Kerem Aydıner
Kerem Aydıner - Dış Politika

Ateşkesin Adı "Enerji": Savaşın Yeni Dili mi, Kısa Bir Nefes mi?

Bir savaşın beşinci yılına girdiğini söylemek, artık rakamların bile yorgun düştüğü bir eşiğe işaret ediyor. Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmalar, cephe hatlarında ilerlemenin neredeyse durduğu, buna karşılık tarafların birbirlerinin kritik altyapısını hedef aldığı bir yıpratma sarmalına dönüşmüş durumda. Basına yansıyan bilgilere göre ABD Başkanı Donald Trump, bu sarmalın tam ortasında, iki ülke arasında bir "enerji ateşkesi" ilan edildiğini duyurdu. Trump, ateşkesin derhâl yürürlüğe girdiğini ve her iki tarafın da anlaşmayı kabul ettiğini belirtti.

Bu açıklamanın ağırlığı, sözcüklerin kendisinden çok, hangi noktada söylendiğinde saklı. Zira savaşın bugünkü seyri, toprak kazanımlarından ziyade enerji altyapısının, limanların, veri merkezlerinin ve rafinerilerin karşılıklı olarak hedef alındığı bir denklem üzerinden okunuyor. Bu denklemde "ateşkes" kelimesi, geleneksel anlamıyla cepheyi değil, belki de savaşın en can alıcı damarını işaret ediyor: elektrik santralleri, petrol rafinerileri ve doğal gaz tesisleri.

Trump'ın açıklamasında dikkat çeken bir ton var. "Her iki taraf da kabul etti. Bu ateşkesi bozmayın" ifadesi, bir diplomatik mutabakattan çok, bir uyarı niteliği taşıyor. Ardından gelen "Hemen yürürlüğe giren bir kararla, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta bir enerji ateşkesi ilan edilmiştir. Taraflar bu konuda mutabık kalmıştır. Lütfen bu ateşkesi ihlal etmeyin! Bu konuya gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederiz" sözleri, sürecin nasıl bir zeminde yürütüldüğüne dair ipuçları veriyor. Lakin burada altını çizmek gereken bir nokta var: Açıklama, ateşkesin kapsamını, süresini, denetim mekanizmasını ya da olası ihlallerde ne olacağını netleştirmiyor. Basına yansıyan bilgiler, düzenlemenin tarafların birbirlerinin enerji altyapılarını hedef alan saldırılarının durdurulmasını kapsayabileceğini öne sürüyor. Bu, ihtiyatlı bir ifade; zira niyet ile uygulama arasındaki mesafe, savaş diplomasisinin en bilinen açmazıdır.

Enerji ateşkesi kavramı, ilk bakışta sınırlı bir düzenleme gibi görünse de, aslında savaşın mantığına dair önemli bir şey söylüyor. Taraflar, birbirlerinin ekonomik can damarlarını kesmeye çalışırken, aynı zamanda bu damarların kendileri için de taşıdığı riski fark etmiş görünüyor. Kış aylarının yaklaştığı bir dönemde, enerji altyapısının korunması, hem sivil halkın temel ihtiyaçları hem de savaşan tarafların lojistik kapasitesi açısından kritik bir eşik. Dolayısıyla böyle bir ateşkes, insani bir zorunlulukla stratejik bir hesabın kesiştiği noktada duruyor. Ancak bu kesişim, kalıcı bir barışın habercisi olmak zorunda değil; geçici bir teknik düzenleme olarak da kalabilir.

