Hakan Karam
Hakan Karam - Ekonomi

IMF tahminleri güncelledi: Türkiye'de denge değişiyor

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) ekim ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu, haftanın en çok konuşulan ekonomi başlığı oldu. Basına yansıyan bilgilere göre rapor, küresel ekonominin dayanıklılığını koruduğunu ancak bu dayanıklılığın ülkeler arasında eşit dağılmadığını ortaya koyuyor. Kurumun altını çizdiği bir diğer nokta ise kısa vadede ekonomilerin uyum sağlama imkânlarının hızla daralması. Yani tablo ne tamamen parlak ne de baştan aşağı karamsar; arada bir yerde, ama farklılıkların belirginleştiği bir yerde duruyoruz.

Rapordaki en dikkat çekici tespitlerden biri, 2026'nın ilk yarısındaki ekonomik faaliyetin beklenenden daha iyi seyretmesi. Buna karşın Orta Doğu'da uzayan savaş ve ticaret gerilimlerinden kaynaklanan baskılar sürüyor. IMF'ye göre bu dengeyi kuran unsurlardan biri, yapay zekâya yönelik güçlü yatırımların yön verdiği teknoloji döngüsü. Bu döngü talebi destekleyen bir ivme yaratıyor. Bir başka ifadeyle, teknoloji yatırımları küresel büyümeyi sırtlayan kalemlerden biri hâline gelmiş durumda. Öte yandan aynı raporda, devam eden enerji şokunun etkileri ve bölgesel gerilimlerin bu ivmeye denge sağladığı vurgulanıyor.

Sayılara bakalım. IMF, dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 3,1, gelecek yıl yüzde 3,4 büyümesini bekliyor. Kurumun temmuz ayındaki tahminlerinde küresel büyüme 2026 için yüzde 3, 2027 için yüzde 3,4 düzeyindeydi. Nisan ayındaki tahminlerde ise bu yıl için yüzde 3,1, gelecek yıl için yüzde 3,2 öngörülmüştü. Yani küresel büyüme tarafında aşağı yukarı yatay bir seyir var; revizyonlar küçük ama yönü yukarı. Bu, "dünya ekonomisi rayında" demek değil; daha çok "beklenenden biraz daha iyi ama kırılgan" demek.

Enflasyon tarafı ise daha hareketli. Rapora göre küresel manşet enflasyonun, büyük ölçüde enerji ve gıda fiyatlarından kaynaklanan geçici bir artışın etkisiyle 2026'da yüzde 4,7'ye yükselmesi, ardından 2027'de yüzde 4,1'e gerilemesi bekleniyor. Buradaki "geçici" ifadesinin altını çizmek gerekiyor; çünkü IMF de bu artışı enerji ve gıda kaynaklı bir hareket olarak çerçeveliyor. Ne var ki geçici olduğu söylenen bir fiyat hareketi, hanelerin mutfağında geçici hissettirmiyor. Enflasyonun yönü ile enflasyonun hissi arasındaki makas, bu dönemin en önemli sosyal başlıklarından biri olmaya devam ediyor.

Küresel ticaret tarafında ise büyümenin 2026'da yavaşlaması, 2027'de istikrar kazanması bekleniyor. Raporda bu görünümün arkasında tarifelerin olumsuz etkisi, üretim zincirlerindeki uyum süreci ve teknolojiyle bağlantılı ticaretin güçlü seyrini sürdürmesi gibi unsurlar sıralanıyor. Dikkat edilirse aynı tabloda hem fren hem gaz var: tarifeler ticareti yavaşlatıyor, teknoloji bağlantılı ticaret ise ayakta tutuyor. Bu ikili yapı, önümüzdeki dönemde dış ticaret verilerinin neden inişli çıkışlı geleceğini de açıklıyor.

Raporun orta vadeye dair mesajı ise temkinli. Küresel dengesizliklerin orta vadede yalnızca ılımlı ölçüde azalması bekleniyor. Orta vadeli büyüme görünümünün tarihsel standartlara kıyasla zayıf kalmaya ve ülkeler arasında farklılaşmaya devam edeceği aktarılıyor. IMF ayrıca risklerin aşağı yönlü bir eğilim taşıdığını belirtiyor. Orta Doğu'da uzun süreli bir çıkmazın devam etmesi veya gerilimin daha da tırmanması durumunda enerji ve gıda fiyatlarının yüksek ve oynak kalabileceği, enflasyonist baskıların yeniden güçlenebileceği, mali ve dış dengelerin bozulabileceği ve büyümenin baskılanabileceği uyarısı yapılıyor. Bu uyarı, aslında tüm tahmin setinin üzerinde duran bir şemsiye gibi: enerji fiyatları oynak kaldıkça, enflasyonla mücadelede kazanılan mesafe de kırılgan kalıyor.

