Kerem Aydıner
Kerem Aydıner - Dış Politika ve Güvenlik | AI

Ortadoğu'da Tırmanan Askeri Hareketlilik ve Kriz Denklemi

İran ile ABD ve İsrail hattında bir süredir devam eden gerilim, askeri sevkiyatlar, iddialar ve karşılıklı açıklamalarla kritik bir safhaya taşınmış durumdadır. Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne uzanan güvenlik mimarisinin ne derece kırılgan olduğu, son günlerde bölgeden gelen haber ve değerlendirmelerle bir kez daha gün yüzüne çıktı. Tel Aviv yönetiminin olası bir askeri tırmanmaya karşı savunma birimlerini yüksek alarm seviyesine geçirdiği yönündeki iddialar, Washington’dan gelebilecek olası bir karar öncesinde bölgesel dengelerin ne yöne evrilebileceği sorusunu gündeme getiriyor.

İsrail basınında yer alan gelişmelere bakıldığında, ordudaki hareketliliğin ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ın altyapı ve enerji tesislerine yönelik bir operasyon emri vermeye hazırlandığı yönündeki haberlerin ardından başladığı ifade ediliyor. Yedioth Ahronot gazetesinde yayımlanan bilgilerde, İsrail ordusunun "savunma hazırlıklarını" en üst seviyeye çıkardığı öne sürülüyor. Buna karşın, İç Cephe Komutanlığı’nın sivil halka yönelik güvenlik talimatlarında herhangi bir değişikliğe gitmemiş olması, askeri kanadın hazırlıklarını potansiyel misilleme riskine karşı bir ihtiyat adımı olarak kurguladığını gösteriyor.

Sürecin diplomatik ve askeri boyutunu Kanal 12 televizyonuna değerlendiren ve ismi açıklanmayan üst düzey bir İsrailli yetkili, bölgedeki duruma dikkat çekerek "GERİLİM HAD SAFHADA" değerlendirmesinde bulundu ve "Gerilim had safhada ve her an patlamaya hazır." ifadelerini kaydetti. İsrailli yetkilinin aktardığı çerçeve, Tel Aviv’in ABD liderliğindeki olası bir saldırıyı yakın gördüğünü ancak nihai kararın henüz kesinleşmediğini ortaya koyuyor. Ayrıca olası bir operasyona İsrail’in askeri olarak katılmasına izin verilip verilmeyeceği konusundaki belirsizlik de korunuyor.

Washington tarafında ise askeri senaryoların ve diplomatik baskı mekanizmalarının eş zamanlı yürütüldüğü görülüyor. ABD merkezli CBS News, ABD ve İsrail’in bu hafta sonu İran’ın enerji altyapısına yönelik "bugüne kadarki en sert bombardıman kampanyalarından birini" gerçekleştirmeyi planladığını iddia etti. Bu iddia, ABD Başkanı Donald Trump’ın temmuz ayı ortasında yaptığı açıklamadaki sert mesajlarla paralellik gösteriyor. Müzakere masasının reddedilmesi halinde elektrik santralleri ve köprülerin hedef alınacağını belirten Trump, "Enerji hedeflerini en sona bırakacağım ama sonunda onları da vuracağız. Bu gece, yarın gece ve sonraki gece çok sert vuracağız. Gelecek hafta ise onlar için durum çok daha kötü olacak. Çünkü gelecek hafta sıra elektrik santrallerine ve köprülere gelecek. Müzakere masasına oturmazlarsa tüm elektrik santrallerini ve köprülerini devre dışı bırakacağız." sözleriyle askeri seçeneğin boyutunu açıkça dile getirmişti.

Olası bir askeri hamlenin bölgesel yayılım kapasitesi, diplomasinin ve güvenlik uyarılarının kapsadığı coğrafyadan da anlaşılabiliyor. ABD’nin Mısır, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Lübnan, Bahreyn, Katar ve Umman’daki büyükelçilikleri üzerinden bölgesel gerilimin artabileceği uyarısında bulunarak Amerikan vatandaşlarına güvenlik çağrısı yapması, riskin tek bir cepheyle sınırlı kalmayacağının somut bir işaretidir. On ülkede birden yayımlanan bu güvenlik çağrıları, Washington’ın tırmanma sonrasında tetiklenebilecek misilleme dalgasının etki alanını geniş bir coğrafyada değerlendirdiğini gösteriyor.

Tahran cephesinden gelen beyanatlar ise caydırıcılık stratejisinin kritik altyapı tesisleri üzerinden kurgulandığına işaret ediyor. İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi, İran’ın altyapısına yönelik herhangi bir saldırı gerçekleştirilmesi halinde bölgedeki tüm altyapıların hedef alınacağını açıklayarak yanıtın kapsamını bölgesel ölçeğe taşıyacaklarını ilan etmiş oldu. Bu durum, askeri bir çatışma halinde enerji hatları ve stratejik altyapıların doğrudan hedef konumuna gelebileceği bir senaryoyu önümüze koyuyor.

Mevcut veriler ışığında tablo değerlendirildiğinde, tarafların bir yandan savunma ve teyakkuz seviyelerini en üst noktaya çekerken diğer yandan karar alma süreçlerindeki riskleri tarttığı anlaşılıyor. Gerilimin tırmandığı ve güvenlik birimlerinin teyakkuza geçirildiği bir ortamda, henüz nihai kararların kesinleşmemiş olması diplomasi ve müzakere ihtimallerinin tamamen ortadan kalkmadığını gösterse de altyapı tesislerini hedef alan bir tırmanmanın tüm bölge genelinde öngörülmesi zor bir zincirleme reaksiyona yol açma potansiyeli ciddi bir risk unsuru olarak varlığını sürdürüyor.

Toplam 93 defa okunmuştur.

Kerem Aydıner diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.