Tarihsel bağlama bakıldığında, savaşların seyri içinde bu tür kısmi ateşkeslerin sıkça görüldüğünü biliyoruz. İki tarafın da ağır bedeller ödediği, cephenin kilitlendiği dönemlerde, belirli alanlarda yapılan geçici mutabakatlar, çoğu zaman nihai bir çözümün değil, bir nefes alma aralığının işareti olmuştur. Burada belirleyici soru şu: Enerji ateşkesi, daha geniş bir müzakere sürecinin ilk adımı mı, yoksa savaşın yıpratıcılığını yönetmeye yönelik sınırlı bir teknik düzenleme mi? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki günlerde tarafların sahada nasıl davrandığıyla netleşecek. Zira diplomaside ilan edilen niyetler ile sahada uygulanan pratikler arasındaki fark, çoğu zaman en öğretici göstergedir.

Türkiye açısından meseleye bakıldığında, tablo birkaç katmanlı bir okumayı gerektiriyor. Karadeniz'in kuzeyinde, enerji altyapısına yönelik saldırıların durması, bölgesel istikrar açısından ilk elde olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Enerji arz güvenliği, deniz ticareti ve boğazlar rejimi gibi başlıklar, Türkiye'nin doğrudan ilgi alanına giren konular. Savaşın enerji boyutunun kontrol altına alınması, Karadeniz'deki gerilimin tırmanma riskini bir miktar sınırlayabilir. Ancak burada dikkatli olunması gereken bir nokta var: Kısmi bir ateşkes, savaşın bütünüyle sona erdiği anlamına gelmiyor. Cephe hatlarındaki çatışmalar, insani kriz ve göç baskısı gibi başlıklar, enerji ateşkesinden bağımsız olarak devam ediyor. Dolayısıyla Türkiye'nin pozisyonu, hem bu tür geçici düzenlemeleri destekleyen hem de kalıcı bir çözüm için zemin arayan bir denge üzerinde şekillenmek durumunda.

Öte yandan, böyle bir ateşkesin mimarisine dair soru işaretleri de var. Anlaşmanın taraflarca nasıl denetleneceği, ihlallerin nasıl tespit edileceği ve olası ihlallerde hangi yaptırımların devreye gireceği, basına yansıyan bilgilerde netleşmiş değil. Bu belirsizlik, ateşkesin kalıcılığına dair şüpheleri artırıyor. Savaş diplomasisinin en zor kısmı, kağıt üzerinde varılan mutabakatın sahada uygulanmasını sağlamaktır. Enerji altyapısı gibi geniş bir coğrafyaya yayılan hedefler söz konusu olduğunda, denetim mekanizmalarının önemi daha da artıyor. Bu mekanizmaların yokluğu ya da zayıflığı, ateşkesi kırılgan bir zemine taşıyabilir.

Bir diğer önemli boyut, bu ateşkesin kimin inisiyatifiyle gündeme geldiği. ABD Başkanı'nın açıklaması, sürecin Washington merkezli bir diplomasiyle yürütüldüğünü gösteriyor. Bu, savaşın seyrinde ABD'nin rolünün ne olduğu ve ne olacağı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Avrupa'nın güvenlik mimarisi açısından bakıldığında, böyle bir düzenlemenin Avrupalı aktörlerin pozisyonunu nasıl etkileyeceği de ayrı bir tartışma konusu. Basına yansıyan bilgiler, bu konuda bir ayrıntı sunmuyor; dolayısıyla bu başlıkta temkinli bir dil kullanmak gerekiyor.

Enerji ateşkesinin bir başka yönü, küresel piyasalara dair beklentiler. Savaşın enerji ve gıda krizlerini tetiklediği, yüz binlerce askeri ve sivil kayba yol açtığı bir tabloda, enerji altyapısına yönelik saldırıların durması, kısa vadede piyasalarda bir rahatlama yaratabilir. Ancak bu rahatlamanın kalıcı olup olmayacağı, ateşkesin ne kadar süreceğine ve ne kadar kapsamlı uygulanacağına bağlı. Kısmi bir düzenlemenin piyasalarda yarattığı iyimserlik, uygulamadaki aksamalarla hızla yerini belirsizliğe bırakabilir. Bu nedenle, enerji ateşkesini bir dönüm noktası olarak değil, bir imkân penceresi olarak okumak daha sağlıklı görünüyor.

