Pamir Şen
Pamir Şen - Yazar

Bir demo

Bu hafta bu köşede yeni bir format denemek istedim. Üç ayrı meseleyi ele alacak, bunların her birine ikişer paragraf ayıracağım. Bunu her hafta böyle mi yaparım? Sanmıyorum. Ama bakalım, bir ‘demo’ olsun.

Canikligil’in tahliyesi

İlker Canikligil tahliye olmuş, Allah tekrar düşürmesin. Umarım FluTV başındaki diğer badireleri atlatıp yoluna devam eder. Siyasi içeriklerden vazgeçmeleri de büyük bir sorun değil, ben şahsen Canikligil’i 'Olmaz Öyle Saçma Şey'lerinden ötürü takibe başladım, hatta kanal politize olunca biraz soğudum. Herkes siyasetle uğraşmak zorunda değil, zaten herkes de yapamıyor.

Canikligil en iyi yaptığı şey olan 'sanat sepet'le, sinemanın teknik yanıyla (ki ülkemizde önemli bir eksik) devam etse, temel sanat eğitimi mesela çok iyi bir seri, onu ve benzerlerini sürdürse zaten uzun vadede bu ülkeye hayrı siyasi programlarından daha fazla. Ezcümle, geçmiş olsun.

Beyoğlu Rapsodisi

Ahmet Ümit’in bu romanı 2003 yılında çıkmış olmasına rağmen, bu hafta okuma şansı buldum. Tabii bunda roman çıktığı zaman yedi yaşında olmakla, cinâî edebiyat okumamın pek uygun düşmeyecek olmasının önemli bir rolü yok. Zira 2013’ten sonraki on iki senede herhangi bir zamanda bu kitabı okuyabilirdim. Neyse, uzatmayayım, Ahmet Ümit belki bugüne kadar okuduğum en iyi eseriyle karşımdadaydı.

Kara roman veya noir fiction denilen türün iyi bir örneğini görüyoruz. Kahramanlarımızdan biri, ölümsuzluk tutkusuna kapılıyor ve bunu Woody Allen veya Gılgamış’ın aksine, adını tarihe yazdırarak yapmaya karar veriyor. Diğer arkadaşları da onun bu macerasına ortak oluyor. Tabiri caizse bela arıyorlar ve noir kurgunun (belki hayatın ta kendisinin) en önemli kuralı bir kez daha işliyor: Belasını arayan, belasını bulur.

Unutma Becerisi

Geçen gün bir film izledim. Film, 2017 yapımı, İngilizce adı The Wandering Soap Opera, İtalyanca adı ise La Telenovela Errante olan İspanyolca bir Şili filmi. Filmi sosyal film platformu LetterboxD’de puanlamak için girdiğimde, aslında 2020 senesinde, muhtemelen pandemi zamanı izlemiş olduğumu fark etmekle şoka uğradım. Zira adını filmi görünce hatırlamayı bırak, izlediğim seksen dakika boyunca da hatırlamamıştım. İki ihtimal var: ya filmi ilk sefer hiç dikkat etmeden izlemişim ya da bunuyorum. Umarım ilkidir.

Yedi günde geçen ve hayat “telenovela”, yani pembe dizi olsa nasıl olurdu sorusunu cevaplandırmaya çalışan, komedi ağırlıklı, hafiften dramatik, lineer bir anlatısı olmayan, deneysel denebilecek bir hikaye izliyoruz. Mükemmel diyemesem de, alışılageldik Amerikan veya Türk filmlerinden bıktıysanız tavsiye edebileceğim, zaten çok uzun olmayan bir film. Eğer bana uyup izler, sonra da beğenmezseniz de endişe etmeyin; belli ki Görevimiz Tehlike filmlerindeki mesajların kendini yok etmesine benzer şekilde, bu film de kendisini hafızadan siliyor.

 

Toplam 1764 defa okunmuştur.

Pamir Şen diğer yazıları:

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.