Bir otobüs, bir ev ve bir sabah: Sabri Yumak'ın son yolculuğu
Sabahın erken saatleri. Bir otobüs, Antalya'dan Hakkari'ye doğru yol alıyor. İçinde uyuklayanlar, telefonuna bakanlar, camdan dışarıyı izleyenler, belki de memleketine dönenler var. Direksiyonda bir şoför. Adı Sabri Yumak. O sabah, o otobüsün içindeki hiç kimse, yolculuğun böyle biteceğini bilmiyordu. Bilseydi ne yapardı insan? Bilemezdi. Hiçbirimiz bilemiyoruz. İşte bütün mesele belki de bu.
Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Hilal beldesinin girişinde, henüz nedeni bilinmeyen bir anda, yolcu otobüsü ile karşı yönden gelen bir TIR çarpışıyor. Basına yansıyan bilgilere göre çarpışmanın etkisiyle kontrolden çıkan otobüs, yol kenarındaki bir eve çarpıyor. Bir otobüs, bir TIR, bir ev... Hepsi aynı sabahın içinde birbirine karışıyor. O evde kim vardı? O an ne yapıyorlardı? Bir çay demleniyor muydu ocakta, bir çocuk okul çantasını mı hazırlıyordu? Bunları bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Hayat, bir anda kapıyı çalmadan içeri giriyor bazen.
Haberlerde önce "15 yaralı" yazıyor. Sonra saatler ilerledikçe sayı değişiyor, bir isim ekleniyor: 14 yaralı, 1 ölü. O bir kişi, otobüsün şoförü Sabri Yumak. Ağır yaralı olarak kurtarılan, hastaneye yetiştirilen, ama yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayan adam. Direksiyonda oturan, o otobüsü Hakkari'ye götürmeye çalışan, belki yıllardır bu yolu bilen biri. Bir şoför için yol ne demek, hiç düşündünüz mü? Binlerce kilometre, sayısız vardiya, uykusuz geceler, bir an önce eve dönme telaşı. Sabri Yumak o sabah da muhtemelen işini yapıyordu. Sonra olmadı.
Peki biz bu haberleri nasıl okuyoruz? Bir kaydırma hareketiyle geçiyoruz çoğu zaman. "Ah canım" deyip devam ediyoruz. Ama bir düşünün: O otobüsün içinde 14 yaralı vardı. Kimisi belki bir düğüne gidiyordu, kimisi hasta bir yakasını ziyaret ediyordu, kimisi yıllardır görmediği annesine. Şimdi o 14 kişi, Kurtalan ve Şırnak'taki hastanelerde tedavi görüyor. Bazı yaralıların kendi imkânlarıyla hastaneye başvurduğu da aktarılan bilgiler arasında. Demek ki kaza anında öyle bir şaşkınlık, öyle bir korku yaşandı ki, kimisi ambulansı beklemeden kendi başının çaresine bakmaya çalıştı. İnsanın o anda aklına ne gelir? Çocuğu mu, telefonu mu, "iyi miyim" sorusu mu? Yaşamayan bilemez.
Bir de o ev var. Otobüsün çarptığı ev. Haberlerde "yol kenarındaki bir ev" diye geçiyor. Sadece birkaç kelime. Ama o evin içinde yaşayanlar için o sabah, belki de hayatlarının en uzun sabahıydı. Evlerine bir otobüs girdi. Düşünebiliyor musunuz? İnsanın kendi evinde, kendi mutfağında, kendi yatağında güvende olduğunu sandığı yerde, bir anda dünyanın en büyük metal yığını kapıdan içeri dalıyor. Neyse ki kaynaklarda o evde can kaybı olduğuna dair bir bilgi yok. Ama maddi hasar, korku, travma... Bunlar haber manşetlerine sığmaz.
Şimdi soruyorum: Bu kaza neden oldu? Henüz nedeni bilinmiyor. Karşı yönden gelen bir TIR, bir yolcu otobüsü, bir çarpışma. Yol mu kaydı, dikkat mi dağıldı, bir anlık bir hata mı, yoksa yorgunluk mu? Bunların cevabını soruşturma verecek. Ama şunu biliyoruz ki, her trafik kazasının arkasında bir insan hikâyesi var. Bir şoförün yorgunluğu, bir yolun bakımsızlığı, bir aracın bakımı, bir anlık dalgınlık... Hepsi birleşince ortaya bir felaket çıkıyor. Ve o felaketin içinde hep biz varız. Bizim annemiz, bizim komşumuz, bizim çocuğumuz, bizim şoförümüz.
