Bir annenin sessiz vedası: Mide küçültme ameliyatı sonrası yatakta ölü bulundu
Bazı haberler vardır, okurken gözünüz bir yere takılır kalır. Rakamlar, isimler, saatler geçer gider ama bir cümle zihninize çakılır. Bu hafta basına yansıyan bir haber, tam da öyle bir cümleyle geliyor: Okuldan eve dönen 16 yaşındaki bir kız, annesini yatak odasında hareketsiz buluyor. O anı düşünebiliyor musunuz? Daha kapıdan girerken “Anne, ben geldim” diyen, sesine cevap bekleyen bir çocuk. Ve sessizlik.
İstanbul Sarıyer’de, PTT Evleri Mahallesi’nde yaşanan olay basına yansıyan bilgilere göre 6 Ekim Salı günü, akşamüstü saatlerinde gerçekleşti. 48 yaşındaki Müyesser Kartav, eşi tarafından en son saat 14.30 sıralarında görülmüş. Ardından evden çıkan eşinin dönüşünü beklemeden, o gün okuldan eve gelen kızı, saat 17.20 sıralarında annesini yatak odasında hareketsiz halde buluyor. Sokağa koşuyor, komşulardan yardım istiyor. İhbar üzerine eve polis ve sağlık ekipleri geliyor. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrollerde Kartav’ın hayatını kaybettiği belirleniyor.
Peki bu noktada insanın içine düşen o soru ne? Neden? Nasıl? Çünkü polisin yaptığı araştırmada ortaya çıkan bir ayrıntı, olayı bambaşka bir yere taşıyor: Kartav, yaklaşık 5 ay önce Kağıthane’deki özel bir hastanede mide küçültme ameliyatı olmuş. Ve basına yansıyan bilgilere göre, ameliyatın ardından sık sık rahatsızlanmış; hem ambulansla hem kendi imkânlarıyla tedavi için hastaneye gitmiş.
Şimdi burada durup biraz düşünelim. Hepimizin çevresinde, belki kendi ailemizde, belki bir arkadaşımızın hikâyesinde bu ameliyatı olan biri var. Mide küçültme, tıp dünyasında obeziteyle mücadelede ciddi bir yöntem olarak kabul ediliyor. Ama şu gerçeği de konuşmamız gerekiyor: Bu, basit bir estetik müdahale değil. Vücudun sindirim sistemine yapılan köklü bir değişiklik. Ameliyat sonrası dönem, beslenmeden vitamin takviyesine, kontrollerden yaşam tarzı değişikliklerine kadar uzun soluklu bir süreç. Peki bu süreç ne kadar konuşuluyor? Ameliyat olmak isteyen birine, “Sonrasında seni ne bekliyor?” diye kaç kişi soruyor?
Elbette burada bir nedensellik kurmuyorum. Müyesser Kartav’ın ölümü basına yansıyan bilgilere göre adli doktor tarafından şüpheli bulundu. Kesin ölüm nedeni için cenazesi Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Cumhuriyet Savcısı ve olay yeri inceleme ekipleri evde inceleme yaptı, savcılık soruşturma başlattı. Yani henüz netleşmiş bir tablo yok. Ameliyatla ölüm arasında doğrudan bir bağ olduğunu söylemek, eldeki bilgilerle mümkün değil. Ama şu soruyu sormak da hakkımız: Bir insan ameliyat sonrası aylarca rahatsızlanıyorsa, bu süreçte yeterince takip ediliyor mu? Kendisi ne yaşıyor, ne hissediyor, kimseye anlatabiliyor mu?
Haberin bir başka ayrıntısı var ki, o da insanın boğazını düğümlüyor. Kartav’ın ölüm haberini alan yakınları evin önünde toplanmış. Aralarında daha önceden küslük olduğu öğrenilen akrabalar arasında tartışma çıkmış ve bu tartışma kavgaya dönüşmüş. Basına yansıyan bilgilere göre olay yerine gelen ekipler gerginliği sonlandırmış.
Bir ölümün ardından, bir insanı toprağa vermeden önce, neden kavga edilir? Bu soruyu sorarken kimseyi yargılamak istemiyorum. Çünkü yas dediğimiz şey, en beklenmedik şekillerde ortaya çıkabilir. Öfke, suçluluk, geçmişten gelen birikmiş kırgınlıklar… Hepsi o kapının önünde patlayabilir. Belki de o kavga, aslında “Neden oldu?”, “Neden haberimiz olmadı?”, “Neden kimse bir şey yapmadı?” sorularının cevabını bulamamanın çaresizliğiydi. İnsan bazen acısını bağırarak, kavga ederek, birini suçlayarak yaşar. Yanlış mı? Belki. Ama anlaşılır mı? Biraz.
