Cem Arıkan
Cem Arıkan - Spor

Aziz Yıldırım'ın Veda Takvimi ve Fenerbahçe'nin Gerçek Sınavı

Aziz Yıldırım'ın Ferudun Niğdelioğlu'na verdiği demeç, Fenerbahçe gündemine bomba gibi düştü. Başkan, sezon sonunda görevi bırakacağını kesin bir dille söylüyor. Ama bu açıklamayı okurken sadece "bırakıyorum" cümlesine takılıp kalmak, asıl meseleyi kaçırmak olur. Çünkü Yıldırım aynı cümle içinde üç ayrı iddiayı yan yana koyuyor: şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi'nde daha fazla puan ve ara transferde takviye. Bu üçlünün aynı anda gerçekleşmesi hâlinde zaten sezon sonu bambaşka bir tablo konuşulur. Yani başkan, vedasını bir başarı hikâyesinin üzerine kurmak istiyor.

Şampiyonlar Ligi tarafı ayrı bir başlık. Yıldırım, "Vaat ettiğim gibi Şampiyonlar Ligi'ne soktum takımı" diyor ve devamında bu takımın çok daha iyi puanlar alacağına inandığını ekliyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Şampiyonlar Ligi'nde puan, sadece sportif başarı değil, aynı zamanda ciddi bir gelir kalemi. Başkanın "hem para hem puan" vurgusu tesadüf değil. Kulübün mali yapısı düşünüldüğünde, Avrupa'dan gelecek her puanın bir ekonomik karşılığı var. Ancak sahada alınacak puanların, sadece inançla değil, kadro kalitesi ve taktik disiplinle geldiğini de unutmamak gerek.

“Sezon sonu kesin bırakacağım. Sezon sonu kesinlikle şampiyon olacağız. Vaat ettiğim gibi Şampiyonlar Ligi'ne soktum takımı. Şampiyonlar Ligi'nde bu takıma ben güveniyorum, inanıyorum. Çok daha iyi puanlar alacak ve Fenerbahçe'ye hem para hem puan kazandıracak.”

Gelelim ara transfer meselesine. Yıldırım, Ocak ayına kadar minimum puan kaybıyla gidilmesi hâlinde gerekli takviyelerin yapılabileceğini söylüyor. Bu cümle, aslında bir şart cümlesi. Yani transfer, performansa bağlanmış durumda. "Takım henüz hazır değil, hazır olacak" ifadesi de bu tabloyu tamamlıyor. Peki burada sorulması gereken soru şu: Bir takım sezona hazır değilse, bu eksiklik neden sezon başında giderilmedi? Hazır olmayan bir kadroyla girilen Şampiyonlar Ligi ve lig maratonunda puan kaybı yaşanırsa, bunun faturası kime çıkar? Başkanın "Ocak'a kadar minimum kayıp" temennisi, aslında yönetimin de bu riskin farkında olduğunu gösteriyor.

“Ocak ayına kadar minimum puan kaybıyla gidersek ara transfer döneminde gerekli takviyeleri de yaparız. Sezon sonunda şampiyon olacağımıza dair inancımız tam. Takım henüz hazır değil, hazır olacak. Bu takım tutacak.”

Beşiktaş yenilgisi ve Galatasaray derbisi tarafı ise işin en çok konuşulacak kısmı. Yıldırım, sahasında Beşiktaş'a yenilmiş olmayı kabul ediyor ama deplasmanda Beşiktaş'ı yenebileceklerini söylüyor. Ardından 26 Ekim'de Galatasaray'ı yeneceklerini bugünden ilan ediyor. Burada bir teknik direktör ya da futbolcu değil, bir başkan konuşuyor. Başkanın derbi öncesi bu kadar net bir galibiyet sözü vermesi, taraftarı heyecanlandırır ama aynı zamanda beklenti çıtasını tavana çıkarır. Çünkü 26 Ekim'de alınacak bir mağlubiyet, sadece üç puan kaybı değil, verilen sözün de karşılıksız kalması anlamına gelir.

“Bu takım tutacak. Sahamızda Beşiktaş'a yenilmiş olabiliriz ama deplasmanda Beşiktaş'ı yenebiliriz. 26 Ekim'de sahasında Galatasaray'ı yeneceğiz, bugünden söylüyorum.”

İsmail Kartal konusunda söylenenler ise belki de açıklamanın en kritik bölümü. Yıldırım, "İsmail Kartal, Fenerbahçe'nin hocasıdır" diyor ve ekliyor: "'Gidiyorum, ben kalamıyorum' diyene kadar da bu dakikadan sonra Fenerbahçe'nin hocasıdır." Bu cümle iki şeyi aynı anda söylüyor. Birincisi, yönetim şu an teknik direktör değişikliği düşünmüyor. İkincisi, bu kararın sürekliliği tamamen Kartal'ın kendi tercihine bağlanmış durumda. Yani kapı açık bırakılmış. "Onlarca menajer, onlarca teknik adam kendini sundu, biz kimseyle görüşmedik" ifadesi ise piyasada dolaşan isimlere karşı bir cevap niteliğinde. Ama şunu da kabul etmek lazım: Teknik direktörlük koltuğu için bu kadar çok ismin kendini sunması, o koltuğun ne kadar hareketli olduğunun da göstergesi.

Peki bütün bu açıklamalar bize ne anlatıyor? Aziz Yıldırım, sezon sonunda gideceğini söyleyerek aslında hem taraftara hem de camiaya bir mesaj veriyor: Bu sezon benim son sezonum, o yüzden bu takımın şampiyon olması benim için kişisel bir mesele. Ancak futbol, sözlerle değil, sahadaki performansla yazılıyor. Şampiyonlar Ligi'nde puan toplamak, Ocak'ta doğru takviyeleri yapmak, 26 Ekim'de Galatasaray'ı yenmek ve sezon sonunda şampiyon olmak... Bunların hepsi güzel hedefler. Ama hedeflerle gerçekler arasındaki mesafeyi kapatan şey, başkanın inancı değil, takımın oyunu olacak.

Fenerbahçe taraftarı bu açıklamaları okurken iki duyguyu aynı anda yaşayacak: Bir yanda "başkan bırakıyorsa bu sezon bir şeyler kazanmalıyız" heyecanı, diğer yanda "peki takım gerçekten hazır mı?" sorusu. İşte bu sorunun cevabı, önümüzdeki haftalarda sahada verilecek. Başkan vedasını zaferle yapmak istiyor. Ama futbol, vedaları değil, sonuçları konuşur.

“İsmail Kartal, Fenerbahçe'nin hocasıdır. 'Gidiyorum, ben kalamıyorum.' diyene kadar da bu dakikadan sonra Fenerbahçe'nin hocasıdır, hiç kimse merak etmesin. Ben İsmail Kartal'la devam edeceğimi açıkladığım halde onlarca menajer, onlarca teknik adam kendini sundu. Biz kimseyle görüşmedik, atmasınlar.”

Toplam 45 defa okunmuştur.

Cem Arıkan diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.