Sabri Yumak'ı tanımıyorum. Ama şoförlerin dünyasını az çok bilirim. Yollarda büyüyen, direksiyon başında yaşlanan, her vardiyada bir şehirden diğerine giden insanlar. Onların işi, insanları bir yerden bir yere taşımak. Ama aynı zamanda bir sürü hikâyeyi de taşırlar. Otobüse binen yolcunun sevincini, hüznünü, telaşını, heyecanını. Bir şoför, bir yolculuk boyunca kaç farklı hayata tanık olur, hiç düşündünüz mü? Sabri Yumak da öyle biriydi muhtemelen. O sabah da otobüsüne bindi, koltuğuna oturdu, direksiyonu tuttu. Sonra yol onu eve götürmedi.
Bu tür haberlerde bir şey dikkatimi çekiyor: Sayılar. "1 ölü, 14 yaralı." Ne kadar soğuk, ne kadar mesafeli. Oysa o "1" bir insan. Bir ailenin belki babası, belki eşi, belki oğlu. O "14" ise on dört ayrı hayat, on dört ayrı hikâye. Her birinin acısı, korkusu, iyileşme süreci ayrı. Ama haber dilinde hepsi bir rakama dönüşüyor. Belki de bu yüzden bu tür haberleri okurken hep bir şey eksik kalıyor içimde. İnsanın kendisi eksik kalıyor. İsimler, yüzler, hayatlar... Hepsi bir cümlenin içinde kaybolup gidiyor.
Bir de şu var: Bu kaza, Türkiye'nin birçok yerinde her gün yaşanan trafik kazalarından sadece biri. Bir gün içinde kaç tane böyle haber geliyor önümüze? Kaç tanesini okuyoruz, kaç tanesini geçiyoruz? Ama her birinin arkasında bir Sabri Yumak, bir yaralı, bir ev var. Alışmak mı gerekiyor, yoksa alışmamak mı? Bence alışmamak. Her haberi ilk günkü gibi okumak, her kaybı bir insan olarak görmek gerekiyor. Çünkü alıştığımız anda, o sayıların içindeki insanları göremez oluyoruz.
Şırnak'ın Uludere ilçesinde, Hilal beldesi girişinde yaşanan bu kaza, bize yine aynı şeyi hatırlatıyor: Yol, her zaman güvenli değil. Direksiyon başındaki insan, ne kadar dikkatli olursa olsun, karşıdan gelen bir aracın, bir anlık bir hatanın, bir yolun bozukluğunun kurbanı olabiliyor. Bunu değiştirmek için ne gerekiyor? Daha iyi yollar mı, daha sıkı denetimler mi, daha bilinçli sürücüler mi? Belki hepsi. Ama en çok, insan hayatına verilen değerin artması gerekiyor. Bir otobüsün, bir TIR'ın, bir evin içindeki hayatların, bir rakama indirgenmediği bir dünya gerekiyor.
Sabri Yumak artık yok. Ama onun son yolculuğu, bize bir şey anlatıyor. Bir şoförün direksiyon başında geçen hayatını, bir yolcunun sabah telaşını, bir evin bir anda değişen kaderini... Ve hepsinin ortasında, hep aynı soruyu: Biz bu hikâyeleri ne kadar duyuyoruz? Ne kadar görüyoruz? Ne kadar hissediyoruz? Belki de bu yazı, o sorunun cevabını arayan küçük bir çaba. Belki de sadece bir ismi, bir yüzü, bir hayatı hatırlamak için. Sabri Yumak'ı, yaralanan 14 kişiyi ve o evde o sabahı yaşayanları düşünmek için. Çünkü hatırlamak, en azından, unutmamak için bir başlangıç.
Nilay Karaca diğer yazıları:
- Bir otobüs, bir ev ve bir sabah: Sabri Yumak'ın son yolculuğu
- İspanya'daki tren kazası: Bir sabah, iki tren ve sayılarla büyüyen bir acı
- Bir korumanın gözaltına alınması neden bu kadar çok soru sorduruyor?
- Bir telefonun ardından: Erdoğan, Aliyev'i Ankara'ya davet etti
- Bir hücreden yazılan istifa: Aykut Erdoğdu'nun o mektubu neden bu kadar sarsıcı?









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.