Pamir Şen
Pamir Şen - Yazar

Deprem terörü

1999 depremini ve onu takip eden Düzce depremini hayal meyal hatırlıyorum. Beynimi bir fotoğraf albümü olarak düşünürsem, hala bir şeylerin okunabilir olduğu en eski ve puslu dosyada duruyor. Ama yine de duruyor. O günlerde yaşanan dehşeti, aradan geçen yıllarda insanlardan dinledim, belgesellerde ve üniversite derslerinde işlendiğini gördüm. Anılarım belki de sırf bu yüzden görece taze kalmayı başardı.

Üzerinden, dile bile zor, yirmi altı sene geçti ve ortada, o eski faciayı mumla aratması muhtemel bir deprem dehşeti var. Buna deprem terörü de diyebiliriz. Zira yerin altındaki faylar, ne zaman olduğunu tespit edemediğimiz bir zamanda şehrimizin, dahası ülke ekonomisinin altını üstüne getirmeye hazırlanıyor. Bunca senedir az tatbikat yapılmadı. Her depremde İstanbul’u bekleyen felaket tekrar hatırlatıldı. Mamafih binalar hala köhne, depreme hazır bir şehir planlama olmaması bir yana, bazı binalar sanki sağlam olanları deprem yıkamasa bile onlar birbirlerini yıksınlar diye tasarlanmış.

Bütün bu sorumsuzluğun ana nedeni aşikar. Toplum olarak insan hayatına değer vermeyi öğrenebilmiş değiliz. Bunu kültürel nedenlere bağlamak kolaycılığına elbette gitmeyeceğim. Avrupa’nın ondokuzuncu asırda çok da insancıl bir ortam olduğunu kimse söyleyemez. İnsanlar on iki saat fabrikalarda insanlık dışı şartlarda çalışıyor, güvencesiz yaşayıp ölüyorlardı. Londra’nın havası o kadar pisti ki, arabalar kaza yapıyordu. Ama bunları aştılar, insana değer vermeyi seve seve öğrendiler.

Biz ise belki geç kapitalistleşmenin sonucunda sanki bir aşamadan geçiyoruz. 1923’ten beri Türkiye, hem devlet hem de özel sektör seferberliğiyle, doğal kaynaklarını (ki buna insan gücü de dahil) zenginliğe verimli bir şekilde dönüştürmek için çabalıyor. Bu da hem tabiatın hem de insanların sömürülmesi demek. Böyle bir sömürüye ikna edilmesi kolay olmayan geniş halk kitleleri, devamlı olarak iç ve dış düşmanlar tarafından kuşatılmış hissettirilmek zorunda ve sonucunda olan, büyük bir başarı hikayesi. Halkın bir bölümü bizzat kendisinin hakkını müdafaa eden insanlardan nefret ediyor. İnsanca yaşama hakkının önüne devletinin âli menfaatlerini koyuyor. Maden faciaları, depremde yıkılan binalar, ekonomik kriz, hepsi de katlanmamız gereken sorunlar, çünkü işin içinde başka, bizim bilmediğimiz güçlerle verilen bir mücadele var, hakkımızı istemek de düşmanla işbirliği yapmak demek.

Beklenen deprem buydu diyenler mi haklı, bu büyük depremin ancak fragmanı diyenler mi bilmiyorum. Ama görünen o ki insan hayatını ve hürriyetini önceleyen bir zihniyetin galebe çalması için gereken şey sadece ders almamız gereken faciaların başımıza gelmesi değil. Çünkü belli ki musibetler bize vız gelip tırıs gidiyor, aynı tas aynı hamam devam ediyoruz.

Toplam 1381 defa okunmuştur.

Pamir Şen diğer yazıları:

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.