Tottenham'ın 366 milyon Euro'luk kâbusu: Para harcamak takım kurmak değildir
Futbolda bir efsane vardır: Sorunları parayla çözersin. Tottenham Hotspur bu efsaneyi bu sezon yerle bir etti. Yaz transfer döneminde 366 milyon Euro bonservis bedeli ödeyen Londra temsilcisi, Premier Lig'de oynadığı ilk dört maçta tek bir gol bile atamadı. Dört maç, sıfır gol, iki puan. Rakamlar ortada ve rakamlar yalan söylemez.
Şimdi bu tabloya bakıp "Transferler kötüymüş" demek en kolayı. Ama mesele bu kadar basit değil. 366 milyon Euro harcayıp sahada hiçbir şey üretemiyorsanız, sorun transfer listesinde değil, o listeyi yapan kafada ve o listeyi sahaya yerleştiremeyen anlayışta. Tottenham'ın derdi kadro kalitesi değil, kadronun nasıl kullanıldığı.
Geçen sezon küme düşme hattının hemen üzerinde kalarak Premier Lig'de tutunan bir takımdan bahsediyoruz. Yani sorun dün başlamadı. Bu kulüp zaten uzun süredir sahada bir kimlik arayışında. Yaz döneminde kapıdan içeri giren oyunculara bakıldığında ise ortaya çıkan tablo şu: Birbirinden bağımsız, birbirini tamamlamayan, sanki farklı takımlar için alınmış parçalar. Bir transferin doğru olması için sadece iyi futbolcu olması yetmez; o futbolcunun oynayacağı sistemin, yanındaki oyuncuların ve takımın oyun planının da ona uygun olması gerekir. Tottenham'da bu uyum yok.
Brentford'a 3-0, Newcastle United'a 2-0 kaybediyorsunuz. Sonra Nottingham Forest ve Everton karşısında 0-0 berabere kalıyorsunuz. Dikkat edin, ilk iki maçtaki yenilgiler "kötü şans" değil, rakiplerin sizi nasıl çözdüğünün göstergesi. Son iki maçtaki golsüz beraberlikler ise daha da can sıkıcı; çünkü orada artık kaybetmiyorsunuz ama kazanmayı da bilmiyorsunuz. Bu, takımın sahada ne yapmak istediğini bilmediğinin en net işareti.
Bir hücum oyuncusu alırsınız, ona top gelmez. Orta saha oyuncusu alırsınız, oyun kuramaz. Kanat oyuncusu alırsınız, kanat işlemez. Hepsinin ortak paydası aynı: Takımın oyun planı yok. Hücumda top kimin ayağında kalacak, kim koşu atacak, kim ceza sahasına girecek, kim son pası verecek? Bu soruların cevabı sahada görünmüyorsa, 366 milyon Euro da harcasanız, 36 milyon da harcasanız fark etmez. Gol gelmez.
Teknik direktör meselesine gelince. Bir teknik direktörün en temel görevi, elindeki malzemeyi verimli kullanmaktır. Elinde rekor bütçeyle kurulmuş bir kadro varsa ve bu kadro dört maçta gol atamıyorsa, önce kendi aynaya bakacak. Hangi sistemde oynuyorsun? Oyuncularının özelliklerine uygun mu? Rakip analizini nasıl yapıyorsun? Dört maçta rakip kaleye kaç net pozisyonla girdin? Bu soruların cevabı istatistiklerde saklı ama sahada görünen tek gerçek var: Tottenham hücumda etkisiz. Etkisizlik bir kader değil, bir tercihler zincirinin sonucudur.
Yönetim tarafı ise ayrı bir tartışma konusu. Transfer politikası, sportif direktörlük yapısı, teknik heyetle uyum... Bu üçlü birbirini tutmuyorsa, ortaya çıkan tablo tam da bugünkü Tottenham tablosudur. Kulüp yönetimi parayı harcarken "yıldız toplama" mantığıyla mı hareket etti, yoksa "takım kurma" mantığıyla mı? Sahadaki görüntü ikinci şıkkın cevabını veriyor. Çünkü takım kurmak; birbirini tamamlayan, aynı futbol dilini konuşan, birbirinin açığını kapatan oyunculardan oluşan bir yapı inşa etmektir. Yıldız toplamak ise vitrine bakmaktır; vitrin güzel görünür ama içindeki ürün çalışmıyorsa müşteri geri döner.
