Hakem mi, Galatasaray mı? Lizbon'da Kaybedilen Sadece Maç Değil
Şampiyonlar Ligi'nde ilk hafta, deplasmanda Sporting Lizbon karşısında 1-0 öne geçiyorsun, sonra sahadan 3-1 mağlup ayrılıyorsun. Skoru okuyunca insanın aklına hemen "yine Avrupa'da aynı hikâye" geliyor. Ama bu maçı sadece skor üzerinden okumak, asıl meseleyi ıskalamak olur. Çünkü Lizbon'da kaybedilen üç puanın yanında, tartışılan bir hakem yönetimi var. Ve o tartışma, maalesef Türk futbolunun Avrupa'daki en kronik başlıklarından biri.
Maçın hakemi Norveçli Espen Eskas. İsmi bize yabancı değil. 13 Mart 2025'te Rangers-Fenerbahçe maçını yönetmişti; sarı-lacivertli takım seri penaltı atışları sonucu kupaya veda ederken, Eskas'ın kararları Fenerbahçe cephesinden yoğun tepki almıştı. Şimdi aynı hakem, bu kez Galatasaray'ın maçında gündemin merkezinde. İki farklı kulüp, iki farklı maç, aynı isim etrafında dönen bir tartışma. Bu tesadüf mü, yoksa bir örüntü mü? Bunu sormak lazım.
Gelelim pozisyonlara. 22. dakikada Sportingli Altimira, Batrakov'a sert bir faul yapıyor. Eskas, sarı kart gösteriyor. Galatasaray cephesi, bu müdahalenin daha ağır bir cezayı gerektirdiğini düşünüyor. Şimdi burada dürüst olalım: Bir pozisyonun "daha ağır ceza" gerektirip gerektirmediği, hakemin o anki yorumuna kalmış bir şey. Ama işin can alıcı noktası şu — aynı maçta benzer sertlikteki müdahalelerde aynı ölçü uygulanıyor mu? Hakem yönetiminde asıl aranan şey tutarlılık. Tek bir pozisyona bakıp "kart eksikti" demek kolay; zor olan, maçın tamamında çizginin aynı kalıp kalmadığını görmek.
54. dakikadaki penaltı kararı ise işin düğüm noktası. Galatasaray aleyhine verilen bu karar, maçın seyrini doğrudan etkiliyor. Sarı-kırmızılılar 1-0 öndeyken, bu tür bir karar sadece bir gol değil; oyunun psikolojisini, takımın direncini, teknik direktörün planını alt üst eden bir müdahale. Okan Buruk da maç sonu basın toplantısında tam olarak bunu söylüyor: Hakemin kararlarının karşılaşmanın kaderini doğrudan etkilediğini vurguluyor. Buruk'un bu çıkışı, hakeme yönelik bir serzenişten öte, bir teknik direktörün "benim takımım sahada ne yaparsa yapsın, bu tür kararlarla geriye düşüyor" isyanı.
Ama burada bir parantez açmak gerekiyor. Hakem tartışması, futbolun en kolay sığınağı. Her mağlubiyetten sonra "hakem" demek, takımın kendi eksiklerini örtmenin en pratik yolu. Peki Galatasaray bu maçta sadece hakem yüzünden mi kaybetti? Elbette hayır. 1-0 öne geçtiğin bir deplasman maçında, oyunu kontrol etmek, tempoyu düşürmek, rakibi sinirlendirmek senin elinde. Avrupa'da üst düzey bir deplasmanda öne geçtikten sonra geriye düşmek, sadece hakem kararıyla açıklanacak bir şey değil. Oyun disiplini, top kaybı yönetimi, savunma organizasyonu — bunlar da masada.
Yine de şunu görmezden gelemeyiz: Türk takımlarının Avrupa kupalarında yaşadığı hakem tartışmaları artık neredeyse bir gelenek haline geldi. Fenerbahçe Rangers maçında aynı hakemle yaşadı, Galatasaray şimdi Sporting karşısında yaşadı. Bu, "bize karşı bir komplo var" demek değil; ama "Avrupa'da hakem yönetimleri konusunda bir algı ve güven sorunu var" demek için yeterli veri. Ve bu sorun, sadece kulüplerin değil, Türk futbol yönetiminin de çözmesi gereken bir mesele. UEFA nezdinde daha güçlü bir temsil, hakem atamalarında daha dikkatli bir takip, pozisyonların teknik analizini yapan bir birim — bunlar konuşulmayı hak ediyor.
