Şarlken’in Cezayir harekatı
1540’lar hiç şüphesiz Akdeniz tarihinin sıcak yıllarıdır. Önemli bir tarihî vaka da, Kutsal Roma İmparatoru ve İspanya Kralı Şarlken’in Cezayir kıyılarına yaptığı cesurca çıkartmadır. Burada Şarlken, elinde bulundurduğu Tunus’a Cezayir’i de ekleyerek Cebelitarık’ın her iki tarafında da hâkimiyet kurmak istemiştir.
Evvela bu sefere çıkmadan önce imparator, İtalya’nın Lucca şehrine giderek Papa III. Paul ile görüştü. Fransa ile Habsburg İmparatorluğu arasındaki müzmin gerilimin sonlanmasını isteyen Papa, açıkçası endişeliydi. Aynı zamanlarda Budin, Osmanlıların eline geçmişti. Türklerin sancağının Avrupa’da ilerlemesi endişe vericiydi ama Şarlken de, kendince “En Hıristiyan Kral”la barışmamakta haklıydı. Neticede François, inatla padişahla ittifak kurmak suretiyle dindaşlarını sırtlarından vurmaya devam ediyordu.
Şarlken bu görüşmeden sonra Andre Doria’nın başında olduğu donanmaya katılarak Cezayir’e yöneldi. Donanmada soylu kadınların da bulunduğu seyir gemileri vardı ki bu, imparatorun zaferi çantada keklik gördüğünün işaretiydi. 23 Ekim’de başarılı bir çıkartma yapılsa da, o gece kopan bir fırtınada karaya çıkan askerler perişan oldular. Cezayir’in efendisi ve Osmanlı donanmasının başı olan Barbaros Hayrettin Paşa o sırada uzaklardaydı ve şehrin müdafaasından Hasan Ağa sorumluydu. Hasan Ağa, önce teslim olma teklifini reddederek, sonra da fırtınanın harap ettiği İspanyol askerlerini gafil avlayarak başarılı bir mukavemet göstermiş oldu.
Canını zor kurtaran Şarlken, yine de onurlu bir komutan olarak ordusunu sağ salim donanmayla buluşturdu ve son asker dahi gemisine binene kadar bekledikten sonra yelken açtırdı. Ancak şans belli ki o sene İspanyollardan yana değildi. Bir fırtına donanmayı Afrika kıyılarına geri vurdu. Son bir gayretle yola çıkıldı çıkılmasına ama düzen bozulmuştu. Başıboş halde Akdeniz’e dağılan sefinelerin her biri kendini bir başka İspanyol veya İtalyan limanına attı. Büyük umutlarla başlayan sefer, hüsranla neticelenmiş oldu.
İmparatorun bu seferi, Akdeniz’in iki sahilini birleştirmeyi amaçlayan bir köprü projesiydi aslında. Bir zamanlar Roma’nın bir araya getirdiği ve “Mare nostrum” yani “bizim denizimiz” adını verdiği Bahr-ı Sefid, bir daha asla tek bir siyasî gücün egemenliğine girmeyecekti. Ancak on altıncı asır, Roma İmparatorluğu’nu canlandırma emellerinin hem batıda Şarlken, hem de doğuda Kanuni Süleyman tarafından canlı tutulduğu yıllardı. Neticede her iki tarafın emelleri boşa çıkacak, Akdeniz’in kuzeyinde Hıristiyan, güneyinde Müslüman egemenliği bugün hâlâ süren bir statüko olarak kalacaktı.
Kaynaklar
Braudel, Fernand. Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, Birinci Cilt. Trc. Mehmet Ali Kılıçbay. lstanbul: Eren Yayıncılık ve Kitapçılık, 1989.
Danışmend, İsmail Hami. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi II. Cilt: M. 1513–1573, H. 919–981. İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1971.
Emecen, Feridun M. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300–1600). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015.
Setton, Kenneth M. The Papacy and the Levant (1204–1571). Vol. 3, The Sixteenth Century to the Reign of Julius III. Philadelphia: American Philosophical Society, 1984.









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.