Hakan Karam
Hakan Karam - Ekonomi

Dolar 48’de: İran gerilimi ve Fed denklemi

Piyasaların hafızası kısadır; ama jeopolitik gerilimler hafızayı tazeler. 1 Eylül’de ABD ile İran arasındaki çatışmaların yeniden tırmanması, yalnızca bölge haritasını değil, küresel sermayenin risk iştahını da yeniden çizdi. Petrol fiyatlarının yüzde 4’ün üzerinde yükseldiği, dolar endeksinin güvenli liman alımlarıyla değer kazandığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Türkiye’de ise gözler dolar/TL kurunda. Kayıtlara göre kur, 48,31 TL seviyesinde hareket ediyor. Bu seviye, yatırımcılar için bir direnç mi yoksa yeni bir başlangıç mı, asıl mesele bu.

Önce şu noktayı netleştirelim: Doların küresel çapta güçlenmesi ile Türkiye’deki kurun seyri aynı denklemin iki farklı parçası. ABD-İran hattındaki gerilim, güvenli liman talebini artırarak doları küresel ölçekte destekliyor. Ancak bu destek, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluşturuyor. Türk lirası da bu baskıdan payına düşeni alıyor. Kaldı ki işin içine enerji maliyetleri girdiğinde, cari denge üzerinden yeni bir baskı kanalı daha açılıyor. Yani sadece “dolar güçlendi, kur yükseldi” demek, hikâyenin yarısını anlatmak olur.

Trump yönetiminin İran’a yönelik tutumu, bu tablonun merkezinde duruyor. Başkan Trump’ın 2 Eylül’de yaptığı açıklamada, yenilenen askeri operasyonun “çok uzun” sürmeyeceğini söylemesi, piyasada bir nebze olsun “kısa süreli şok” algısı yarattı. Ne var ki bu algı, taraflar arasında karşılıklı saldırıların yeniden yaşanmasıyla hızla zayıfladı. Çatışmanın sona erdiğine dair beklentiler, daha doğrusu umutlar, yerini yeniden belirsizliğe bıraktı. Belirsizlik ise piyasa için en sevimsiz iklimdir; çünkü fiyatlamayı zorlaştırır, oynaklığı artırır.

İşin bir de enerji boyutu var. Hürmüz Boğazı’nın çevresinde yaşanan her gelişme, petrol arzına ilişkin endişeleri körüklüyor. Brent petrolün 2 Eylül’de yaklaşık 97 dolar seviyesine yükselmesi, bu endişenin fiyata yansımış hali. Rakamı bir kenara not edelim: 97 dolar, küresel enflasyon beklentilerini yukarı çeken, merkez bankalarının faiz politikalarına ilişkin hesapları yeniden gözden geçirmesine neden olan bir seviye. Bu noktada ABD Merkez Bankası’nın (Fed) atacağı adımlar, doların küresel seyri açısından jeopolitik gerilimden daha belirleyici olabilir.

Fed cephesinde beklentiler, petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu yeniden canlandırması riskine karşı nasıl bir duruş sergileneceği üzerine yoğunlaşıyor. Şayet enerji kaynaklı fiyat baskıları, Fed’in faiz indirim takvimini ötelemek zorunda kalmasına yol açarsa, doların küresel gücü pekişebilir. Bu senaryo, gelişmekte olan ülke para birimleri için ekstra yük anlamına gelir. Türk lirası için de durum farklı değil; kurun 48,31 TL seviyesinde tutunması, bu küresel rüzgârların yönüne bağlı olarak test edilecek.

Burada bir ayrımı netleştirmekte fayda var: Petrol fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için çift yönlü bir baskı unsuru. Birincisi, doğrudan cari açık üzerinden gelen maliyet etkisi. İkincisi ise, küresel enflasyon beklentilerini artırarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikalarını sıkılaştırmasına yol açabilecek dolaylı etki. Her iki kanal da döviz kuru üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturur. Dolayısıyla “petrol yükseldi, dolar güçlendi, kur arttı” zinciri basit görünse de, altında ciddi bir ekonomik mantık yatıyor.

Trump’ın İran konusunda vereceği yeni kararın kapsamı, şu an piyasaların en çok izlediği başlıklardan biri. Operasyonun süresi, hedeflerin genişliği ve İran’ın olası misillemeleri; petrol arzına ilişkin risk primini, dolayısıyla fiyatları doğrudan etkileyecek. Bu nedenle yatırımcılar, Beyaz Saray’dan gelecek açıklamaları ve bölgeden ulaşan haber akışını dikkatle takip ediyor. Lakin şunu da unutmamak gerekir: Jeopolitik gelişmelerin fiyat üzerindeki etkisi çoğu zaman kısa vadelidir. Asıl yönü belirleyen, bu gelişmelerin makroekonomik verilere ve merkez bankası politikalarına yansıma biçimidir.

Türkiye açısından bakıldığında, önümüzdeki dönemde üç başlık belirleyici olacak: ABD-İran geriliminin seyri, Brent petrolün 97 doların üzerinde kalıcı olup olmayacağı ve Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentilerin nasıl şekilleneceği. Bu üç başlığın herhangi birinden gelecek olumsuz bir sürpriz, dolar/TL üzerindeki baskıyı artırabilir. Tersi bir senaryoda ise, yani gerilimin yatışması ve petrol fiyatlarının gerilemesi hâlinde, kurda bir miktar nefes alma imkânı doğabilir. Ancak mevcut görünüm, bu rahatlamanın kolay olmayacağını işaret ediyor.

Unutulmamalı ki döviz kuru, bir ülkenin ekonomik görünümünün aynası olduğu kadar, küresel risk algısının da termometresidir. Bugün yaşanan hareketlilik, büyük ölçüde dış kaynaklı bir şokun yansıması. Bu şokun ne kadar süreceği, bölgedeki ateşin ne zaman söneceğine bağlı. Trump’ın “çok uzun sürmeyecek” sözü, piyasaya bir nebze olsun güven vermişti; ancak sahadaki gerçekler, diplomatik söylemlerin her zaman karşılığı olmadığını gösteriyor. Piyasalar da bu kez sözlere değil, sahaya bakmayı tercih ediyor. Dolar/TL’nin 48,31 TL’deki seyri, işte bu tercihin bir sonucu olarak yakından izlenecek.

Toplam 17 defa okunmuştur.

Hakan Karam diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.