Atatürk küfür eder miydi?
Geçtiğimiz hafta gündeme düşen bir mevzu, beni ahlak, tarih ve yapay zeka üzerine düşünmeye sevk etti. Bir elyazması Trablusgarp tarihinde o Mustafa Kemal’in ağzından okkalı bir küfür okuyan bir tarihçi, o kısmın altını çizip Latin harflerine transkribe etmiş ve paylaşmış. Altına ‘Atamızla gurur duyuyoruz, ağzına sağlık’ mealindeki yorumlar kadar, Atatürk küfür etmezdi, o küfür o zamanlar yoktu, diyenler de vardı. Daha da önemlisi, uyduruk dönem ödevi yazmakta çok başarılı olan yapay zeka uygulamalarını kullanarak ‘orada öyle yazmadığını’ güya ispat eden aklı evvellerle karşılaştık. Eski yazı okuyabilenler haklı çıkarken, robota güvenenler sınıfta kaldı.
Peki yapay zeka neden Atatürk’ü anlayamaz? Çünkü en başta, insanın karanlık yönlerini anlamaktan en azından şimdilik acizdir ve öyle kalması da iyidir. Zira Jung’un tabiriyle ‘gölgemizi’ de taklit etmeye başlarsa ayvayı yeriz. 2001: Uzay Yolu Macerası’nı (1968) izlemiş olanlar hatırlayacaklardır ki, oradaki HAL 9000 nam robot, hayatta kalma güdüsü kazanmış, bir hatası yüzünden kendisini kapatacaklarından ‘korkacak’ bilince erişmiş, bunun sonucunda bütün mürettebatı öldürmeye teşebbüs etmişti. Benzer bir savaşın yaşanmasını birçoğumuz istemeyiz —isteyen sosyopatlar da vardır elbet. Dolayısıyla bu yeni teknolojiyi kullanırken, onun ‘etik’ olanla sınırlı olduğunu hatırlamalıyız.
Oysa insan zihni etik olanla sınırlı değildir. Etik veya ahlak, beraber yaşamak için icat ettiğimiz davranış kodlarıdır. Ancak zihnimizin içinde onlardan hür olduğumuz gibi, bu bir anlamda avantajdır. Aksi halde cinayet romanları olmazdı. Kötüyü de düşünebilmemiz, bizi başka insanlardan gelebilecek tehlikelere karşı da ikaz eder. Ruhumuzun karanlık odalarını aydınlatan psikolojik hikayeler eğlenceliyse, bunun nedeni odaların karanlık olmasıdır. Tamamen aydınlık bir benlik, saf iyilikten ibaret bir zihin, fazla sıkıcı olurdu.
Tarihe bakarken de onun öznelerinin insan olduklarını hatırlamamız gerekir. Trablusgarp’ta Mustafa Kemal, tek gözünü kaybetme riskiyle karşı karşıyayken, ana vatanı olan Rumeli kaynarken Libya’yı savunmak için göreve gitmiş bir subay olarak karşımızda. Yani birazcık ‘sinirli’ olması, ileride Halaskârı olacağı vatanın büyük bir hızla parçalandığı bir dönemde ağzını bozması, hele hele bunu arkadaş arasında yapması son derece normal olduğu gibi, basılmamış, elyazması bir eserde bunun ‘bilâsansür’ yazılabilmesi de bir o kadar normaldir.
İşte yapay zeka bunu anlayamaz. Zira o, en zor durumlarda bile rasyonel olmak, terbiyesini bozmamak, etik dışı davranmamak üzere programlanmıştır. Mesele sayılar olunca, bizim beynimizi yakacak problemleri saniyeler içinde çözebilir. Ama henüz el yazması eski metinleri transkribe edecek yetkinliği yoktur, yine o küfrü okuyabilse bile bizimle paylaşmaması olasıdır.
Yapay zeka iyi bir yardımcı olabilir. Ama ondan beynimiz olmasını beklemek, hele hele tarih gibi insanın başrolünde olduğu bir hikayeyle iştigal ederken, son derece sakıncalıdır. Rastgele yazdığımız notları düzenli hale getirmekte ona başvurabiliriz. Ama buradan kaydadeğer, ‘otantik’ bir yorum beklemek abes olacaktır ve bizi tabiricaizse ‘robotlaştıracaktır’. Tarih zaten ‘milli ve manevi değerlerin’, ‘Türk aile yapısının’, ‘kültürel hassasiyetlerin’ sansüründen yeterince muzdariptir. Bir de yapay zeka sansürüne ihtiyacımız yok.










YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.