Şu ayrıntı da var: Kartav’ın cenazesi, yaşadığı sokaktaki komşularından helallik alınmasının ardından memleketi Karabük Safranbolu’ya bağlı Ağaçkesen köyüne götürülmüş. 8 Ekim Perşembe günü öğle namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası köy mezarlığına defnedilmiş.
Burada bir dakika durmak istiyorum. Helallik. Komşulardan helallik alınması. Bu toprakların en eski, en insani ritüellerinden biri. Bir insanın gittiği yerde, geride kalanların ondan helallik istemesi. “Hakkını helal et” demek. Belki komşusuyla bir gün tartıştı, belki bir selamı eksik etti, belki bir yardımı esirgedi. Şimdi hepsi o kapının önünde toplanıp helallik istiyor. Sokağın, mahallenin, komşuluğun hâlâ bir anlamı olduğunu gösteren bir an. Belki de bu hikâyenin en sıcak, en teselli edici tarafı.
Peki bu olay bize ne anlatıyor? Bir kadın, 48 yaşında, iki çocuk annesi bir kadın… Genç bir kızın annesi. Okuldan eve geldiğinde annesini bulamayacak olan bir çocuk. Bunu düşündüğünüzde, haberin rakamları, saatleri, mahalle isimleri bir anda siliniyor. Geriye sadece o 16 yaşındaki kızın yaşadığı travma kalıyor. Bir çocuğun hayatı, bir öğleden sonra, okuldan eve dönüş yolunda sonsuza dek değişiyor.
Bu noktada hepimizin sorması gereken bir soru var: Biz, çevremizdeki insanların “nasılsın?” sorusuna verdiği cevaba ne kadar kulak veriyoruz? Bir arkadaşımız, bir akrabamız, bir komşumuz aylardır rahatsızlanıyorsa, hastane hastane dolaşıyorsa, biz bunu biliyor muyuz? Yoksa sadece “Geçmiş olsun” deyip geçiyor muyuz? Belki de bu hikâye, bize yakınlarımıza daha dikkatli bakmayı hatırlatmalı. Çünkü bazen en büyük yardım, sadece “Seni dinliyorum, anlat” demektir.
Bir de şu var: Mide küçültme ameliyatları son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Kilo vermek, sağlıklı olmak, kendini iyi hissetmek… Bunlar hepimizin arzuladığı şeyler. Ama bu ameliyatların ciddiyetini, risklerini, sonrasında yaşanan zorlukları konuşmaktan kaçınıyor muyuz? Sağlık turizmi, estetik kaygılar, “hızlı çözüm” arayışı… Bunların gölgesinde, bireyin gerçekten ne yaşadığını gözden kaçırıyor muyuz? Bu satırlar bir tıbbi değerlendirme değil, elbette. Ama bir gazeteci olarak, bir insan olarak şunu söyleyebilirim: Her ameliyatın bir hikâyesi var. Ve o hikâyeyi dinlemek, sadece sonucu konuşmaktan daha önemli olabilir.
Müyesser Kartav’ın kesin ölüm nedeni henüz netleşmedi. Savcılığın soruşturması sürüyor. Adli Tıp Kurumu’nun raporu bekleniyor. Bu süreçte yapılacak en doğru şey, spekülasyondan uzak durmak, aileyi ve özellikle o genç kızı yalnız bırakmamak. Çünkü onların şu an en çok ihtiyacı olan şey, birbirine girmiş akrabalar değil, birbirine sarılan insanlar.
Bir kadın gitti. Geride bir sokak, bir köy, bir mezar ve bir çocuk kaldı. Belki de bu hikâyeden çıkaracağımız en basit ders şu: Hayat kısa, insanlar kırılgan. Ve bazen en büyük iyilik, birinin sessizliğini duymaktır.
Nilay Karaca diğer yazıları:
- Bir annenin sessiz vedası: Mide küçültme ameliyatı sonrası yatakta ölü bulundu
- Çeşme'de Bir Sabah: Belediyede Yanan Evraklar, Gözaltına Alınan İsimler
- Çizgili Kostümün Gölgesinde: Zara Bir Kez Daha Aynı Duvara Çarptı
- Bir "Hak Yedirmeme" Sözü Bize Ne Anlatıyor?
- Paris'te aynı kombini giymek: Serenay Sarıkaya ve Hailey Bieber'ın "pişti" hikâyesi









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.