Nilay Karaca
Nilay Karaca - Gündelik Hayat

Sınıfta okey, elde sigara: O görüntüler bize ne anlatıyor?

Bir sınıf düşünün. Sıraların üzerinde kitaplar yerine okey taşları, havada tebeşir kokusu yerine sigara dumanı. Afyonkarahisar'daki bir meslek lisesinde çekildiği belirtilen görüntülerde bazı kız öğrencilerin okul içinde ve sınıflarda okey oynadığı, sigara içtiği görülüyor. Mayıs 2026'da kaydedildiği ifade edilen bu anlar, öğrencilerin kendi TikTok hesaplarında hiçbir çekince göstermeden paylaşmalarıyla sosyal medyada yayıldı ve kısa sürede büyük tepki topladı.

Şimdi durup bir nefes alalım. Çünkü bu tür haberler karşımıza geldiğinde hepimizin içinden iki farklı ses konuşuyor. Bir yanımız "Bu nasıl olur, okul nasıl bu hale gelir?" diye öfkeleniyor. Diğer yanımız ise "Bir dakika, bu çocuklar neden bunu yapıyor ve neden saklamak yerine paylaşıyor?" diye soruyor. Ben ikinci sesin peşinden gitmek istiyorum bugün.

Önce şunu netleştirelim: Eldeki bilgiler sınırlı. Görüntülerin gerçekten o okulda, o tarihte çekilip çekilmediği "belirtiliyor", kesinleşmiş bir tespit değil. İl milli eğitim müdürlüğünün inceleme başlatması bekleniyor; öğrenciler ve okul yönetimi hakkında idari işlem yapılıp yapılmayacağı ise henüz gündemde olan bir soru. Yani ortada tamamlanmış bir soruşturma, kesinleşmiş bir suç ya da ceza yok. Bir iddia var, bir de bu iddianın yarattığı toplumsal sarsıntı.

Peki bizi asıl sarsan ne? Sigara mı? Okey mi? Yoksa o çekincesizlik hali mi?

Bence üçüncüsü. Çünkü sigara içen bir lise öğrencisi ne ilk ne son. Okey oynamak da dünyanın en masum eylemlerinden biri; ailelerin evinde, kahvelerde, yazlık bahçelerde oynanan bir oyun. Asıl mesele, bunların okulun içinde, sınıfın ortasında, üstelik kaydedilip gururla paylaşılacak kadar "normal" görülmesi. İşte orada bir şey ters.

Bir insan neden yaptığı şeyi saklamak yerine sergiler? Psikolojide bunun basit bir cevabı var: Bir davranış artık yasak ya da aykırı olarak algılanmıyorsa, sergilenmesinde bir sakınca görülmez. Yani o görüntüleri paylaşan gençler, muhtemelen "yakalanma korkusu" yaşamıyordu. Belki de yakalanmayacaklarına o kadar emindiler ki, kamera karşısına geçip kaydettiler. Bu, tek bir öğrencinin pervasızlığından çok daha büyük bir meseleye işaret ediyor: Denetim hissinin, sınır bilincinin, "burada olmaz" duygusunun zayıflamasına.

Şimdi parmağımızı hemen o gençlere doğrultmak kolay. Ama benim aklıma başka sorular da düşüyor. O sınıfta o an bir öğretmen var mıydı? Ders saati miydi, teneffüs mü? Okey masası sınıfa nasıl girdi? Sigara kokusu koridora nasıl yayılmadı? Bu sorular, tek bir olayı yargılamak için değil; olayın nasıl mümkün hale geldiğini anlamak için önemli. Çünkü bir davranış bir kez değil, defalarca tekrarlanabiliyorsa, orada bir sistem boşluğu vardır.

Meslek liseleri meselesine gelince... Bu okullar yıllardır toplumun gözünde ayrı bir yerde duruyor. Kimi zaman "ara eleman yetiştiren değerli kurumlar" olarak, kimi zaman da "istenmeyen öğrencilerin gittiği yerler" gibi haksız bir etiketle anılıyorlar. Oysa gerçek bambaşka. Meslek liselerinde el becerisiyle, emekle, üretimle büyüyen binlerce genç var. Ama bir okulun itibarı, ne yazık ki en çok gürültü çıkaran görüntülerle belirleniyor. Bu, o okullarda her gün alın teri döken öğretmenlere ve öğrencilere yapılmış büyük bir haksızlık.

Bir diğer mesele de o videoların yayılma hızı. Öğrencilerin TikTok'ta paylaştığı görüntüler, saatler içinde milyonlarca kişinin ekranına düştü. Peki biz o videoları izlerken ne hissettik? Öfke mi, merak mı, yoksa "iyi ki benim çocuğum orada değil" rahatlaması mı? Bu soruyu kendimize sormak zorundayız. Çünkü sosyal medyanın en acımasız yanı, bir gencin en savunmasız anını bile tüketim malzemesine çevirmesi. O çocuklar yarın yetişkin olacak. Bugün izlenen o görüntüler, onların yıllar sonra bile karşısına çıkacak.

Tabii ki hiçbir şeyi meşrulaştırmıyorum. Okulda sigara içmek yasaktır, sağlığa zararlıdır ve disiplin konusudur. Sınıfta oyun oynamak, dersin hakkını yemektir. Bunların hepsi doğru. Ama ceza tek başına bir şeyi çözmez. Bir gencin okula gelmek için bir sebep bulması, o sınıfta kendini güvende ve değerli hissetmesi, "burada bir gelecek var" diyebilmesi gerekir. Bunlar yoksa, yasaklar sadece davranışı saklamaya iter, ortadan kaldırmaz.

Peki ne yapmalı? Belki de ilk adım, o görüntüleri paylaşan gençleri "kötü çocuklar" ilan etmek yerine, onları o noktaya getiren yolculuğu anlamaya çalışmak. Aileler, öğretmenler, okul yönetimi, hepimiz... Bir gencin "yasak" kavramını içselleştirmesi, korkuyla değil, ilişkiyle olur. Kendisine değer verildiğini hisseden bir çocuk, o sınıfın havasını bozmaya değil, korumaya çalışır.

Afyonkarahisar'daki o görüntüler belki bir skandal başlığıyla gündeme geldi. Ama bana kalırsa asıl mesele, o görüntülerin arkasındaki boşluk. Bir sınıfın nasıl bu hale geldiğini sormak, sadece o okulun değil, hepimizin meselesi. Çünkü o sıralarda oturan çocuklar, yarının komşuları, meslektaşları, anne babaları olacak. Onları bugün anlamaya çalışmak, yarın hepimize daha yaşanabilir bir toplum bırakır.

İnceleme başlatılacak, belki idari işlemler yapılacak. Ama asıl inceleme, hepimizin kendi içinde yapması gereken bir inceleme: Biz bu gençlere neyi, nasıl anlatıyoruz? Sınırı çizmek yetmiyor; o sınırın neden var olduğunu hissettirmek gerekiyor. Belki de en zor ders bu.

Toplam 48 defa okunmuştur.

Nilay Karaca diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.