Proje okul
Son haftalarda birtakım öğretmen tayinleri liseleri ayağa kaldırdı. Ortada ciddi bir memnuniyetsizlik olduğu aşikar ama meselenin içyüzüne dair yeterli bilgim olmadığından işin teorik tarafını değerlendireceğim.
Örgün eğitim esasen bir standart sağlamak içindir. Yani temelde tüm vatandaşları birbirinin dilini anlayabilen, kitap şart olmasa da tabela ve vitrin okuyabilen, basit hesaplar yapabilen ve elbette vatanı için ölmeye ve öldürmeye hazır vatandaşlar yaratmak amaçlanır. Bu da ‘cahilleri’ eğitmek kadar, okumuşların zihinlerinin fazla bulanmasının, ‘milli ve manevi değerlere’ aykırı düşüncelerin yeşermesinin önüne geçme amacı taşır. Başka bir deyişle eğitim, vasatlaştırma aygıtıdır.
Ancak hem eğitimciler, hem de devleti yönetenler şunun farkındadır -ya da değillerdir ki bu epey tehlikeli bir senaryodur- ki büyük icatlar, keşifler, dünyayı değiştiren deneyler ancak ve ancak bu vasadın dışında gerçekleşir. Herkes gibi düşünen kitleler bireyleri devletler sever, siyasetçiler ajandalarını onları baz alarak hazırlar. Ama bir adım ileri gitmenin yolu ancak sıradışı insanlara dar da olsa bir alan açmaktır. Zira sıradışı işleri sıradan insanlardan bekleyemeyiz.
İşte ‘elit okullar’ bu seçkinleri yetiştirirler. Bu elit okulların kamuya ait, bedava olması, seçkin ve büyük işler başarması umulan elitin zengin bir aileden geliyor olması zaruretini de ortadan kaldırır, yani fırsat eşitliği yaratır. Üstelik, Bahadırhan Dinçaslan’ın da üzerinde durduğu üzere, iyi öğretmenle iyi öğrenciyi birleştirir. Böylelikle daha üst seviye, zorlayıcı, her öğrencinin kaldıramayacağı bir zorluk seviyesinde tedrisat mümkün olur. Herkesin girmek için can attığı okullar, aslında herkes için değildir.
Ancak elit okul, kurmakla oluşan bir şey değildir. Birkaç nesilde biriken, damıtılan geleneklerle, zamanla teşekkül eder. Bir kültürü vardır ve bu kültür derslerden, öğretilen yabancı dillerden ibaret değildir. Üniforma, hangi bahçenin hangi sınıflar tarafından kullanılabileceği, hocalara hitap şekli, festivaller, balolar, kütüphaneler, kendine has argo tabirler, tüm bunlar okulu diğer okullardan ayıran, kimliğini inşa eden geleneklerdir. Dışarıdan çok saçma görünebilecek bazı adetler bile, o okulun kendi bağlamında manidar olur.
Ancak iş kurumlar, müfredat ve gelenekle de bitmez. Bir okulu okul yapan ‘halkıdır’. Yani öğrencileri ve öğretmenleridir. Bunlar nesillere yayılan bir bağ kurarlar. Öğretmen hancıdır, öğrenciler yolcu. Burada ilişkinin her zaman pozitif olması da gerekmez. Nefret edilen bir hoca bile okulun ayrılmaz bir parçası olabilir. Zira ondan nefret etmek, nesilden nesle intikal eden bir diğer gelenek, kimlik göstergesidir. Öyleyse rastgele öğretmen tayini yapmak demek, bir okulun işleyişini sabote etmek, onun iç işlerine müdahale etmek demektir.
Elbette bunun önemini anlamak, birçok insan için kolay değildir. Zira günümüzde eğitim, onu bilmeyenler, felsefesine hakim olmayanlar tarafından yönlendirilmektedir. Bir tarafta sandık yoluyla kendi düşünsel sınırlarını çocuklarına aktarmaya çalışan, kendi kabullerine aykırı her şeye alerjik bir kalabalık halk kitlesi, öbür tarafta ise olimpik havuz görünce hipnotize olan, ‘özel’ çocuğunu özel bir okula layık gören, ‘hepsi 5’ karnelerle adeta tatmin olan küçük burjuva ‘müşteri’ veliler, iyi eğitimi ortada sıkıştırıyor. Yukarıda bahsini ettiğim, geleneklere dayanan ve kendi kültürü olan okullara rağbet olsa da bu, içi boş bir etiket merakının ötesine geçemiyor.
Böyle bir ortamda maarifin geleceğinden ümit duyacaksak, bu ancak elinden geleni yapan öğretmenlerin ve öğrencilerin marifeti olacak, o da bu sıkıştırmaya ne kadar dayanabilir? Göreceğiz.









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.