Baran Ersoy
Baran Ersoy - Politika

Ankara Meclisi'nde Salt Çoğunluk ve Demokrasinin Sınavı

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde dün sıradan bir seçim gibi görünen ama aslında Türkiye’de yerel siyasetin ve demokrasinin geldiği noktayı gösteren bir oylama yapıldı. Meclisin İkinci Başkanvekili’nin cezaevinde bulunması nedeniyle yapılan bu seçim, ne yazık ki salt bir yoklama değil; aynı zamanda bir sandalyenin dahi ne kadar kritik olduğunu hatırlatan bir tabloydu.

Oylamaya katılım oranı ve ortaya çıkan sayılar, Ankara gibi Türkiye’nin başkentini yöneten bir mecliste, temsil krizinin ne kadar derin olduğunu gözler önüne seriyor. Toplam 137 oyun kullanıldığı seçimde CHP ve YENİ Parti’nin ortak adayı Naki Demir 70 oy alarak İkinci Başkanvekili seçildi. AKP’nin adayı Oğulcan Sağlam’ın 59 oy alması ve sandıktan 7 boş ile 1 geçersiz oy çıkması, matematiksel olarak Demir’in salt çoğunluğu sağladığını gösteriyor. Ancak bu tablonun arka planında, meclisin tam kadro toplanamaması yatıyor. 3 üyenin yurtdışında olduğu, 1 üyenin kanser tedavisi gördüğü ve 4 üyenin tutuklu bulunduğu belirtiliyor. Dahası, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın da oylamaya katılmadığı ifade ediliyor.

Bu veriler ışığında, seçimin sonucunu sadece siyasi bir yarışın galibi olarak okumak eksik kalır. Zira bu tablo, bir ülkede demokrasinin sadece sandıkta oy kullanmaktan ibaret olmadığını; seçilmişlerin görevlerini icra edebilmesi, meclislerin halkı tam anlamıyla temsil edebilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Bir meclis üyesinin tutuklu olması, başka bir üyenin tedavi sürecinde olması elbette hayatın olağan akışında karşılaşılabilecek durumlar. Ancak dört üyenin tutuklu olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir ağırlık taşıyor. Bu, sadece Ankara’nın değil, Türkiye’nin genelinde yerel yönetimlerin karşı karşıya kaldığı bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.

AKP grubunun seçim öncesinde yoğun bir çalışma yürüttüğü bilgisi de kaynakta yer alıyor. Ancak bu çalışmanın sonucu değiştirmediği anlaşılıyor. CHP ve YENİ Parti’nin ittifakının adayı Naki Demir’in 70 oy alması, Ankara’daki siyasi dengenin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Fakat burada asıl mesele, sadece kimin kazandığı değil; bu seçimin hangi koşullar altında yapıldığı ve hangi üyelerin katılamadığıdır.

Yerel yönetimlerdeki bu tür ara seçimler, çoğu zaman kamuoyunun dikkatini çekmez. Oysa bu seçimler, bir meclisin işleyişinin ne kadar sağlıklı olduğunu gösteren turnusol kâğıdı gibidir. Bir başkanvekilinin cezaevinde olması, başka bir başkanvekilinin seçilme sürecini başlatmış. Bu, hukuki bir zorunluluk olabilir; ancak bu durumun sıradanlaşması, demokrasi adına endişe vericidir. Seçilmiş bir kişinin görevini yapamaması, o kişinin seçmeninin temsil hakkının da askıya alınması anlamına gelir. Bu durum, temsilde adalet ilkesini zedeler.

Öte yandan, Mansur Yavaş’ın oylamaya katılmaması da ayrı bir tartışma konusu. Başkanın, meclis içi bir seçimde oy kullanmaması, siyasi bir tercih olarak yorumlanabilir. Ancak bu tavrın, meclis içindeki dengelere ve partiler arası ilişkilere nasıl yansıdığı merak konusu. Belki de bu, başkanın tarafsızlık vurgusu yapma isteğinden kaynaklanıyor olabilir. Fakat başkentin yönetiminde söz sahibi olan bir ismin, meclis içi seçimlere mesafeli durması, soruları da beraberinde getiriyor.

Bu seçim, aynı zamanda ittifak siyasetinin yerel düzeydeki yansımalarını da gösteriyor. CHP ve YENİ Parti’nin ortak bir aday etrafında birleşmesi, Ankara’da muhalefetin elini güçlendirdiğini ortaya koyuyor. 70 oy, salt çoğunluk için yeterli bir sayı olarak öne çıkıyor. Fakat bu birlikteliğin sürdürülebilir olup olmadığı, önümüzdeki süreçte daha net görülecek. Yerel ittifaklar, genel siyasetteki ittifaklardan daha kırılgan olabilir; çünkü yerel dinamikler, ideolojik yakınlıktan daha belirleyicidir.

Sonuç olarak, Ankara’da yapılan bu seçim, bir ismin kazanmasından çok, demokrasinin kurumsal işleyişine dair soru işaretlerini gündeme getirdi. Tutuklu meclis üyeleri, tedavi gören bir üye ve yurtdışında olan üyeler... Bu tablo, bir meclisin ne kadar eksik kadroyla toplanabildiğini ve kararların ne kadar dar bir katılımla alınabildiğini gösteriyor. Salt çoğunluğun sağlanmış olması, hukuki açıdan seçimi geçerli kılıyor olabilir. Ancak meşruiyet, sadece hukuki geçerlilikten ibaret değildir. Bir meclisin kararlarının toplumsal kabul görmesi, o meclisin ne kadar temsil gücüne sahip olduğuyla doğrudan ilişkilidir.

Demokrasi, sadece seçim günü sandığa gitmek değildir. Demokrasi, seçilenlerin görevlerini özgürce yapabildiği, meclislerin tam kadro toplanabildiği ve halkın iradesinin hiçbir engel tanımadan temsil edildiği bir ortamı gerektirir. Ankara’daki bu seçim, belki de Türkiye’nin demokrasi karnesindeki bir not olarak tarihe geçti. Naki Demir’in yeni görevi hayırlı olsun; ancak bu seçimin ortaya çıkardığı tablo, üzerinde düşünülmesi gereken pek çok soruyu da beraberinde getirdi.

Toplam 75 defa okunmuştur.

Baran Ersoy diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.