Pamir Şen
Pamir Şen - Yazar

Büyülü Fener

Henüz Lumiere biraderler sinemayı Frenk diyarından başlayarak dünyaya, hatta Beyoğlu’ndaki Sponeck birahanesinde sergilemezden evvel, projeksiyon cihazının ceddi sayılabilecek büyülü fenerler vardı ve bunlar, görüntüyü mercek, mum ve çizili resmin iç içe geçtiği bir mekanizma halinde perdeye yansıtırdı. Bu tür ‘slayt gösterileri’ hem ekabir takımı için hem de halktan insanlar için büyük bir eğlence türü olmanın yanı sıra, eğitim amacıyla da kullanılır, bilimin son bulguları, dini hikâyeler, popüler halk masalları bu pek sihirli fener, orijinal adıyla "lanterne magique" vasıtasıyla sahnelenirdi.

Padova’daki Pre-Sinema müzesinde bu cihazin farklı dönemlerden farklı modelleri görülebiliyor. Böylelikle bu mini mini müzeyi ziyaret edip, orada bir buçuk saat, aşağı yukarı bir film süresi kadar vakit geçiren insan, henüz sinema ortalarda yokken onun muadili olan bu sanatın nasıl icra edildiğine dair fikir sahibi olmakla iktifa etmeyip, kafasından ‘ben bir büyülü fener gösterisi yapacak olsam nasıl yapardım, ne anlatırdım?’ sorusunu da geçirebiliyor.

Yazıya ‘Frenk diyarından’ başladık. Öyleyse şunu düşünebiliriz mesela. Bir vakitler Fransa’nın adı Fransa değildi, zira henüz Franklar bu ülkeyi fethetmemişti. Bu diyara Galya denirdi: Sezar’ın istila ettiği, Roma'ya Rubikon nehrini geçerek dönüp Pompey’i tepeledikten sonra onun peşinden Mısır’a giderken ihmal ettiği Galya. İşte o Galya’nın ‘cesur yiğidi’ Asteriks’in maceraları, evvela çizgi roman olarak ortaya çıkmış, tarihle popüler kültürü mizahta buluşturan, benzeri bulunmaz bir hikâyeler dizisidir. Bir büyülü fener uyarlaması, bizim meddah, İtalyanların cantastorie dedikleri hikâye anlatıcılarından birinin narasyonuyla pekâlâ güzel bir tuluat gösterisine dönüşebilir. Neden olmasın?

Daha yerli ve millî bir büyülü fener uyarlaması peşinde koşabilir, kadim Karagöz ve Ortaoyunu eserlerimizi, usta çizerler yoluyla büyülü fenere aktarabilir, buradan yansıtarak seyircileri eğlendirebiliriz. Müzede de gördüğüm Külkedisi, Kırmızı Başlıklı Kız gibi masallara ne demeli? Onlar da pekâlâ fenerden perdeye yansıtılabilir, Disney’in yaptığının daha iptidai ve her eve lâzım varyasyonları, anlatıcının muhayyilesi ile birleşerek çok daha özgün, doğaçlama hâllerle, görsellikten ödün verilmeden anlatılabilir. Hem çocuklar için de eğlenceli olur.

Bugün iş güç derken pek çoğumuz roman okuyacak zamanı pek bulamıyoruz. Oysa her ailede öyle ya da böyle roman okuyacak kadar vakit sahibi bir işsiz vardır. O şanslı işsiz pekâlâ okuduğu romanı resimleyecek kadar resim öğrenebildiyse veya yapay zekâyla arası iyiyse, orta kalibre bir projeksiyon cihazının yardımıyla pekâlâ okuduğu romanları aile fertlerine ve dostlarına sergilenecek amatör bir gösteri hâline getirebilir. Hem böylece ailenin eli ekmek tutan meslek sahibi fertleri de çok okumuş, entel dantel insan postürüne bürünerek çevrelerine caka satmak suretiyle dopamin salgılayabilirler.

Hülasa, muhtemelen Çin’de keşfedilmiş olan büyülü fener teknolojisinin Athanasius Kircher tarafından Avrupa cemiyetine takdiminden bu yana dört asra mütecaviz zaman geçti ve çok sevdiğimiz Lumiere biraderlerin bizleri kavuşturduğu sinema, sonra televizyon ve nihayet başımızın tâcı internet sağolsun bugünlerde unutmuş bulunsak da, büyülü fener hâlen geçer akçe olması muhtemel bir eğlence makinesidir. Her eve en az bir tane lâzımdır. Hem çocuklar hem de yetişkinler için renksiz mi renksiz modern hayatı renklendirecek bir boyama seti muamelesini de reva görebiliriz kendisine.

Toplam 1455 defa okunmuştur.

Pamir Şen diğer yazıları:

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.