Ha noktası
İhsan Oktay Anar’ın Kitabu’l Hiyel eseri, bir hiyel (hileden veya işbitiricilikten mühendisliğe, teknik bilimine yani fenne kadar nice anlama gelebilen bir kelime) projesinin peşinden koşan adamların nesillere yayılan hikayesini anlatır. En sonunda zincirin son halkası olan karakter, büyük bir aydınlanma yaşar. Söze kısa bir ara vererek Onar’ın romanından direkt alıntı yapacak olursak:
Ne olursa olsun, hemen hemen bütün raviler, Üzeyr Bey'in bu nokta üzerinde yıllarca düşündüğünü ve bunun da semeresini fazlasıyla gördüğünü söylemişlerdir. Çünkü o, Emir Buhari, Şeyh Seyyid Efendizade Kumru Çelebi'nin naklettiğine göre bu sayede iki farklı tahayyül şeklini ayırt etmişti. Arapça'da noktasız ha ile yazılan tahayyül (ﺗحﻴّﻞ), becerikli olmak, maharet göstermek, hile yapmak, hiyel ilmiyle uğraşmak, hiylekar ve hiyelkar olmak gibi anlamlara geliyordu. Noktalı ha ile yazılan tahayyül (ﺗﺨﻴّﻞ) ise hayal etmek, imgelemek anlamına geliyordu.
Bir noktanın değiştirdiği anlam, bize teknik/fen/teknoloji ile muhayyile arasında esasında ne ince bir çizgi olduğunu düşündürür ki, bilim ve sanatın ondokuzuncu asra kadar el ele giden tarihi de bu çizginin inceliğini doğrular. Sonuçta Da Vinci hem ressam, hem de mühendis değil midir? Modern bilimin kurucuları Galile, Francis Bacon, tüm bu isimler okült sanatlara, ruhlara, evrenin gizemlerine ilgi duymadılar mı? Zihinleri eskilerin tabiriyle vehim ile kaplı değil miydi? Kutsal metinlerde ve mitolojik eserlerde geçen kehanetleri yeniden yorumlamaya ömürlerini vakfetmemişler miydi?
Bilim ile sanat tarihin bir noktasında (yine nokta, hep nokta) ayrı düşseler de, aslında öylesine anlaşmasız bir boşanmaya imza attıkları söylenemez. Özellikle teknoloji ile sanat, bazılarının iddialarının aksine hep el ele gitmiştir. Bugün tüm sanat eserleri, modern bilimin imkanlarını sonuna kadar zorlayan restorasyon projelerine tabi tutulurlar. Fotoğraf ve sinema teknolojik birer icat olarak tarih sahnesine çıkar çıkmaz sanat kostümünü giymişlerdir. Bunların hepsi esasen, Onar’ın sınıflandırmasında hile sınıfına girer.
İlüzyon gösterileri başlı başına hiledir. İnsanları kendi rızalarıyla kandırırlar. İnançsızlıklarını paltolarıyla beraber vestiyere teslim eden seyirciler, ancak iyi bir şekilde kandırıldıklarında paralarının hakkının verildiğini hissederler. Bir sinema filminin veya tiyatro piyesinin gerçeği anlatmadığını bile bile, ona kanmak, kendimizi kaptırmak isteriz. Sahnedeki veya kamera ardındaki hilebazlarla işbirliği yaparız.
Ben de büyük üstat Onar’a referansla, seyirci veya okur sıfatıyla yaptığımız bu işbirliğine "noktayı koymak" demeye karar verdim. Sahnede gördüğümüz sanatçının yaptığı noktasız tahayyül eylemi, ancak bizim ona inanmayı tercih etmemizle, inançsızlığımızı askıya aldığımızda noktalı tahayyüle dönüşür.









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.