki filozoflarda (yani bilim insanlarında) pek az bulunur. Daha da önemlisi, gelgiti dünyanın dönmesiyle açıklamak bugün yüzlerce yıllık bilimsel bilginin şımarttığı bizlere ‘komik’ gelebilir. Ama o devirde, yani birtakım insanların (Galile, Kepler, Newton, Dekart ve daha nicesi) etraflarındaki dünyayı sınırlı imkânlarla gözlemleme, anlama, açıklama ve ‘teorize etme’ yolunda büyük bir heves, merak ve çalışkanlıkla didindikleri bir zamanda böyle bir hipotez ortaya atan kahramanımıza karşı vicdanlı olmak gerekir.

Ezcümle: Galile yanlış yerden yola çıkarak doğru yere ulaşmıştı. Ama belki o bile, henüz savunduğu fikirlerden, bilhassa dünyanın hareket ettiğinden mutlak sûrette emin olacak donelere sahip olmamakla, yıllarca sürdürdüğü inadından yetmiş yaşında, gözlerinin görmemeye başladığı bir dönemde vazgeçti. Bundan sonra dokuz yıl daha yaşadı ki bu, dönemin ortalamasının epey üstünde bir ömürdü. Newton’un Principia’sını, Einstein’ın İzafiyet Teorisi’ni, Neil Armstrong’un Ay’da yürüyüşünü göremedi. Ama onun da hikâyesini bilen bizler gördük; bugünden geriye bakmak bir yandan o devrin yaşayanlarının hayat gailesi içinde kuramadıkları nedensel bağlantıları kurmamıza imkân sağlar, ama bir yandan da bize, o insanların gelecekten bîhaber oldukları bilgisini unutturabilir. O nedenle belli aralıklarla kurmalı saat gibi, kendimize bunu hatırlatmakta fayda var.

Toplam 1441 defa okunmuştur.

Pamir Şen diğer yazıları:

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.