Taraftarın tepkisi de bu yüzden yükseliyor. İngiliz basınında hem yönetime hem de teknik heyete yönelik eleştirilerin arttığı belirtiliyor. Taraftar haklı; çünkü taraftar sadece skora bakmaz, verilen mücadeleye, sahada görülen plana, takımın ne yapmaya çalıştığına bakar. Dört maçta gol atamayan bir takımın taraftarına söyleyecek bir hikâyesi yoktur. Tribünler sabırlı olabilir ama sabrın da bir sınırı vardır.
Peki bu iş nasıl düzelir? Önce teknik heyetin elindeki kadroyu gerçekçi biçimde analiz etmesi gerekiyor. Hangi oyuncu hangi pozisyonda verimli? Hangi ikili birlikte oynayınca sahada bir şey üretiyor? Hangi sistemde takımın hücum hattı rakip kaleye daha çok yaklaşıyor? Bu soruların cevabı bulunmadan, yeni transfer yapmak sadece yangına benzin dökmek olur. Çünkü sorun oyuncu eksikliği değil, oyun eksikliği.
Burada Türkiye'den bakınca da çıkarılacak dersler var. Bizim ligimizde de zaman zaman "transferle çözülür" mantığıyla hareket edilir. Büyük kulüplerimiz yıldız oyuncular alır, taraftar heyecanlanır, sonra sahada o yıldızlar bir türlü birlikte oynayamaz. Tottenham örneği, bu yaklaşımın en pahalı ve en çarpıcı ispatı. 366 milyon Euro, bir kulübün transfer bütçesi için devasa bir rakam. Ama o parayla alınan oyuncular sahada bir takım gibi görünmüyorsa, o para sadece bilançoda bir kalem olarak kalır.
Futbolun ekonomisi son yirmi yılda tamamen değişti. Artık kulüpler sadece sahada değil, masada da rekabet ediyor. Ama masada kazanmak sahada kazanmayı garanti etmiyor. Tottenham'ın yaşadığı tam olarak bu. Yönetim transferde agresif davrandı, teknik heyet sahada aynı agresifliği gösteremedi. Sonuç: Dört maçta iki puan, sıfır gol, derinleşen bir kriz.
Şimdi sorulması gereken soru şu: Tottenham bu krizi nasıl yönetecek? Teknik direktör değişikliği mi, transfer döneminin kapanmasıyla kadronun oturmasını beklemek mi, yoksa oyun planını tamamen yeniden mi kurgulamak? Bu soruların cevabı önümüzdeki haftalarda sahada görünecek. Ama şu bir gerçek ki, gol atamayan bir takımın en büyük sorunu forvet değildir; o forvete top taşıyamayan yapıdır.
Tottenham'ın hikâyesi bize futbolun en temel gerçeğini hatırlatıyor: Takım olmak, oyuncu satın almaktan çok daha zor ve çok daha değerli bir iştir. Para harcarsınız, yıldızları toplarsınız, taraftarı heyecanlandırırsınız. Ama sahaya çıktığınızda top yuvarlanmaya başladığında, o yıldızlar birbirini bulamıyorsa, o para sadece bir sayı olarak kalır. Tottenham şu anda o sayının altında eziliyor. Ve o sayıyı küçültmenin tek yolu, sahada bir takım gibi görünmekten geçiyor. Bunu başarabilirler mi? Bunu zaman gösterecek ama şu net: Dört maçta gol atamayan bir takımın önce kendine, sonra taraftarına bir açıklama borcu var.
Cem Arıkan diğer yazıları:
- Fenerbahçe'de Sorun Puan Kaybı Değil, Erken Çöken Sezon Mimarisi
- Tottenham'ın 366 milyon Euro'luk kâbusu: Para harcamak takım kurmak değildir
- Altay'ın bayrak zaferi: 1-1 biten derbide asıl tartışma saha dışında başladı
- Hakem mi, Galatasaray mı? Lizbon'da Kaybedilen Sadece Maç Değil
- Hadziahmetovic Ludogorets'te: Beşiktaş'ın Kaybı Değil, Planlamanın İfşası









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.