Hakan Karam
Hakan Karam - Ekonomi

Dolar, euro ve altında sabahın sessizliği

Pazartesi sabahına piyasaların sessiz bir başlangıç yaptığını söylemek mümkün. Dolar/TL kuru 48,47 seviyesinde işlem görürken, euro da 56,42 ile sınırlı bir artış kaydetmiş durumda. Yüzde 0,06 ve yüzde 0,07’lik bu hareketler, döviz piyasasında günün ilk saatlerinde belirgin bir yön arayışından ziyade bekle-gör modunun hakim olduğunu gösteriyor. Ancak bu yatay seyrin arkasında, yurt içinde ve yurt dışında şekillenen pek çok dinamik var. Rakamların sakinliği, aslında piyasanın nabzının düşük olduğu anlamına gelmiyor; sadece karar mekanizmalarının yeni haftaya temkinli girdiğini görüyoruz.

Dolar kurundaki bu durağanlık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) izlediği politikaların bir yansıması olarak okunabilir. Yılın başından bu yana uygulanan sıkı para politikası ve kredi koşullarındaki yönetim, kurda beklenmedik sıçramaların önüne geçmiş durumda. Ancak bu durum, kalıcı bir istikrar mı yoksa yüzeydeki bir sükunet mi, bunu zaman gösterecek. Özellikle enflasyonla mücadelede gelinen nokta, kurun seyrini belirleyen en kritik faktörlerden biri. Yurt içinde açıklanacak veriler ve enflasyon beklentileri, önümüzdeki haftalarda doların yönü üzerinde doğrudan etkili olacaktır. Biz yine de verilere sadık kalalım: Bugün itibarıyla tablo, dövizde yatay bir görünümü işaret ediyor.

Euro tarafında ise durum biraz daha farklı. Euro/TL paritesindeki yüzde 0,07’lik artış, küresel piyasalarda euro-dolar paritesindeki hareketlerden kaynaklanıyor. Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz politikalarına dair beklentiler ve Avro Bölgesi’nin ekonomik görünümü, euroyu dolara karşı destekliyor. Günün ilk işlemlerinde bu desteğin TL karşısında da sınırlı bir yükseliş olarak yansıdığını görüyoruz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, paritedeki bu oynamaların TL’nin değer kaybından mı yoksa euronun küresel gücünden mi kaynaklandığı. Verilere baktığımızda, doların TL karşısında hemen hemen sabit kalması, eurodaki artışın büyük ölçüde küresel parite hareketlerinden kaynaklandığını düşündürüyor. Bu da TL açısından nispeten olumlu bir tablo çiziyor.

Altın cephesinde ise işler biraz daha hareketli. Gram altın, yüzde 0,70’lik yükselişle 6.908 TL seviyesinden alıcı buluyor. Bu artışta, ons altının küresel piyasalardaki seyri kadar, içerideki döviz kurunun da etkisi var. Ancak bugün gram altındaki yükselişin daha çok ons kaynaklı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve merkez bankalarının altın alımları, ons altını desteklemeye devam ediyor. Yatırımcıların güvenli liman arayışı, altını yukarı çeken temel dinamiklerden. Gümüş ise 105 seviyesinde sabit kalarak yatay bir görünüm sergiliyor. Gümüşün altını takip etmekte zorlandığı bu dönemde, endüstriyel talepteki zayıflık ve ekonomik büyüme endişeleri, gümüş fiyatlarını baskılıyor olabilir.

Bu tabloyu değerlendirirken, piyasalardaki sakinliğin kalıcı olup olmayacağını sorgulamak gerekiyor. Özellikle yurt içinde enflasyon verileri ve Merkez Bankası’nın faiz kararları, döviz kurlarının ve dolayısıyla altının seyrini belirleyecek en önemli etkenler. Yurttaşlar açısından bakıldığında, döviz kurundaki bu yatay seyir, fiyat istikrarı açısından olumlu bir sinyal. Ancak unutmamak gerekir ki, kurun bu seviyelerde tutunabilmesi, sıkı para politikasının kararlılıkla sürdürülmesine bağlı. Bu durumun devam etmemesi halinde, kurda yeniden bir yukarı yönlü baskı oluşması kaçınılmaz olabilir.

Küresel tarafta ise gözler ABD Merkez Bankası’na (Fed) çevrilmiş durumda. Fed’in faiz indirimlerine ne zaman başlayacağı ve bu indirimlerin hızı, gelişmekte olan ülke para birimlerinin tamamında olduğu gibi TL üzerinde de belirleyici olacak. Fed’in güvercin sinyaller vermesi durumunda, doların küresel çapta değer kaybetmesi ve gelişmekte olan ülke para birimlerinin rahatlaması beklenebilir. Bu da TL açısından ek bir destek anlamına gelebilir. Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi için ABD enflasyon verilerinin Fed’in hedeflediği yönde seyretmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde açıklanacak ABD verileri, küresel piyasaların yönünü belirleyecek kritik öneme sahip.

Pazartesi gününün bu sakin açılışı, yatırımcılar için bir fırsat mı yoksa bir uyarı mı? Bu sorunun cevabı, kişinin risk algısına ve beklentilerine göre değişir. Ancak şu bir gerçek ki, piyasalardaki bu düşük volatilite ortamı, genellikle büyük hareketlerin habercisi olarak görülür. Bu nedenle, bugünkü yatay seyir, önümüzdeki günlerde yaşanabilecek daha hareketli bir piyasanın sessizliği olabilir. Veriler, 2026 yılının Eylül ayında piyasaların dengede olduğunu gösteriyor. Bu dengeyi bozacak en önemli faktör, şüphesiz ki yurt içinde açıklanacak enflasyon rakamları ve Fed’in atacağı adımlar olacak.

Bu noktada şunu da belirtmekte fayda var: Bu tablo, yatırım tavsiyesi değil, yalnızca mevcut piyasa koşullarının bir fotoğrafı. Herkesin kendi risk iştahına göre hareket etmesi ve kararlarını bu doğrultuda vermesi gerekiyor. Piyasaların bugünkü görünümü, dövizde ve altında dengenin korunduğunu ancak bu dengenin kırılgan olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki günlerde açıklanacak veriler, bu kırılganlığın hangi yöne evrileceği konusunda bize daha net bir resim sunacak. Sabahın bu sessizliği, belki de asıl fırtınanın habercisi. Ama fırtınanın yönü, rüzgarı nereden estiğine bağlı.

Toplam 21 defa okunmuştur.

Hakan Karam diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.