Savaşın 2014'e uzanan arka planı düşünüldüğünde, Kırım'ın yasa dışı ilhakı ve Donbas'taki ayrılıkçı çatışmalarla başlayan sürecin, 24 Şubat 2022'de topyekün bir işgal hareketine evrildiğini hatırlamak gerekiyor. O günden bu yana Kiev önlerinde sert bir dirençle karşılaşan Rus ordusunun ağırlığı doğu ve güney hatlarına kaydırdığı, Ukrayna'nın ise Batı'nın askeri desteğiyle Harkiv ve Herson gibi bazı stratejik bölgeleri geri aldığı bir seyir izlendi. Bugün gelinen noktada cephe hatları büyük ölçüde kilitlenmiş durumda ve çatışmalar karşılıklı altyapı saldırılarıyla sürüyor. İşte enerji ateşkesi, bu kilitlenmenin tam ortasında doğan bir girişim olarak okunmalı.

Böyle bir düzenlemenin başarısı, tarafların siyasi iradesine olduğu kadar, sahadaki komuta zincirlerinin bu iradeyi ne ölçüde uygulayacağına da bağlı. Savaşın beşinci yılında, her iki tarafın da yorgunluk emareleri gösterdiği bir dönemde, kısmi ateşkeslerin müzakere masasını canlandırma potansiyeli var. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için, ateşkesin sadece ilan edilmesi değil, aynı zamanda görünür biçimde uygulanması gerekiyor. İlk günlerde sahada sükûnetin sağlanması, sürecin güvenilirliği açısından belirleyici olacak.

Karadeniz'in kuzeyindeki bu gelişme, Türkiye'nin diplomatik pozisyonu açısından da bir fırsat penceresi sunuyor. Ankara'nın bugüne kadar sürdürdüğü denge politikası, hem Kiev hem de Moskova ile kanalları açık tutmayı gerektiriyor. Enerji ateşkesi gibi teknik düzenlemelerin kalıcı bir barışa dönüşmesi için arabuluculuk kapasitesinin güçlendirilmesi, bölgesel istikrar açısından değerli olabilir. Ancak bu noktada abartılı beklentilerden kaçınmak gerekiyor; zira savaşın temel siyasi ve toprak sorunları çözülmeden, kısmi ateşkeslerin kalıcı bir barışa evrilmesi kolay değil.

Trump'ın açıklamasındaki "Bu ateşkesi bozmayın" çağrısı, aslında sürecin kırılganlığına dair bir itiraf gibi de okunabilir. Bir ateşkesin bozulmaması için çağrı yapılması, o ateşkesin henüz kurumsallaşmadığını, tarafların birbirine güvenmediğini ve dışarıdan bir garantör ihtiyacının sürdüğünü gösteriyor. Bu ihtiyaç, uzun vadede daha kapsamlı bir güvenlik mimarisinin tartışılmasını gündeme getirebilir. Lakin bugünden yarına bir sonuç beklemek, savaş diplomasisinin doğasına aykırı olur.

Önümüzdeki günlerde enerji ateşkesinin nasıl işleyeceği, tarafların sahadaki davranışlarıyla test edilecek. Eğer saldırılar durursa, bu düzenleme daha geniş bir müzakere sürecinin kapısını aralayabilir. Eğer ihlaller yaşanırsa, ateşkesin kendisi tartışmalı hale gelir ve savaşın yıpratma boyutu daha da derinleşir. Her iki senaryo da mümkün; belirleyici olan, tarafların bu düzenlemeyi bir çıkış kapısı olarak mı, yoksa taktik bir manevra alanı olarak mı gördüğü olacak. Bu sorunun cevabını, açıklamalar değil, sahada atılan adımlar verecek.

Toplam 15 defa okunmuştur.

Kerem Aydıner diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.