Balon şiştiği gibi sönüyor
1945 senesinde altı senedir sürmekte olan İkinci Dünya Savaşı nihayete erdi ve gökten düşen bombaların viraneye çevirdiği, ayrıca büyük bir genç nüfus kaybına uğrayan Avrupa yeniden yapılanma sürecine girdi. 50ler ve 60lar bilhassa Kuzey Avrupa ve Amerika’da yaşam standartlarının iyileştiği, liberal demokrasiyle refah devletinin el ele gittiği bir ‘altın çağ’ olarak halen anılagelir.
İtalya, batı Avrupa’nın o kadar da batı olmayan yerlerinden biri olarak, bu refahtan payını aldı. Marshall yardımları, 50lerde yapılan toprak reformu, ‘grande fuga’ diye bilinen, ülkeden göçün önünün alınması, işçilere ve köylülere insan gibi yaşayacakları standartları vaat edebilen bir sistemin varlığıyla yaşlı yarımada genç, dinamik ve ümitvar günlere yelken açmaya başladı.
Bu ilerlemenin zirvesi, 58-63 yılları arasında yaşandı ve bu dönemde yaşanan ekstrem refah artışı, dönemin jargonunda, İngilizcenin ve Amerikan kültürünün önlenemez yükselişine belki de bir gönderme olarak ‘economic boom’ olarak adlandırıldı. Bugün de bu isim halen kullanılmakta, ‘ne günlerdi ama?’ diye yad edilen bir nostalji sahnesi olarak hafızalarda yer etmektedir.
İtalya’nın dünya harbinden 60lara dek yaşadığı değişimi anlamak için, iki filmi karşılaştırmak yerinde olur:
1948 yapımı Bisiklet Hırsızı, geçici işlerde çalışan, bisikletini çaldıran ve el kadar oğluyla tüm şehirde ‘adi hırsızı’ arayan bir adamın hikayesini anlatır. Roma’nın varoşlarında, sabahtan akşama çalışıp anca ekmek parasını, onu da zar zor denkleştiren garibanların hepsinin hikayesi, bir baba oğulun çaresiz oradan oraya dolanması hikayesine sığdırılır.
1960 yapımı Tatlı Hayat ise, elegant, çapkın ve sefakar gazeteci Marcello’nun, o parti senin bu parti benim dolanmasını, zenginlerin ortamına girip çıkmasını, ünlü İsveçli film yıldızı Anita Ekberg ile Trevi (Aşk) çeşmesinde gece vakti yüzmesini izlediğimiz, ‘economic boom’un reprenkli dünyasını siyah beyaz anlatan bir filmdir. İki hikaye aynı ülkenin aynı şehrinde geçer. Bir yanda sefalet, çaresizlik ve silik bir umut, öbür yanda şampanya, sefahat ve ahlaki dekadans göze çarpar. Ama o ahlaki dekadansı dahi maddi zenginliğe borçlu, çok da şikayet etme hakkı olmayan insanların dünyasına misafir oluruz. Bunca acıdan, savaştan, karartma gecelerinden sonra bir toplumun bu kadarına da hakkı yok mu diye sormak da hakkımızdır.
Ekonomiler şişer ve söner. Ama evvelinde ne kadar şişerse, sönüşleri de bir o kadar sancılı olur. Sadece İtalya değil, Avrupa’nın geneli hatta bir ölçüde Türkiye bile refahın lezzetini bir kere tattı. Bugün ise balon sönüyor. Haber bültenlerimizin maaş ve çalışma şartı beklentisiyle yüzsüzce dalga geçtikleri Türk gençlerine lise ve üniversite sınavlarını geçtikten sonra ‘güzel bir hayat’ edinecekleri vaat edildi. Şimdi o vaadi gerçekleştir(e)meyenlerin gençleri ‘beş yıldızlı iş’ aramakla itham etmeleri karşısında delirmemek için yine Bisiklet Hırsızı ve Tatlı Hayat gibi filmlere sığınmaktan başka yapacak pek bir şey yok.









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.