Pamir Şen
Pamir Şen - Yazar

Çetostrofobi ve Çetomanyak

Ferhan Şensoy’un 2002 senesinde oynanmış bulunan Sahibinden Satılık Birinci El Ortaoyunu piyesi, adından anlaşılması zor bir şekilde, internetin ve kolay kullanılabilen, mühendisler hariç alelade insanların, bir başka deyişle ‘sözelcilerin’ de kapasitesine uygun bilgisayarların hayatımıza dahil oluşunu, parodik ve satirik şekilde anlatarak o zamanlar yeni yeni oluşmaya başlayan ‘ekran bağımlılığının’ ve buna bağlı değişen hayatımızın resmini çiziyor ve o resimle kafa buluyor.

Oyunda “Çetostrofobiklere” ve “Çetomanyaklara” ayrılmış bir skeç var. İnsanlar internetin tesirlerinden kaynaklanan muhtelif patolojilere kapılıyorlar, kısaca hastalar, vakalar var. Her ne kadar o günlerde bu teknolojiler bugüne kıyasla iptidai, onları kullanmamıza imkân veren aletler de öyle bugünkü gibi küçül küçül cebime girmekten uzak, taşıması kas gerektiren şeyler olsa da, insanların o haliyle bile onların etkisiyle kafayı sıyırabileceklerini görüyoruz.

Ferhan Şensoy Koronavirüs’ün interneti hayatımızda aniden önceden olduğundan da aktif hale getirdiği bir dönemde vefat etti. Ama bundan birkaç sene sonra, seneler öncesinden gelen bir oyunuyla bize yine internetin nimetleri sayesinde (YouTube) zamanın ötesinden ayna tutmayı başarıyor.

Beri yandan o dönemde epey bahsi geçen, internet denince akla gelen ‘çetleşme’ ve ondan doğan çetomanyaklığı işlese de, esasında çetleşmenin modası biraz geçti, veya öylesine normalleşti, hayata entegre oldu ki, onun varlığının bile farkında olmayabiliriz. Bağışıklık geliştirdik, çetli hayata alıştık, çetsiz hayat düşünülemez oldu. Ama hayatımıza yeni dahil olan, belki birkaç seneden evvele kadar uzanmayan bir mazisi olan ‘kaydırma’nın yarattığı hararetten hâlen mustaribiz, onu henüz içselleştirebilmiş, bu yolla yok saymayı öğrenebilmiş değiliz.

Bir kaydırma çağının içindeyiz ve bu, çocukken kaydığımız kaydıraklara hiç benzemiyor. Etrafımızdaki dünya, dikeyleştirilmiş bir formatta, önümüzden kayıp gidiyor, biz de doymaz doymaz kaydırıyoruz. Otuz saniyelik içeriklerden ‘çok şey öğreniyor’, edindiğimiz malumat kırıntılarıyla saatlerce tıkınarak doyuyoruz. Reelomanyak, veya daha Türkçe bir ifadeyle kaydırmanyak olduk. Cebimizden telefonu çıkarıp en iyi ihtimal dakikalarca kaydırıyoruz, sonra birden “neden bu kadar kaydırdım?” diye soruyor, kendimizi suçlu hissediyoruz. Bu suçluluk hissinden kurtulmanın tek yolu daha fazla kaydırmak olduğu için de sonsuza uzanan kaydırma eylemine bir türlü son veremiyoruz. Bütün yollar aynı yere çıkıyor, elimiz ha bire ister istemez cebimize gidiyor. Af buyurun, adeta 'tombalacıya' döndük.

Ezcümle, 2000’lerin başında başlayan, çetleşe çetleşe geçen yılları müjdeleyen internet devrimi, yön değiştirerek kendimizi hangi kısadan sonra hangisinin çıkacağını bilemediğimiz bir belirsizliğin bağımlısı bulduğumuz bir noktaya evrildi. Öyle ki hayatın kendisinden bile belirsiz olmayı başaran bu sanal âlem, 'kitlelerin afyonu’ olup bizi sükûnete kavuştursa neyse, ama o bizi daha da gergin, daha da stresli hâle getiriyor, adeta deniz suyu içerek kanmaya çalışıyoruz. Ferhan Şensoy’un ruhu şâd olsun, hayatta olsaydı o, bu durumu muhakkak benden daha güzel, afilli kelimelerle ifade ederdi.

 

Toplam 2060 defa okunmuştur.

Pamir Şen diğer yazıları:

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.