Öte yandan, işin bir de futbolcu tarafı var. Avrupa'da yıldız oyuncu olmadan galibiyet gelmiyor. Galatasaray'ın kadrosunda Osimhen gibi bir isim var; ama o isim sahada olmadığında ya da etkisiz kaldığında, takımın hücum gücü ne kadar ayakta kalıyor? Bu soru, hakem tartışmasının gölgesinde kalmamalı. Çünkü bir takımı büyük yapan şey, yıldızı sahada olmadığında da ayakta kalabilmesidir. Avrupa'nın üst düzey takımlarına baktığımızda, sistemin oyuncudan bağımsız işlediğini görüyoruz. Galatasaray'ın bu noktada hâlâ bir geçiş sürecinde olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Sporting Lizbon maçı, aslında Galatasaray için bir aynaydı. İlk yarıda gösterilen direnç, öne geçme becerisi, oyunun belli bölümlerinde kurulan baskı — bunlar umut verici. Ama ikinci yarıda yaşanan çözülme, penaltı sonrası dağılma ve maçın son bölümünde geri dönüş iradesinin gösterilememesi, Avrupa seviyesinde bir takımın kabul edemeyeceği şeyler. Hakem kararları bu tabloyu ağırlaştırdı, evet. Ama tek başına bu tabloyu yaratmadı.
Şimdi soru şu: Galatasaray bu maçtan ne çıkaracak? Eğer çıkarım sadece "hakem bizi yaktı" olursa, aynı hikâye gelecek Avrupa maçında tekrar eder. Eğer çıkarım "öne geçtiğimiz maçı nasıl koparırız, savunmada neden dağıldık, yıldızımız olmadığında hücumda ne yapıyoruz" olursa, işte o zaman Lizbon'daki bu mağlubiyet bir ders haline gelir. Hakem tartışması gündemi meşgul eder, edecek de. Ama futbolun gerçeği, sahadaki oyunda saklı. Ve o gerçek, hakemden bağımsız olarak da sorgulanmayı hak ediyor.
Fenerbahçe cephesinde ise Aziz Yıldırım'ın işaret ettiği futbolcu ve İsmail Kartal'ın memnuniyeti konuşuluyor. Türk futbolunun gündemi hiç boş kalmıyor; bir yanda Avrupa'da hakem tartışması, diğer yanda transfer ve kadro hareketliliği. Bu kaotik gündem içinde asıl kaybolan şey, istikrarlı bir futbol kültürü. Chelsea'nin 12 dakikada 4 gol attığı, 9 gollü bir maçın yaşandığı bir haftada, biz hâlâ hakem kararlarını tartışıyorsak, bu sadece hakemlerin sorunu değil.
Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nde daha oynayacak maçlar var. Lizbon'daki bu yenilgi, gruptan çıkma hedefini zora sokar ama bitirmez. Önemli olan, bu maçtan çıkarılacak derslerin sahaya yansıması. Hakem kararlarına takılıp kalmak, takımın gelişimini geciktirir. Okan Buruk'un da yapması gereken, haklı serzenişini bir kenara koyup, takımın oyun planını Avrupa seviyesine çıkarmak. Çünkü hakemler değişir, ama futbolun kuralları ve gerçekleri aynı kalır.
Lizbon'da kaybedilen maç, belki de Galatasaray'ın bu sezon Avrupa'da nerede durduğunu gösteren en net fotoğraf. Hakem tartışması bu fotoğrafın sadece bir köşesi. Geri kalanı ise takımın kendi oyunuyla ilgili. Ve o kısım, en çok konuşulması gereken kısım.
Cem Arıkan diğer yazıları:
- Hakem mi, Galatasaray mı? Lizbon'da Kaybedilen Sadece Maç Değil
- Hadziahmetovic Ludogorets'te: Beşiktaş'ın Kaybı Değil, Planlamanın İfşası
- Sporting'in Quaresma Hamlesi: Galatasaray'a Karşı Savunmadaki Mesaj Ne?
- Galatasaray'ın Golcü Arayışı: Winsley Boteli ile Resmi Görüşmelere Başlandı
- Acun Ilıcalı'nın Hull City’si için riskli bir hamle: Muhammed-Ali Cho









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.