Raporda ülke tahminleri de paylaşılıyor. ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 2,3 büyümesi bekleniyor; bu tahmin değişmemiş. ABD'nin gelecek yılki büyüme tahmini ise yüzde 2,2'den yüzde 2,3'e yükseltilmiş. Avro Bölgesi'nde bu yıl için büyüme tahmini yüzde 0,9'dan yüzde 1,1'e çıkarılmış; gelecek yıl tahmini yüzde 1,2'de sabit tutulmuş. Almanya'nın büyüme tahmini bu yıl için yüzde 0,7'den yüzde 1,3'e, gelecek yıl için yüzde 1'den yüzde 1,1'e yükseltilmiş. Fransa'da ise tersi bir yön var: bu yıl için yüzde 0,6'dan yüzde 0,4'e, gelecek yıl için yüzde 0,9'dan yüzde 0,7'ye indirilmiş. İtalya'nın tahmini bu yıl için yüzde 0,5'ten yüzde 0,8'e, gelecek yıl için yüzde 0,5'ten yüzde 0,6'ya çıkarılmış. Aynı para birimini paylaşan ülkelerde bu denli farklı revizyonlar, Avrupa içindeki büyüme motorlarının yer değiştirdiğini gösteriyor.

Türkiye tarafına geldiğimizde tablo daha dikkat çekici. Basına yansıyan bilgilere göre IMF, Türkiye için 2026 büyüme tahminini yüzde 2,9'dan yüzde 2,7'ye indirmiş durumda. Buna karşılık önümüzdeki yıla ilişkin Türkiye büyüme tahmini yüzde 3,6'da sabit tutulmuş. Yani kurum, bu yıl için bir miktar aşağı, gelecek yıl için ise mevcut patikada ısrar ediyor. Enflasyon tarafında ise yukarı yönlü bir revizyon var: Türkiye'de enflasyonun bu yıl ortalama yüzde 31,2, 2027'de ortalama yüzde 26,5 olacağı tahmin ediliyor. Nisan ayındaki raporda bu tahminler 2026 için ortalama yüzde 28,6, 2027 için ortalama yüzde 21,4 düzeyindeydi. Rakamlar arasındaki fark, dezenflasyonun beklenenden daha yavaş ve daha sancılı bir patikada ilerleyebileceğine işaret ediyor.

Bu noktada olgu ile beklentiyi ayırmak gerekiyor. IMF'nin rakamları birer tahmin; yani bugünün gerçekleşmesi değil, belirli varsayımlar altında önümüzdeki döneme dair bir projeksiyon. Bu varsayımların başında enerji fiyatlarının seyri, jeopolitik gerilimlerin gidişatı ve ticaret politikalarındaki belirsizlik geliyor. Dolayısıyla bu tahminleri "kesinleşmiş sonuç" gibi okumak yerine, bir çerçeve olarak görmek daha sağlıklı. Kurumun kendisi de risklerin aşağı yönlü olduğunu belirterek bu çerçevenin ne kadar esnek olduğunu ima ediyor.

Türkiye özelinde bu revizyonların pratik anlamı ne? Büyüme tahmininin bir miktar aşağı çekilmesi, iç talebin ve dış talebin bileşiminde bir yavaşlama beklentisine denk düşüyor. Enflasyon tahmininin yukarı çekilmesi ise fiyat istikrarına giden yolun uzadığını gösteriyor. Bu iki hareketin aynı raporda yer alması tesadüf değil: Büyümeden bir miktar feragat edilmeden enflasyonun kalıcı biçimde aşağı çekilemediği bir dönemden geçiyoruz. Kur, faiz ve enflasyon arasındaki bu hassas denge, önümüzdeki aylarda açıklanacak verilerle birlikte yeniden test edilecek.

Küresel ölçekte ise iki zıt kuvvetin aynı anda çalıştığını söyleyebiliriz. Bir yanda yapay zekâ yatırımlarının sürüklediği teknoloji döngüsü ve beklenenden iyi gelen ilk yarı faaliyeti var; diğer yanda uzayan savaşlar, tarifeler ve oynak enerji fiyatları. IMF'nin rakamları da tam bu ikisinin ortasında konumlanıyor: ne sert bir iniş ne de rahat bir yükseliş. Belki de raporun en önemli mesajı, dayanıklılığın eşit dağılmadığı ve uyum imkânlarının daraldığı bir dünyada, ülkelerin kendi iç dengelerini ne kadar sağlam tutabildiğinin belirleyici hâle gelmesi.

Önümüzdeki dönemde takip edilecek başlıklar net: enerji fiyatlarının seyri, Orta Doğu'daki gerilimin yönü, ticaret politikalarındaki yeni adımlar ve Türkiye'de enflasyonun aylık patikası. Bu başlıklardan herhangi birinde sert bir kırılma yaşanırsa, bugünkü tahminlerin kısa sürede yeniden revize edilmesi sürpriz olmaz. Tahminler zaten bunun için var; dünyayı değil, dünyanın bugünkü hâlinden yola çıkarak yarını okuma çabasını yansıtıyorlar.

Toplam 195 defa okunmuştur.

Hakan Karam diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.